ege
24-11-2009, 10:17
Hayal hayali besler; zurna da her fırsatta dümbeleği kafesler
Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: - Hoca, Türkiye’nin bir “kırılma noktası”ndan geçtiği söyleniyor; sence ne demek bu?
* * *
Hoca:
- Eski kalıplaşmış koşullanmaların sulanmaya başlaması demek, demiş. Çağları ve konjonktürleri, politikacılar değil; öncelikle fizikçiler, yani “teknolojideki aşamalar” değiştirir. Kutsal “tabu”larla tartışılamayan “dogmatik sloganlar”; anlamını yitirmeye, eski “itibarları” sağlamaz olmaya başlar.
* * *
Hoca’ya yine sormuşlar:
- Peki sonra ne olur?
* * *
Nasreddin Hoca da, gülümseyerek sakalını sıvazlamış:
- Değişime ayak uyduramayanların üstünden, “yeni bir çağ”ın silindirleri geçer. Böyle bir değişim döneminde yaşayanlar için, eski Çinliler:
“- Tanrı kimseyi öyle bir süreçte yaşatmasın, derlerdi.
* * *
Nasreddin Hoca’ya:
- Ama sen hep öyle süreçlerde yaşadın; peki ne yaptın, demişler:
Hoca da:
- Göle maya çalıp durdum, ya tutar da yoğurt olursa diye, demiş.
* * *
Sonra da eklemiş:
- Bugünküler de beni taklit etmiyorlar mı; sadece eski mayaların yerini, yenileri aldı. “Kırılma noktası” deniyor buna...
* * *
Astronotların uzayda yürümeye başladıkları, bilgisayarlı, cep telefonlu yeni bir dönemde; “Kırmızı Şapkalı Küçük Kız” masalı da değişmiş.
Gelelim masalın yeni versiyonuna.
* * *
Yeşil Şapkalı Küçük Kız, ormanın ta dibinde oturan büyükannesine, hamburgerle, bir şişe karışık meyve suyu götürürken; yiyecek bir şeyler arayan hain kurtla karşılaşmış.
* * *
Yeşil şapkalı kız, hain kurdu korkutmak için bir yerlere saklanmış.
Ve tam kurt önünden geçerken de, saklandığı sazlıkların arkasından çıkarak:
- Cöö, cöö, cöö, diye üstüne yürümüş kurdun.
* * *
Kurt öylesine korkmuş ki, sonunda bayılıvermiş.
Çok iyi kalpli olan Yeşil Şapkalı Küçük Kız, özür dileye dileye kurdu ayıltmaya çalışmış:
- Korkacak bir şey yok, benimki sadece bir şakaydı, demiş.
* * *
Arkasından da kurda:
- Benim hemen gitmem gerekiyor; ormanın içlerindeki kulübesinde oturan büyükannem beni bekliyor; kendisine hamburgerle, karışık meyve suyu götürüyorum, demiş.
* * *
Birden dikkat kesilen kurt:
-Nerde o kulübe, diye sormuş.
- Şu ilerde, kurumuş büyük meşe ağacının yanında.
- Tamam tamam, demiş kurt ve hızla uzaklaşmış.
* * *
Yeşil Şapkalı Küçük Kız kulübeye geldiğinde, bir ses içerden:
- Kapının üstündeki ipi çekiver, açılır, demiş.
* * *
İçeri girdiğinde, bir gariplik olduğunu sezmiş Yeşil Şapkalı Küçük Kız ve büyükannesine:
- Ne kadar da büyük kulakların var, demiş.
Büyükanne de:
- Seni daha iyi duymak için evladım, demiş.
* * *
Büyükannenin bu yanıtı, bir şeyler hatırlatır gibi olmuş Yeşil Şapkalı Küçük Kıza ve:
- Ne kadar da büyük kolların var büyükanne, demiş.
İhtiyar:
- Sana daha iyi sarılmak için, demiş.
- Burnun da çok iri büyükanne...
- Seni daha iyi koklayabilmek için evladım.
* * *
Yeşil Şapkalı Küçük Kız, bu masalı bilmesine biliyor ama, sonunu bir türlü hatırlayamıyormuş. Yine de sürdürmüş konuşmayı:
- Büyükanne gözlerin de ne kadar büyük...
- Seni daha iyi görebilmek için evladım.
- Çok büyük kulakların da...
- Daha önce de söyledim ya, seni daha iyi duymak için...
- Ah büyükanneciğim, ne kadar da büyük kolların var...
- Sağır mısın be, sana daha iyi sarılmak için, dedik ya...
* * *
Sahte büyükanne:
- Nereye kadar sürecek bu iş, diye düşünmeye başladığı sırada; Yeşil Şapkalı Küçük Kız da sürdürüyormuş tekrarını:
- Ne kadar büyük gözlerin var büyükanne...
* * *
Yattığı yerde sıkılan sahte büyükanne, ön ayaklarıyla ağzını göstererek bağırmaya başlamış:
- Dişleri söyleyeceksin, dişleri...
* * *
Yeşil Şapkalı Küçük Kız:
- Ama hiç dişin kalmamış ki ağzında, demiş.
* * *
Söylentilere göre, nedense militerler biraz kızıyorlarmış “Kırmızı Şapkalı Küçük Kız” masalının bu yeni versiyonuna...
* * *
Babasını kaybettiği için, teselli ötesi bir acıya uğrayan Av. Taner Aktop’tan da, eski bir fıkra.
* * *
Eski çağlarda, yamyam iki erkek kardeş, balta girmemiş ormanlarda dolaşırlarken, derede yıkanan genç ve güzel bir kıza rastlamışlar.
Kardeşlerden biri:
- Hemen yiyelim mi, demiş.
Öteki, biraz düşündükten sonra:
- Yok, demiş; bunu eve götürür, onun yerine ablamızı yeriz.
* * *
Bu fıkra da, iç siyasetteki bir takım alicengiz oyunlarına denk düşüyormuş gibi sanki.
* * *
Özcan Yalım’dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Aşk
Yelken rüzgâr istiyor
Bırak dolsun
Yum gözünü aç gönlünü
Ne olursa olsun
Mademki seviyorsun
Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: - Hoca, Türkiye’nin bir “kırılma noktası”ndan geçtiği söyleniyor; sence ne demek bu?
* * *
Hoca:
- Eski kalıplaşmış koşullanmaların sulanmaya başlaması demek, demiş. Çağları ve konjonktürleri, politikacılar değil; öncelikle fizikçiler, yani “teknolojideki aşamalar” değiştirir. Kutsal “tabu”larla tartışılamayan “dogmatik sloganlar”; anlamını yitirmeye, eski “itibarları” sağlamaz olmaya başlar.
* * *
Hoca’ya yine sormuşlar:
- Peki sonra ne olur?
* * *
Nasreddin Hoca da, gülümseyerek sakalını sıvazlamış:
- Değişime ayak uyduramayanların üstünden, “yeni bir çağ”ın silindirleri geçer. Böyle bir değişim döneminde yaşayanlar için, eski Çinliler:
“- Tanrı kimseyi öyle bir süreçte yaşatmasın, derlerdi.
* * *
Nasreddin Hoca’ya:
- Ama sen hep öyle süreçlerde yaşadın; peki ne yaptın, demişler:
Hoca da:
- Göle maya çalıp durdum, ya tutar da yoğurt olursa diye, demiş.
* * *
Sonra da eklemiş:
- Bugünküler de beni taklit etmiyorlar mı; sadece eski mayaların yerini, yenileri aldı. “Kırılma noktası” deniyor buna...
* * *
Astronotların uzayda yürümeye başladıkları, bilgisayarlı, cep telefonlu yeni bir dönemde; “Kırmızı Şapkalı Küçük Kız” masalı da değişmiş.
Gelelim masalın yeni versiyonuna.
* * *
Yeşil Şapkalı Küçük Kız, ormanın ta dibinde oturan büyükannesine, hamburgerle, bir şişe karışık meyve suyu götürürken; yiyecek bir şeyler arayan hain kurtla karşılaşmış.
* * *
Yeşil şapkalı kız, hain kurdu korkutmak için bir yerlere saklanmış.
Ve tam kurt önünden geçerken de, saklandığı sazlıkların arkasından çıkarak:
- Cöö, cöö, cöö, diye üstüne yürümüş kurdun.
* * *
Kurt öylesine korkmuş ki, sonunda bayılıvermiş.
Çok iyi kalpli olan Yeşil Şapkalı Küçük Kız, özür dileye dileye kurdu ayıltmaya çalışmış:
- Korkacak bir şey yok, benimki sadece bir şakaydı, demiş.
* * *
Arkasından da kurda:
- Benim hemen gitmem gerekiyor; ormanın içlerindeki kulübesinde oturan büyükannem beni bekliyor; kendisine hamburgerle, karışık meyve suyu götürüyorum, demiş.
* * *
Birden dikkat kesilen kurt:
-Nerde o kulübe, diye sormuş.
- Şu ilerde, kurumuş büyük meşe ağacının yanında.
- Tamam tamam, demiş kurt ve hızla uzaklaşmış.
* * *
Yeşil Şapkalı Küçük Kız kulübeye geldiğinde, bir ses içerden:
- Kapının üstündeki ipi çekiver, açılır, demiş.
* * *
İçeri girdiğinde, bir gariplik olduğunu sezmiş Yeşil Şapkalı Küçük Kız ve büyükannesine:
- Ne kadar da büyük kulakların var, demiş.
Büyükanne de:
- Seni daha iyi duymak için evladım, demiş.
* * *
Büyükannenin bu yanıtı, bir şeyler hatırlatır gibi olmuş Yeşil Şapkalı Küçük Kıza ve:
- Ne kadar da büyük kolların var büyükanne, demiş.
İhtiyar:
- Sana daha iyi sarılmak için, demiş.
- Burnun da çok iri büyükanne...
- Seni daha iyi koklayabilmek için evladım.
* * *
Yeşil Şapkalı Küçük Kız, bu masalı bilmesine biliyor ama, sonunu bir türlü hatırlayamıyormuş. Yine de sürdürmüş konuşmayı:
- Büyükanne gözlerin de ne kadar büyük...
- Seni daha iyi görebilmek için evladım.
- Çok büyük kulakların da...
- Daha önce de söyledim ya, seni daha iyi duymak için...
- Ah büyükanneciğim, ne kadar da büyük kolların var...
- Sağır mısın be, sana daha iyi sarılmak için, dedik ya...
* * *
Sahte büyükanne:
- Nereye kadar sürecek bu iş, diye düşünmeye başladığı sırada; Yeşil Şapkalı Küçük Kız da sürdürüyormuş tekrarını:
- Ne kadar büyük gözlerin var büyükanne...
* * *
Yattığı yerde sıkılan sahte büyükanne, ön ayaklarıyla ağzını göstererek bağırmaya başlamış:
- Dişleri söyleyeceksin, dişleri...
* * *
Yeşil Şapkalı Küçük Kız:
- Ama hiç dişin kalmamış ki ağzında, demiş.
* * *
Söylentilere göre, nedense militerler biraz kızıyorlarmış “Kırmızı Şapkalı Küçük Kız” masalının bu yeni versiyonuna...
* * *
Babasını kaybettiği için, teselli ötesi bir acıya uğrayan Av. Taner Aktop’tan da, eski bir fıkra.
* * *
Eski çağlarda, yamyam iki erkek kardeş, balta girmemiş ormanlarda dolaşırlarken, derede yıkanan genç ve güzel bir kıza rastlamışlar.
Kardeşlerden biri:
- Hemen yiyelim mi, demiş.
Öteki, biraz düşündükten sonra:
- Yok, demiş; bunu eve götürür, onun yerine ablamızı yeriz.
* * *
Bu fıkra da, iç siyasetteki bir takım alicengiz oyunlarına denk düşüyormuş gibi sanki.
* * *
Özcan Yalım’dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Aşk
Yelken rüzgâr istiyor
Bırak dolsun
Yum gözünü aç gönlünü
Ne olursa olsun
Mademki seviyorsun