Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
Toplam 26 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #1
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    64
    Mesajlar
    6.980

    Standart Friedrich Wilhelm Nietzsche




    Tüm yazılanlar arasında en çok bir kişinin kendi kanıyla yazdığı şeyi severim. Kanla yaz; ve göreceksin ki, kan tindir... Etrafımda cinler olsun istiyorum, çünkü ben cesurum. Hayaletleri kaçıran cesaret, kendisine cinler yaratır. -cesaret gülmek ister. Artık hislerinizi paylaşmıyorum; altımda gördüğüm şu bulut, güldüğüm şu karaltı ve ağırlık -işte budur sizin yağmur bulutunuz. Yükselmeyi arzuladığınızda yukarı bakarsınız siz. Ve ben aşağı bakarım, çünkü yükseltilmiş biriyim ben. Aranızdan hanginiz aynı anda hem gülebilir, hem yükseltilmiş olabilir? En yüksek dağa çıkan, tüm matem oyunlarına, tüm matem ciddiyetlerine güler. Cesur, tasasız, alaycı ve şiddet uygular -işte böyle istiyor bizleri bilgelik: O bir kadındır ve daima savaşçıyı sever ancak.



    Nietzsche


    Adı Friedrich Nietzsche
    Doğumu 15 Ekim 1844
    Ölümü 25 Ağustos 1900
    Okul/gelenek Varoluşçuluk, Alman felsefesi, Postmodernizm, Postyapısalcı felsefe, Psikanaliz
    İlgilendikleri Antik Çağ felsefesi, Etik, Estetik, Tarih felsefesi, Psikoloji, Değer teorisi
    Etkilendikleri Robert Schumann, Sokrates, Platon, Aristoteles, Dostoyevski, Emerson, Goethe, Kant,La Rochefoucauld, Schopenhauer, Spir, Strauss, Burckhardt, Rée, Wagner, Darwin, Spinoza, Friedrich Lange
    Etkiledikleri Mann, Bataille, Camus, Deleuze, Derrida, Foucault, Heidegger, Ikbal, Jaspers, Jung, London, Shaw, Adorno, Sartre, Baudrillard, Williams, Mencken, Strauss, Buber, Kafka,
    Önemli katkıları Apollon ve Dionysos, Bengi dönüş, Üst-insan, Amor Fati, Güç istenci, Perspektivizm, Trajedi Müzik


    1844 yılında dünyaya gelen aykırı düşünür, "Tanrı öldü" düşüncesiyle tanınmış, yaşadığı çağda pek tanınıp anlaşılmasada, kendinden sonraki kuşağa fazlasıyla temel oluşturmuştur.



    Kendini "yarının yazarı" olarak tanımlayan ünlü düşünür, "200 yıl sonra insanlık beni anlayacak" diyerekten , geleceği görme konusundaki yetisini fazlasıyla göz önüne sermiştir. Nietzsche, kendinden sonra Freud, Heidegger, Camus... gibi düşünürleri etkileyerek, egzistansiyalist felsefenin özgün temellerini atmıştır.

    Lou Salome adlı Yahudi bir kıza aşık olması, ona umut beslemesi ve karşılık görememesi, bu trajik yazarın felsefesini etkileyecek önemli durumlardan biri olmuştur. Ree adlı dostunun vasıtasıyla tanıştığı bu göz kamaştıran bayana sonradan düşman kesilip, sert mektuplar göndermiştir.

    Nietzshe'nin hayatı oldukça trajiktir. Hayatı boyunca hastalıklarla boğuşmuş, yanlız kalmış, anlaşılamamanın verdiği ızdırapla çok zor günler geçirmiştir. Sürekli yer değiştirerek yaşayan ünlü filozof, şiddetli migren ağrılarına rağmen durmadan yazmıştır.

    Babası Karl Ludwig Protestan Kilisesinde papazdır. Nietzsche 5 yaşındayken babası ölmüş, annesi ve ablası bakımını üstlenmiştir. 14 yaşındayken Almanya'nın önemli Protestan yatılı okulu Schulpforta'ya kayıt yaptırır. [Bknz: Nietzsche'nin Soykütüğü]

    20 yaşındayken Bonn Üniversitesine filoloji ve teoloji öğrencisi olarak kayıt yaptırır. Zekası ve derslerdeki başarısı sebebiyle hocalarının dikkatlerini üstüne çeker. Ne kadar filoloji okusada, felsefeden vazgeçememiş, sürekli olarak felsefe kitapları okumuştur.

    21 yaşındayken, bir sahaf dükkanında Schopenhauer'un kitaplarını edinir. Okuduktan sonra, kendisini Schopenhauer'cu olarak tanımlayacaktır.. Ne varki bu aykırı düşünür, ilerde Schopenhauer'un karamsar felsefesine tamamen karşı çıkarak, kendi felsefesini oluşturacaktır.

    1869'da, daha doktorasını bile tamamlamamışken, hocası Ritschl'in tavsiyesiyle Basel Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olur. Bundan bir yıl önce tanıştığı ve müziğinden etkişlendiği Wagner ile, sonradan kanlı bıçaklı bir düşman olacaktır.

    Bu dönemde Almanya-Fransa savaşı patlak verir ve gönüllü olarak savaşa katılır. Ne varki sağlık sorunları sebebiyle , ordudan ayrılarak tekrar İsviçre'ye döner.

    Nietzsche, filoloji ve teolojiden çok felsefeyle ilgilenmektedir. Kısa sürede profösör ünvanı almasına karşılık, 1871'de Basel Üniversitesi felsefe kürsüsüne yaptığı başvuru geri çevrilir. Bunun üzerine iyice kendi klasik filoloji dalından soğuyarak, felsefeye yönelir.

    Felsefe kürsüsüne yaptığı ve red cevabı aldığı başvurudan yaklaşık bir sene sonra ilk kitabı olan "Müziğin Ruhundan Trajedyanın Doğuşu" adlı kitabını yayımlar.

    1879 yılında Basel'deki görevinden istifa eder ve bu andan sonra, yersiz-yurtsuz olarak, gezgincesine otel odalarında ve pansiyonlarda yaşamına devam eder.. Bu gezgin yaşamının bir sebebide sık sık geçirdiği migren krizleridir. Migrenini tetiklemeyecek iklim arayıp duran ünlü düşünür , felsefesinin temellerini bu dönemde atacaktır.

    Daha sonra ise "İnsanca pek insanca", "Tan kızıllığı", "Şen bilim", "Böyle buyurdu Zerdüş", "İyinin ve kötünün ötesinde", "Ahlakın soy kütüğü" adlı kitaplarını yazar. Özellikle "Böyle Buyurdu Zerdüşt" yazarın başyapıtıdır.

    Felsefesini ilk kez, bu kitabında tamamen açıklamıştır. Zerdüşt adlı bilgenin senelerce dağda inzivaya çekildikten insanların arasına inerek onları aydınlatmaya çalışmasıyla başlayan bu içten serüven, çeşitli tuzaklarla doludur. İnsan psikolojisinin derinlerine inmeyi başarabilen Nietzsche, yanlış anlaşılmaya veya hiç anlaşılmamaya oldukça müsait yazılar yazar. "Ahlakın soy kütüğü" adlı eserinin önsözünde bunu değinir ve "yazdıklarım anlaşılamıyorsa bu okuyucunun sorunudur" der.

    İnsanı, maymunla üstinsan arasında gerilmiş bir ip, bir geçiş formu olarak gören düşünür, hayata amacı "kendini aşabilmek-kendinden daha iyi bişey yaratmak" olarak koyar. Nihilizme karşı açtığı savaşı , "amor fati-kader sevgisi" ile sürdürür.

    Hristiyan öğretisinin toplumu yozlaştırdığını düşünerek kendini "Deccal" ilan eder ve "Tanrı'yı öldürür"..

    Sonsuz dönüş öğretisiyle, maddenin sınırlı fakat zamanın sonsuz olduğunu düşünerek, her yaşamın yeniden , tekrar tekrar sonsuza dek süregelen bir süreçle yaşanacağını savunur. Bu öğretisine bilimsel bir dayanak ararken, tamamlayamadan ölür.

    1889'da, Putların alacakaranlığını yayımladıktan sonraki sene, bir sinir krizinin ardından akıl sağlığını kaybeder. Önce annesinin , annesinin ölümünden sonrada ablasının bakımı altına girer.

    1900 yılının yaz mevsiminde, Weimar'da hayata gözlerini yumar. Hayatı dramatik olarak son bulan bu ünlü düşünür, ününe öldükten sonraki yüzyılda kavuşur.

    Hayatı boyunca hastalıklarla boğuşması, Salome'a duyduğu platonik aşk sebebiyle acı çekmesi, arkadaşı Ree'den gördüğü ihanet, Wagner'le dostken düşman olması, ... hafızalarda kazınan olaylardır.

    Bu sebeple, Nietzshe'nin felsefesi, kanımca Nietzshe'nin hayatıyla birlikte okunmalıdır. Ancak o zaman Nietzshe daha anlaşılır olacaktır.













  2. #2
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    64
    Mesajlar
    6.980

    Standart Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche




    Friedrich Wilhelm Nietzsche ESERLERİ

    ESERLERİ
    Trajedya'nın Doğuşu
    Birinci Zamansız Düşünceler : David Strauss'a Karşı
    İkinci Zamansız Düşünceler : Sahte Kültür ve Tarihin Tehlikeleri
    Üçüncü Zamansız Düşünceler : Eğitmen Schopenhauer
    Dördüncü Zamansız Düşünceler : Richard Wagner Bayreyth'da
    İnsanca , Pek İnsanca (1.Cilt)
    İnsanca , Pek İnsanca (2.Cilt)
    Tan Kızllığı
    Sevinçli Bilim
    Gezgin ve Gölgesi
    Böyle Buyurdu Zerdüşt
    İyinin ve Kötünün Ötesinde
    Ahlakın Soykütüğü Üzerine
    Homeros ve Klasik Dilbilim
    Empedokles
    Schopenhauer'ci Felsefe ve Uygarlığı
    Yunan Trajedisi Döneminde Felsefe
    Zerdüşt Şiirine Eklemeler
    Plan , Proje ve Sistemler
    Güç İstenci

  3. #3
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    64
    Mesajlar
    6.980

    Standart Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche







    Friedrich Wilhelm Nietzsche'nin Felsefesinin temel dayanakları

    Nietzsche'nin öğretisi , çok yönlüdür. Merkezini bulabilmek ve aynı merkezden başlayaraktan felsefesini irdeleyebilmek oldukça zordur. Daha doğru bir ifadeyle söylemek gerekirse, felsefesinin temeline neyin koyulacağı , okuyucuya kalmıştır..

    Çünkü Nietzsche , sistematik felsefe anlayışına karşı çıkmış , bu sebeple de sistematikten uzak bir öğreti yaratmıştır.Bu da , okuyucuya bireysel bir fikir edinme hakkı tanır.

    "...ve ancak hepiniz beni inkar ettiğiniz zaman size dönmek isterim. Gerçekten, kardeşlerim, o zaman kaybettiklerimi başka gözlerle arayacağım. Ozaman sizleri başka başka bir sevgi ile seveceğim."

    İşte bu sebepledir ki , Nietzsche hep farklı yorumlanmış , farklı anlaşılmıştır..Kimisi O'na "gönül felsefecisi" derken , kimisi faşizmin , hatta Satanizmin temel dayanağı haline getirmiştir.

    Nietzsche'nin öğretisini , "üstinsan" , "ebedi yineleme" , "decadence (yozlaşma)" ve "kudret iradesi" olmak üzere 4 ana bölümde inceleyebiliriz.

    Öncelikle "üstinsan"dan , yada diğer bir adıyla "insanüstü"nden başlayalım.

    Nietzsche Öğretisinin Temel Dayanakları 1 : "Üst-İnsan"

    Nietzsche'de insan, hayvanla insanüstü arasına gerilmiş bir ip olarak tarifini bulur. Bunu Zerdüşt adlı eserinde açıkça belirtmiştir.

    "İnsan bir iptir ki hayvanla insanüstü arasına gerilmiştir.Uçurum üstünde bir ip."

    Burada göze çarpan konu , "Evrim" dir. Çünkü hayvan insan üstü arasına gerilmiş bir ip tarifi , kuşkusuz bir evrime işaret etmektedir. Fakat Nietzsche'nin evrim konusuna bakışı, Darwin'den farklıdır. Çünkü Nietzsche , en zengin ve en karmaşık biçimlerin , yozlaşmaya maruz kalmasından dolayı erken asimile olduklarını kaydeder.

    "Cins olarak insan her hangi başka bir hayvanla karşılaştırıldığında , bir ilerleme kaydetmez.Bütün hayvanlar ve bitkiler dünyası , alçak olandan daha yüksek olana gelişmez.Hepsi aynı zamanda ,birbirinin üzerinde ,birbirinin içinden ve birbirine karşı gelişirler.En zengin ve en karmaşık biçimler-çünkü daha yüksek tip sözcüğü daha çoğunu ifade etmez-daha kolay mahvolurlar.Sadece en alttakiler,en aşağıdakiler görünüşte bir ölümsüzlüğü idame ederler"

    Bu alıntılardan sonra , açıkça görülüyorki Nietzsche'deki evrim anlayışı , felsefi bakış açısı olarak Darwin'den farklılık gösteriyor. Nietzsche , Darwin'in "en iyi uyum sağlayanlar ayakta kalır" ifadesindeki , "en iyi uyum sağlayanlar" , yani "en güçlüler" kavramına bir zayıflık atfediyor..

    Nietzsche'de yüksek cins insan , "ender olarak" dünyaya gelişinden ve bu sebeple çeşitli zorluklarla karşılaşacağından dolayı yok olma ihtimalinin çok fazla olduğunu kaydediyor..

    Üst-insan kavramının anlaşılabilmesi için , öncelikle Nietzsche'deki evrim anlayışını iyi kavrayabilmek gerekir. Nietzsche'de kendinden daha iyi birşey yaratma düsturu , insanüstü ilkesinin temelini oluştumaktadır..Fakat , "daha iyi birşey" kavramı , tuzaklarla doludur.."İyi" den kasıt , güçtür, Kudret iradesidir.

    Nietzsche'nin Öğretisinin Temel Dayanakları 2 : Kudret İradesi

    Nietzsche'de kudret iradesi , öğretinin doğuşu Nietzsche'nin yaşamıyla paralel olarak incelendiğinde , başlangıçtan itibaren hep mevcuttur.

    Nietzsche'nin kudret iradesi ifadesiyle kastı , yaratıcılıkla alakalıdır. Nietzsche'ye göre "insanlığın içinde müthiş bir güç , kendini deşarz etmek , yaratmak istemektedir". Buna göre insanlıkta dahil olmak üzere her canlı , kudret için yaşar ve yok olur. Kudretin ise yegane yolu , yaratmaktan geçer. Değer yaratan , değer yıkan ve zamanında ölmesini bilen bir yaratıcılık!

    Şöyle der Nietzsche : "Ben nerede canlı bir varlık buyduysam , orada kudrete yönelik iradeyi gördüm.Hizmet edenin iradesinde bile efendi olabilme iradesini gözlemledim"

    Bu fikri yapısıyla Nietzsche , köle ve efendi ayrımını 'evet'ler ,onaylar. Canlılar arasındaki hiyerarşi , özelliklede Nietzsche'de "tür" ve "cins" kavramlarıyla açığa çıkmaktadır.

    "Hayatın devam edegelen deneyi" olan insanda , kudret , iktidar hissiyatı , içgüdüsel olarak insanı eylemlere zorlar. İrade tatmin olamamışsa , Nietzsche'ye göre insan zevk alır. Çünkü Nietzsche hazzı , iradenin taminsizliğinden kaynaklanan bir durum olarak görür.

    "İradenin tamini değildir zevkin sebebi.Tersine irade ileriye gitmek ister ve o engel olan herşeyin üstesinden gelmeye çalışır.Zevk hissi , düpedüz iradenin taminsizliğinden kaynaklanır.Onun rakipsiz ve dirençsiz olarak yeterli doyuma ulaşamamasıdır."

    Nietzsche , hayattaki eylemleri yönlendiren hissin kaynağını kudret iradesi olarak vermeye kalkmakla kalmaz.Nietzsche'ye göre herşey , kudret iradesinin nihai şekillendirişleridir.Güç istencinin yadsınamayacak bastırışıyla insan , yaşamak için , veya mutluluk için değil , güç için yaşamalıdır..

    Hayatta amacı mutluluk ve haz olarak olarak tanımlayanları küçümser ve "ayaktakımı" olarak adlandırır.

    Güç İstenci-Kudret İradesi olarak öldükten sonra yayımlanan eserinin sonunda şöyle der ;


    "...en gizliler!, en güçlüler! , en korkusuzlar! , en yarıgecemsiler! bir ışık istermisiniz?.Bu dünya kudrete yönelik iradedir.Bunun dışında hiçbirşey değildir.Bizzat sizde kudrete yönelik iradesiniz.Bunun dışında hiçbirşey değilsiniz!"

  4. #4
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    64
    Mesajlar
    6.980

    Standart Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche





    Nietzsche'nin Öğretisinin Temel Dayanakları 3 : Decadence

    Decadence, fransızca bir kelimedir. Latince kökenli olup "decadere" den gelmektedir. Nietzsche, eserlerinde bu kelimeyi özellikle Almanca'ya çevirmeden kullanmıştır. Çünkü Almanca'da tam olarak karşılığı bulunmamaktadır.

    Nietzsche'nin Türkçe'ye çevrilmiş kitaplarında da bu kavram kullanılır.Her ne kadar yukarıda belirttiğim şekilde çeviri yapılabilinse de , bu kelimenin , aslında Türkçe olarak anlamını karşıladığı bir kelime mevcuttur değildir.

    Bu kavram , Nietzsche felsefesinde nilizmin bir sonucu olarak ortaya çıkar.Çünkü , nihilistik yaşam tarzı , sonuç olarak yabancılaşmaya sebep olur.Gerçek dünyayı yadsıyan , ötedünyayı (cennet-cehennem) yüceleştiern her din veya fikri akım , nihilistik bir yapı gösterir ve sonuç olarak insanı gerek kültürel , gerek ruhsal , gerek biyolojik olarak bir yabancılaşmaya iter.

    Nietzsche , felsefesinin başlangıcı nihilzme karşı açtığı savaşla belirler.Güç istenci adlı yapıtına şöyle başlar :

    "Nihilizm kapıya dayandı.Butün konukların bu en tekinsizi nereden geldi?"

    Bu başlangıçtan sonra Nihilizmi , yine aynı yapıtta şöyle tanımlar :

    "Nihilizm. İki anlamlıdır. A] Nihilizmin ruhun yükseltilmiş olan kudretinin işareti olarak. Etkin nihilizm. B] Nihilizm çöküş olarak, ruhun kudretinin azalması olarak. Edilgen nihilizm."

    Bu kısımda tanımladığı ile yorum yaparsak , Nietzsche'nin edilgen nihilizme karşı cephe aldığını , etkin nihilizmin ise ruhun özgürleşmesi adına zorunlu bir süreç olduğunu düşünmek hiçte yanlış olmayacaktır.

    Nietzsche , felsefi yapıtlarında belirli insan türleri üzerinde durur.Bunlar "sürü" , "özgür insan" ve "üst-insan" dır.Bu insan profillerinden üst-insan kavramına daha önce değinmiştik.Lakin Nietzsche'nin insan profillerini daha sonra başka bir başlıkta detaylı olarak incelemek yerinde olacaktır.Şimdilik kısaca değinmek istiyorum.

    Sürü insanı , nihilistik yapı gösteren bir yaşam tarzı ile yaşar.Umudunu öte dünyaya göçürmüş, gerçek hayatı yadsımış , din adamlarının ve devlet yöneticilerin güdümünde bir hayatları vardır.Çoğunluktadırlar ve sürü psikolojisi ile hareket ederler.Aykırıya,asiye düşmandırlar.Gelenekleri ve kendi malum hayata bakış açıları dışında hiçbir görüşü kabullenmezler ve cezalandırmak isterler.Kendi düşünceleri ve yorumları yoktur.Başlarındaki çobanları ne derse kabul ederler ve uygularlar.

    Özgür insan , yaşadığı toplumun geleneklerinden sıyrılmış , kendince düşünebilen , ama hala kendini bulamamış insan tipidir.Sürünün egemenliği altında yaşasa da , sessiz başkaldırışları sebebiyle sürüden ayrılmıştır.Fakat sürüden ayrılabilmenin çetin zorlu yolları vardır.Zira insan , bu yollarda kendini kaybedebilir ve tuzaklara düşebilir.Sürüden ayrılan insanın ilk dönemleri "edilgen nihilistik" bir yapı gösterir.İnsan , bu dönemde araştırmaz ama sadece sorgular,düşünür.Toplumunun çarpık düşüncelerini yanlış bulur lakin içine düştüğü büyük çelişki , onu hayatı yadsımaya zorlar.Eylemsizdir çünkü , çelişkiler yumağı , beyninin her bir yanını sarmalamıştır.Fakat bu çetin yolları aşarsa , etkin nihilistik bir özellik kazanır.Artık , Nietzsche'nin deyimiyle "aslanın besinine duyduğu istek kadar" güçlü bir şekilde araştırmaya koyulur.Doğrular üretmeye çalışır.Artık Tanrı'sını öldürmüştür ve Tanrılaşabilme isteği içindedir.Tutkuyla ve çeşitli acılar içinde gerçeğini aramaya koyulur.

    Üstinsan ise , artık tamamen özgürleşmiş , kendinden yuvarlanan bir tekerlektir.Nietzsche'nin deyimiyle "yıldızları kendi etrafında döndürmek" istercesine hayatla oynar.Ona hükmeder.Çocuksu bir masumiyetle hayatla dans etmesini bilir ve gerçeğini bulmuştur.

    Nietzsche'nin Zerdüşt adlı eserinin , "üç değişme üstüne" adlı bölümünde bahsini ettiği üç kavram vardır.Bunlar deve , aslan ve çocuktur.Bu bölümde devenin aslan , aslanın ise nasıl çocuğa dönüştüğünü anlatır.Bölümde bahsi geçen deve , sürüden henüz ayrılmış ve edilgen nihilistik bir yapı gösteren insan profilini simgeler.Aslan ise , Tanrı'sıyla yüzeşip onu öldürmüş , gerçeği iştahla arayan insan profilini yansıtır.Çocukla kastedilen ise Üst-İnsandır.

    Konuyu özetlemek gerekirse , tüm bu değişim süreçlerinin temelinde yozlaşma-decadence yatar.Nihilizmin sebep olduğu bu yabancılaşma , insanı zorlu yollardan geçirerek özgürleşmesini sağlar.Sürünün hakimiyetinde erimiş olanlar ise , artık sürüleşmiş ve yabancılaşmıştır.

    Nietzsche'nin Öğretisinin Temel Dayanakları 4 : Sonsuz Dönüş

    Nietzsche'nin felsefesinde en ölümcül noktalardan biri "sonsuz dönüş" veya "ebedi yineleme" dediği öğretidir.Bu kavram , Nietzsche'yi hayatın sonsuz bir istekle "evet"leme , onaylama sonucuna ulaştıran bir öğretidir.

    Hayatın tekrar kere , sonsuza kez yinelenmesi durumu , üst-insanın oluşa verdiği ad , bir isimdir.Yagıdan farklı ve çok çok daha güçlü bir olumlama şekli olan sonsuz dönüş , yani ebedi yineleme , uzayda maddenin sonlu olması ve zamanın sonsuza dek devam eden bir süreç olmasından dolayı , her anın , her yaşamın ,sonsuza dek tekrar tekrar yaşanmasıdır.

    Nietzsche , sonsuz dönüş öğretisi için şöyle der :

    "En yüce gücü sağlamaya yönelik böylesine gelip geçici bie düşünce örneği : Yazgıcılık, onun da en uç şekli : Sonsuz dönüş!"

    Yazgıcılığın uç şekli olarak tanımladığı bu fikir , yaratıcılığa ek bir hareket verir.Hayatı , her türlü duygu duruma ve sertliğe karşın olumlama , üstinsana giden yolda bir rehber , üstinsan için ise bir düsturdur.

    Doğanın yaratıcı enerjisini üstünde toplayan insan , yaratıcılıkla , yani sanatla yeşerdiğinden dolayı , felsefe ve sanatın birbirinden ayrılmaması gerektiğini düşünen Nietzsche , en büyük yaratıcının özümsemesi gerektiği ilk şartını sonsuz dönüş olarak ortaya koyar.

    Sonsuz dönüş , Nietzsche'nin eserlerinde sıkça belirttiği tanımıyla bir "Dionysos" haldir.Yani , trajik-üstinsanın bir vecd hali..Bir bakıma , varoluş zincirinin en yüksek seviyede ve topyekün onaylama halidir.

    Dionysos , bir yunan tanrısıdır.Adı , antik yunan mitolojisinde şarap ve eğlence tanrısı olarak geçer.İnsanlığın şarabı keşfetmesiyle yaratıcılık duygusunun artması durumu sebebiyle , insan yaratıcılığına büyük değer atfeder.

    Bu tanrı , Nietzsche gerçek anlamını bulur ve sanatın iki koruyucu ve yaratıcısı haline gelir...ki öteki Apollo'dur.Dionysos , taşkınlığın , yaratıcılığın , uyumun , müziğin ve şarhoşluğun tanrısı , Apollo ise ölçünün , dengenin , biçimin ve ışığın tanrısıdır.

    Apollo-Dionysos çatışma ve uzlaşmasının iç içe ve ayrılamaz şeklini , sonsuz dönüşte barındırır.Sonsuz dönüş , Nietzsche'nin Zerdüşt adlı eserinde , "üç değişme üstüne" de tanımladığı "çocuk"un ayrılamaz bir ilkesidir.

    Her türlü acının , ızdırabın , kederin , hüznün ve buna ters olarak , çoşkunluğun , mutluluğun , sevincin iç içe ve ayrılmaz bir bütünlük oluşturduğu Dionysos-vari durum , Irvin Yalom'un ünlü eseri "Nietzsche Ağladığında" adlı romanda da işlenmiş ve büyük ilgi toplamıştır.

    Kurgusal bir diyalogda , gerçeğe yakın olarak şöyle demişti Nietzsche ,Dr.Bruer'e :

    "Düşününki varoluşun ebedi kum saati defalarca tersine , bir daha tersine çevrilip duruyor.Her seferinde siz de , ben de , içindeki her zerrede sürekli tersine çevriliyoruz ... Zaman ezeli;zaman sonsuza dek uzanıyorsa , olabilecek her şey , zaten daha önce olmuş değilmidir?Şuanda geçen herşey daha önce de aynı şekilde geçmiş değilmidir?...Zamanın hep varolduğunu , sonsuza dek geriye uzandığını düşünün..Böyle sonsuz bir zamanda , dünyayı oluşturan bütün olayların yeniden bir araya gelişleri,sonsuz kereler kendilerini yinelemeleri demek olmuyormu?"

    Irvın Yalom'un kurguladığı ve gerçek karakter ve mekan içeren bu ünlü diyalog , Nietzsche'nin benzersiz öğretisi olan ebedi yinelemeyi tanımlar gibidir.


  5. #5
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    64
    Mesajlar
    6.980

    Standart Nietzsche ve Bugün

    Nietzsche\'ye 2007 Türkiye\'sinden Bakmak

    Bu satırlarda Nietzsche'nin dünyanın kültürel mirasına olan katkısından uzun uzun söz edilmesinin pek anlamlı bir tavır olmayacağı düşüncesindeyiz.. Ancak bu büyük düşünürün, felsefesi ile çağımızı en çok etkileyen filozoflardan birisi olduğunun altını çizerek, O'nun büyük eseri "Böyle Buyurdu Zerdüşt"a sözü getirmek istiyoruz. Turhan Oflazoğlu'nun çevirisi ile Türk diline kazandırılan bu başyapıt, aşağıda yer alacak derleme denemesinde, sık sık başvurduğumuz bir temel kaynak olacaktır.



    Nietzsche

    ÖNSÖZ

    Kendisine, Tehlikeli "Belki"nin Filozofu diyen Nietzsche'riin dünyasına (ya da felsefesine) Deli adını taşıyan bir yazı parçasından girmek, sanıyoruz iyi bir başlangıç ve doğru bir adım olacaktır.

    Sözünü ettiğimiz masalsı yazıda Nietzsche şöyle anlatıyor:

    "O deliyi duymadınız mı?

    Sabahleyin tanla yatağından kalkıp pazar ye*rine koşan Deli şöyle bağırır:

    - Tanrıyı arıyorum! Tanrıyı arı*yorum!,.

    Bir gülüşmedir kopar pazaryerinde. Kalabalıktan birisi:

    - Ne, aklını mı yitirmiş bu adam?

    - Çocuk gibi, yo*lunu mu yitirmiş? Diye sorar bir başkası.

    Kalabalık bu düzen üzre bağrışır... Gülüşürler insanlar.

    Ancak Deli ansızın ortalarına dalar ve onları bakışlarıyla deler:

    - Nerde mi Tanrı? Diye bağırır.

    Söyleyeyim:

    - ÖLDÜRDÜK ONU! Sen, ben. Hepimiz onun katilleriyiz. Peki nasıl yaptık bunu? Nasıl yutabildik denizi? Bütün çevreyi silmek için süngeri kim verdi bize? Yeryuvarlağını güneşten boşlamakla, ne yapmış ol*duk? Şimdi güneş nereye gidiyor? Biz nereye gidiyoruz şimdi? Bütün güneşlerden uzaklaşmıyor muyuz? Ge*riye doğru, yana, ileriye doğru, bütün yönlere doğru, dalmıyor muyuz? Aşağı diye, yu*karı diye bir şey kaldı mı? Sonsuz bir yokluk içindeymiş gibi yoldan sapmıyor muyuz? Soluğunu duymuyor muyuz boş uzayın? Ve şimdi daha da soğumuş değil mi uzay? Gece üstüne gece değil mi yaklaşan? Tanrı'yı gö*men mezarcıların gürültüsünü hiç mi duymuyorsunuz? Tanrı'nın çü*rümesinden yayılan kokuyu burnunuz almıyor mu? Tanrılar dahi çürürler. Tanrı öldü! Hem de onu biz öl*dürdük. Şimdi biz, katiller katili olan biz, nasıl avutalım kendimizi? Kim silecek bu kanı üzerimizden? Bizi arıtacak bir su var mı Dünyada?.. Nice kutsal oyunlar bulmamız gerek bunun için? Bu işin büyüklüğü, bize göre çok büyük değil mi?.. Her kim ki, bizden sonra doğacaktır; o kişi, bütün tarihten daha yüksek bir tarihin parçası olacaktır.

    Deli bu noktada susar.

    Kendisini dinleyenlere bakar.

    Onlar da sumakta ve şaşkınlık içinde O'na bakmaktadırlar.

    Derken (deli) elindeki fenerini yere ça*lar; fener kırılır ve söner.

    - Çok erken geldim, der sonra Deli.

    - Benim vaktim daha gelmedi: Şimdilik bu büyük "olay"... daha erişmedi kulaklarına kişi-oğullarının. Şimşek ve yıldırım zaman ister. Zaman ister işler yapıldıktan sonra bile, görülme*den ve işitilmeden önce.

    O gün Deli birçok kiliseye girip, çıkar ve Tanrı'ya "SONRASIZ AĞIT"ını okur...

    Dışarı çıkartılıp sorguya çekildiğinde ise, hep şöyle karşılık verdiği söylenir:

    - Tanrı'nın mezarlarından, türbele*rinden başka nedir ki bu kiliseler?

    Nietzsche'ye göre durum işte budur.

    Tanrı, insanın içinde ölmüş*tür, insan kendi eliyle öldürmüştür onu. İnsan, Tanrı'nın ölümüyle açı*lan boşluğa yuvarlanmış ve en büyük tehlikeyle, yok olmakla karşı karşıya kalmıştır.

    Fakat bu en büyük tehlike, onun en büyük olana*ğıdır.

    İnsan ne yapıp edip, bu boşluğu kendi varlığı ile, kendini alt-ederek, doldurmalıdır...

    Ancak böyle değer kazanacaktır, Tanrı'yı öldürmüş olması!

    İnsan eksik, tamamlanmamış bir varlıktır.

    Açıktır her şeye: Gerisin geri de gidebilir, sağa sola da sapabilir, yukarılara da yükselebilir.

    Öyleyse insanın yönünü, ereğini belirlemek gereklidir.

    - Hayat, hep kendini alt-edendir.

    Hayata ayak uydurmaktan, hayatla yön*deş olmaktan başka yol yoktur.

    İnsan eksiktir, ama bu eksiği kendisi giderecektir; buna mecburdur ve kurtuluşunu kendisi yaratmak zorundadır.

    Şimdiye dek kendi dışında sanarak yücelttiği varlıkların bütün görkemi ve güzelliği onun olacaktır!

    Ancak insan, kendi içinde kalarak gerçekleştiremez bunu... İnsan'ın önüne, O'nun varlığının yöneleceği, erek bileceği bir örnek (bir hedef) koymak gerekir: (işte) örnek, bu hedef ve erek, üst-insan'dır!

    İnsan, var gücünü seferber ederek bu örneğe (bu hedefe) doğru ulaşmaya ve hep kendini aşmaya çalışmalıdır.

    İnsanın erek olarak hiç bir büyüklüğü yoktur. Çünkü o an*cak, bir köprü olarak (ve bu anlamda) değerlidir!..

    İnsan, üst-insan'a götüren bir köprüdür!..

    Üst-insan, yalnız insanın değil, bütün yer yuvarlağının da anlamıdır.

    Yeryüzünde var olan her şey, , Üst-insan'ın yaratılmasına katıldığı ölçüde "haklı' çıkarabilir varlığını...

    Üst-insan'dan yoksun insan, kargaşa*dan, yıldız doğurmamış bir karanlıktan başka bir şey değildir!

    Zaman gelmiştir... Zil çalmaktadır: İnsan, bir an önce, kargaşasını, kendine anlam veren bir düzene çeviremez ise, yıldız doğurtamaz ise, kendi karanlığının kör kuyuları içinde yok olacaktır; kendi kendisini yok edecektir!



    Nietzsche olağanüstü çok yönlü, birçok çelişmeyi aynı anda içinde barındıran ve bu zıtlıkların verdiği enerji ile yüklü bir düşünürdür.

    Bu sözünü ettiğimiz çelişmeler, onun kurduğu "yapı"da zayıflık belirtileri değil; tam aksine, bir ruhsal yetkinlik ve zenginliğin göstergeleridir. Bu yapıyı ayakta tutan ve sürekli olarak yenileyen güç kaynaklarıdır.

    Ancak Nietzsche'ye yaklaşmak, onun etki alanına girmek, bazı tehlikeli sonuçlar da doğurabilir. Çünkü Nietzsche insanlardan kendilerini aşmalarını, tüm önyargılarını yeni baştan gözden geçirmelerini ve kendilerini yeni baştan yaratmalarını istemektedir. Hem de hemen, şimdi!.. Ve bu işi bir fantezi biçiminde ele alarak değil;; yaşamın en önemli meşgalesi olarak ve ciddi biçimde gerçekleştirmelerini talep etmektedir.

    Her şey*den önce onun düşünce temposuna, ard-arda çakan simgelerin akışına ayak uydurabilmek, bu simgelerin gerisinde, ya da derinliğinde yer alan anlamlara ulaşabilmek gerekmektedir.

    Eşsiz bir açıklıkla kavradığı en soyut düşünceler dahi, onda duygulara, tutkulara dönüşür. Yaşayan nesneler kılığına girerler.

    Nietzsche yeter ki, insanlarda yoğun ve özgün bir duyarlılıkla karşılaşsın; aktarıverir o insana dü*şüncelerinin titreşimlerini... İstemini uyarır O'nun ve yön verir O'na... Hemen, şimdi!

    Tartışan, usa-vuran bir düşünce biçimi değildir bu... Gür görün*tülerle donanmış düşüncelerin aydınlığın ortasında, (adeta) horan tepmesidir.

    Yeter ki, yeni bir yaşamayı ve Dünya'yı evetleyen ve coşku ile, "bir daha! bir daha!" diyen bir yaşa*maya koşsun O kişi...

    Dolu-dizgin yaşasın, varlığının sınırlarına dek yaşasın... Ve bittiği yerde (de) kendisini alt-ederek, Üst-insan'ı ger*çekleştirsin!..

    Bu yola gönlünü çeviren insana, gücünün yettiğince yardım elini uzatmak ister...



    Hıristiyanlığı, hayatı baltalayan, insanın boyutlarım küçül*ten bir yaşam yolu sayar.

    - Hıristiyanlık, hayatın en korkulası hastalığıdır, der.

    Yaşamın hızını kesen, yükselişini engelleyen her şeye, hayır!

    Yaşamayı hızlandıran, yükselten her şeye, evet!

    Hatta bir aldanış, yaşamanın gelişmesine yardımcı mı oluyor?.. O'na da evet!

    Kötü sayılan şeyler, örneğin sertlik, amansızlık, kavgacılık, kişinin canlılığını mı artırıyor?.. Onlara da evet!..

    Ancak bu noktada, Schopenhauer;

    - Ama, diyecektir; daha çok yaşama, daha çok acı demektir; yaşadığınca çekeceksin.

    - İyi ya! diye karşılık verecek*tir Nietzsche de; en yüce dağlar, en derin denizlerden çıkmıştır; en derin sevinçler de, en derin acılardan doğar!..

    Ona göre, insanın en temel başarısı ahlak değil, sanattır!

    Eski Yunalılar;

    - Acı, ancak sanat yordamıyla sevince çevrilebilir, derler diyor Nietzsche ve devam ediyor;

    - Kişi, acıyı nesnel bir kalıba döküp, dışarı çıkartarak, acıyla kendisi arasına bir uzaklık koymuş olur. Bu uzaklık insana, kendi acısını seyretmesini ve ona egemen olmasını sağ*lar. Tragedyalardan alınan tadı düşünün bir yol... ne demek istediğimi anlarsınız.

    + + +

    İşte böyle...

    Bu büyük düşünce (duygu ve tutku ) adamını bizlere hocamız sayın Turan Oflazoğlu tanıştırdı. O sevdirdi. O öğretti.

    Biz de kendisinden aldığımız manevi izne yaslanarak bu satırları sitemize katıyoruz.

    Amacımız, gayemiz ve hedefimiz, bu koca insan abidesinin sevilmesinden elde edeceğimiz "sevinç"ten ibarettir.

    Ve sonuç olarak, büyük düşünür Nietzsche'nin Böyle buyurdu Zerdüşt, adlı kitabından yaptığımız derlemeleri satırlarımıza aktarmaya başlıyoruz:



    I

    ZERDÜŞT'ÜN ÖN-DEYİŞİ
    Zerdüşt otuz yaşında yurdunu ve yurdunun gölünü bıra*kıp dağlara çıktı.

    Orada ruhunun ve yalnızlığının tadını çıkarttı. Ve on yıl bundan bıkmadı. Ama en sonunda gönlünde değişmeler oldu. Ve bir sabah tanın ağarmasıyla kalktı, güneşin karşısına geçti ve ona şöyle dedi:

    - Ey büyük yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı nice olurdu senin mutluluğun!.. On yıldır mağaramın üstünde yükselir durursun: Işığından ve yolculuğundan bıkardın ben olmasaydım, kartalım ve yıla*nım olmasaydı!

    Ama biz seni her sabah bekledik, senden fazlalığını aldık ve kutsadık seni bunun için.

    Bak! Pek çok bal toplamış bir an gibi, bilgeliğimden usandım; onu almaya uzanacak eller gerek bana.

    İnsanlar arasında bilgeler delilikleriyle, yoksullar da zen*ginlikleriyle bir daha sevininceye dek, vermek dağıtmak iste*rim.

    Derinliklere inmeliyim işte bunun için: Tıpkı senin akşamları denizin ardına inişin ve alt-dünya'ya ışık iletişin gibi, ey taşın yıldız!

    Aralarına inmek istediğim insanların dediği gibi, batmalıyım, sencileyin!..

    Kutsa beni öyleyse, en büyük mutluluğa bile kıskanmadan bakan ey durgun göz!

    Taşmaya durmuş kadehi kutsa da altın aksın su ve dört bucağa götürsün parıltısını sevincinin!

    Bak! Bu kadeh yine boşalmak ister ve Zerdüşt yine insan olmak ister..

    - Böyle başladı Zerdüşt'ün batışı...

    - 1 -



    Zerdüşt dağdan yalnız indi ve kimseyle karşılaşmadı.

    Ama ormana girdiğinde, kulübesinden ormanda kök aramaya çıkmış yaşlı bir adam belirdi birden önünde. Ve şöyle dedi yaşlı adam Zerdüşt'e:

    - Yabancı değil bana bu gezgin kişi, yıllar önce geçmişti buradan. Adı Zerdüşt'tü. Ama değişmiş. O gün külünü dağlara götürüyordun. Bugün de ateşini va*dilere mi götüreceksin? Kundakçılığın cezasından korkmuyor musun?

    Evet. Zerdüşt'ü tanıdım. Dupduru gözleri ve ağzında tik*sinti hiç yer etmemiş. Oynar gibi değil mi yürümesi? Değişmiş Zerdüşt; çocuk olmuş Zerdüşt. Uyanmış biri Zer*düşt. Uyuyanlar arasında neyleyeceksin?

    Sanki denizde yaşardın yalnızlığında ve deniz seni taşırdı. Yazık, kıyıya mı çıkmak istiyorsun? Yazık, gövdeni yine kendin mi sürüklemek istiyorsun?

    Zerdüşt cevap verdi:

    - İnsanları seviyorum

    - Neden?

    ...diye sordu ermiş ve devam etti:

    - İnsanları çok sevdiğim için ormanın ıssızlığına çekildim ben. Ancak, Tanrı'yı seviyorum şimdi. İnsanları sevmiyorum. İnsan, fazla eksik bir şey bence.

    Zerdüşt cevap verdi:

    - Sevgi de ne söz! Ben insanlara armağan götürüyorum.

    - Onlara bir şey verme, dedi ermiş. Onlardan al, daha iyi... Ve onlarla birlikte taşı. Bu onların daha çok hoşlarına gider: Yeter ki, senin de hoşuna gitsin!

    Ve onlara vermek istersen, sadakadan fazlasını verme. Onu da dilensinler senden.

    - Hayır, diye cevap verdi Zerdüşt; Ben sadaka vermem. Yoksul değilim o kadar.

    Ermiş Zerdüşt'e güldü ve şöyle dedi:

    - Öyleyse, hazinelerini onlara kabul ettirmeye bak! Onlar yalnızlardan kuşkulanırlar. Ve bizim armağanlarla geldiğimize inanmazlar.

    Adımlarımız sokaklarında pek ıssız çınlar. Ve gece yataklarındayken, güneş doğmadan çok önce birinin geçtiğini işitseler, kendi kendilerine soracaklardır; "Nereye gider bu hırsız?.."

    Ve devam etti ermişin konuşması:

    - Gitme insanlara, ormanda kal!.. Hayvanlara git daha iyi! Neden benim gibi olmak istemiyorsun, ayılar arasında ayı, kuşlar arasında kuş?

    - Peki, ormanda ne yapıyor ermiş?" diye sordu Zerdüşt.

    Ermiş cevap verdi:

    - Türküler düzüp söylüyorum ve bu türküleri düzerken gülüyor, ağlıyor, mırıldanıyorum. Böyle övüyorum Tanrı'yı...

    Türkü söyleyerek, ağlayarak, gülerek, mırıldanarak övüyorum benim Tanrı'm olan Tanrı'yı. Peki, sen armağan olarak bizlere ne getiriyorsun?"

    Zerdüşt bu sözleri işitince, ermişe iyi dileklerde bulundu ve ondan ayrılırken dedi ki;

    - Ne vereyim ben sizlere?.. Elimi çabuk tutup, hemen gideyim de, bir şey almayayım sizlerden!..

    Ve ayrıldılar böylece, yaşlı adamla Zerdüşt, iki çocuk gibi gülüşerek...

    Ama Zerdüşt yalnız kalınca, şöyle dedi gönlüne:

    - Nasıl olur?.. Bu yaşlı ermiş, Tanrı'nın öldüğünü daha işitmemiş ormanında...




  6. #6
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    64
    Mesajlar
    6.980

    Standart Nietzsche ve Bugün

    ERDEM KÜRSÜLERİ ÜZERİNE

    Uyku ve erdem üstüne pek güzel konuşan bir bilgeyi övdüler Zerdüşt'e: kendisi bu yüzden çok saygı görür, el üstünde tutulurmuş, bütün gençler de kürsüsünün önünde otururlarmış. Ona gitti Zerdüşt ve bütün gençlerle birlikte, kürsüsünün önüne oturdu. Ve şöyle buyurdu bilge:



    Saygı ve utanç duymalı uykunun karşısında! İşin başı budur! Ve kötü uyuyanların ve geceleri uyanık duranların yolundan çekilin!

    Hırsız dahi utanç duyar uykunun karşısında: hep geceleyin sessizce çalar. Utanmaz ama gece bekçisi, utanmadan taşır düdüğünü

    Öyle kolay bir sanat değildir uyumak: onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir.

    Günde on kez altetmelisin kendini: bu iyi bir yorgunluk verir ve canın afyonudur.

    On kez yine barışmalısın kendinle: çünkü altetme acıdır ve kötü uyur barışmayan

    On gerçek bulmalısın günde, yoksa gece de ararsın gerçeği ve canın aç kalır.

    On kez gülmelisin günde ve sevinmelisin: yoksa miden, o dert babası, gece seni tedirgin eder.

    Bunu bilen azdır: iyi uyumak için kişide bütün erdemlerin bulunması gerekir. Yalan yere tanıklık mı edeceğim? Zina mı edeceğim?

    Komşumun hizmetçisine göz mü dikeceğim? Bütün bunlar uykuya iyi gelmez.

    Ve kişide bütün erdemler ola bile, bilinmesi gereken bir şey daha vardır: erdemlerin kendilerini de tam vaktinde uykuya yollamak.

    Birbirleriyle çekişmesinler diye bu hanım hanımcık dişiler! Senin yüzünden ey mutsuz kişi!

    Tanrıyla ve komşuyla barış: bunu ister iyi uyku. Ve komşunun şeytanıyla dahi barış! Yoksa geceleri tebelleş olur sana.

    Yetkililere saygı ve boyun eğiş, çarpık yetkililere dahi! Böyle ister iyi uyku. Çarpık bacaklar üstünde yürümek istiyorsa güç, benim elimden ne gelir?

    Her kim koyununu en yeşil otlağa götürürse, ben ona her zaman en iyi çoban derim: bu bağdaşır iyi uykuyla.

    Ne çok şerefim olsun isterim, ne de çok hazinem: bunlar safra kabartırlar. Ama iyi bir adın ve küçük bir hazinen olmazsa iyi uyunmaz.

    Bence küçük bir topluluk kötü bir topluluktan yeğdir: tam vaktinde gelip gitsinler de. Bu bağdaşır iyi uykuyla.

    Çok hoşuma gider ruh yoksulları da: bunlar uykuyu ilerletirler. Mutludurlar, hele kendilerine her zaman hak verilirse.

    Böyle geçer erdemlilerin günü. Gece olunca uykuyu çağırmaktan sakınırım! Çağrılmak istemez o, uyku, erdemler hakanı!

    Ama gündüzün ne yaptığımı ve ne düşündüğümü düşünürüm. Böyle, inek gibi sabırlı, geviş getirirken, kendime sorarım: senin on yengin nelerdi?

    Ve gönlümü gönendiren on barışma ve on gerçek ve on gülüş nelerdi?

    Ben bunları düşünür, kırk düşüncenin beşiğinde sallanırken, birden bastırır beni uyku, o çağrılmayan erdemler hakanı.

    Uyku gözlerime vurur: onlar da ağırlaşırlar. Uyku ağzıma dokunur: o da açık kalır.

    Doğrusu, yumuşak tabanlar üzere gelir bana hırsızların en sevgilisi ve düşüncelerimi çalar: şu kürsü gibi aptal, kalakalırım ben de.

    Ama fazla kalmam böyle: artık yatarım.

    Zerdüşt bilgenin bu dediklerini işitince için için güldü. Çünkü içine bir ışık doğmuştu. Ve şöyle dedi gönlüne:

    Bence soytarının biri bu kırk düşünceli bilge: ama uyumayı iyi biliyor sanırım.

    Ne mutlu bu bilgeye yakın duranlara! Böylesi uyku bulaşıcıdır, kalın bir duvardan bile geçer.

    Kürsüsünde dahi büyü var. Gençlerin, bu erdem vaizinin önünde oturmaları boşuna değilmiş.

    Onun bilgeliği şu: iyi uyumak için uyanık durmak. Gerçek, hayatın anlamı olmasaydı ve ben anlamsızı seçmek zorunda kalsaydım, bence de en seçilesi anlamsızlık olurdu bu.

    Eskiden erden öğreticileri aranırken, en çok neyin arandığını iyice anlıyorum şimdi. İyi uykuydu aranan ve afyon erdemler, bu uyku için!

    Bütün bu övülmüş kürsü bilgelerinin bilgeliği düşsüz uykuydu: onlar hayat için daha üstün bir anlam tanımazlardı.

    Bugün de bu erdem vaizi gibi olanlar var, her zaman bu kadar dürüst de değiller: ama onların çağı geçti. Daha fazla ayakta kalamazlar artık: işte yatmışlar bile.

    Mutludur bu uykulu kişiler: çünkü çok geçmeden dalacaklardır.


    Böyle buyurdu Zerdüşt...


  7. #7
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    64
    Mesajlar
    6.980

    Standart Nietzsche ve Bugün

    ÇOCUK ve EVLİLİK ÜZERİNE



    Yalnız sana bir sorum var kardeşim: derinliğini anlamak için, sonda gibi salıyorum bu soruyu gönlüne.

    Gençsin ve çocuk ve evlilik istersin. Ama sana sorarım: sen çocuk istemeye yeterli bir kişi misin?

    Sen yenen misin, kendine boyun eğdiren misin, duygularına buyruk veren misin, erdemlerin üstüne egemen misin? Böyle sorarım sana...

    Yoksa, istediğinde dile gelen hayvan mı, gereksinme mi? Yoksa yalnızlığın mı? Yoksa tedirginliğin mi?

    İsterim ki, zaferin ve özgürlüğün çocuk özlesin!.. Zaferine ve kurtuluşuna canlı anıtlar dikesin.

    Kendinden öte kurmalısın sen. Ama kendin kurulmalısın önce, gövde ve can dimdik!..

    Yalnız ileri doğru değil, yukarı doğru da üretmelisin kendini!.. Bu işte, evlilik bahçesi yardımcın olsun senin!

    Bir üstün gövde yaratmalısın sen, bir ilk devinme, bir kendiliğinden dönen tekerlek, bir yaratıcı yaratmalısın sen.

    Evlilik diye ben yaratıcılarından üstün olanı yaratma istemine derim iki kişinin... Böyle bir istemi isteyenlerin birbirine duyduğu saygıya derim evlilik!..

    Senin evliliğinin anlamı ve gerçeği bu olsun.

    Fakat şu gereksizlerin evlilik dediğine, şu fazlaların... ah, buna ne ad vereyim?

    Ah, o gönül yoksulluğu çiftteki!..

    Ah, o gönül pisliği çiftteki!

    Ah, o acınası rahat düşkünlüğü çiftteki!

    Evlilik derler bunlara ve nikâhlarının cennette kıyıldığını söylerler.

    Eksik olsun bu cenneti fazlaların!

    Evet, eksik olsun, göksel ağlara takılmış şu hayvanlar!

    Birleştirmediği kimseleri topallıya topallaya kutsamaya gelen o tanrı dahi benden uzak olsun!

    Gülmeyin böylesi evliliklere!.. Ana babasına ağlamaya neden bulamayacak çocuk var mı?

    Şu adam değerli göründü bana ve yeryüzünün anlamı için olgun... Ama karısını görünce, yeryüzü bana bir deliler eviymiş gibi geldi.

    Evet, bir ermişle bir kaz çiftleşirken, yeryüzü çırpınmalar içre sarsılsın isterdim.

    Şu adam bir kahraman gibi gerçeği aramaya çıktı. Sonunda eline küçük, süslü bir yalan geçti: "evliliğim", diyor buna...

    Şu adam, ilişkilerinde çekingen davranır, güç beğenirdi. Ama birdenbire derneğini temelli bozdu: "evliliğim", diyor buna.

    Şu adam, melek erdemleri olan bir hizmetçi arıyordu. Ama birdenbire bir kadının hizmetçisi oluverdi, şimdi de melek olması kaldı.

    Sakıngan buldum bütün alıcıları, hepsinin de kurnaz gözleri var. Ama en kurnazları bile, karılarını torba içinde alıyorlar.

    Bir sürü kısa delilikler, siz buna sevgi diyorsunuz ve evliliğiniz bu bir sürü kısa deliliklere, uzun bir budalalıkla son veriyor.

    Sizin kadına sevginiz ve kadının erkeğe sevgisi... ah, keşke acı çeken ve gizlenen tanrılara acıma olsaydı bu! Ama çok kez iki hayvan birbirini buluyor.

    Fakat sizin en iyi sevginiz dahi, kendinden geçmiş bir benzetme ve ağrılı bir ateştir. Sana daha yüksek yolları aydınlatacak bir meşaledir o.

    Kendinizden öte seveceksiniz bir gün! Onun için önce sevmeyi öğrenin. Sevginizin acı kadehini işte bu yüzden içmek zorunda kaldınız.

    En iyi sevginin kadehinde dahi acılık vardır, "Üst-İnsan"a özlemi böyle uyarır sevgi, böyle uyarır sende susuzluğu, ey yaratıcı!

    Yaratıcı susuzluğu, ok ve özlem "Üst-İnsan"a... De bana kardeşim, senin evlilik istemin bu mudur?

    Kutsal derim böyle bir isteme, böyle bir evliliğe.




    Böyle buyurdu Zerdüşt.


  8. #8
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    64
    Mesajlar
    6.980

    Standart Nietzsche ve Bugün

    Bütün yazılmış şeyler içinde yalnız, kanla yazılmış olanı severim. Kanla yaz... Göreceksin ki, kan ruhtur.

    Yabancı kanı anlamak kolay değildir: aylak okurlardan nefret ederim.

    Okuru tanıyan, artık başka bir şey yapmaz okur için. Bir okurlar yüzyılı daha geçsin, ruhun kendisi de kokuşacaktır.

    Herkesin okuma öğrenebilmesi, zamanla, yalnız yazmayı değil, düşünmeyi de bozar.

    Bir zamanlar ruh, Tanrıydı; derken insanlaştı; şimdiyse, yığınlaşıyor bile.

    Kanla ve özdeyişlerle yazan, okunmak değil, ezberlenmek ister.

    Dağlarda en kısa yol, doruktan doruğadır: ama uzun bacakların olmalı bunun için!.. Özdeyişler, doruklar olmalı: söz söylenen kişiler de, boylu poslu olmalı.

    Hava yeğni ve duru, tehlike yakın ve ruh, sevinçli hınzırlıklarla dolu... İyi uyar bunlar birbirine.

    Çevremde cinler olsun isterim, çünkü yürekliyim ben.

    Hayaletleri kaçırtan yüreklilik, cinler yaratır kendine... Yüreklilik gülmek ister.

    Ben artık sizin gibi duymuyorum: bu altımda gördüğüm bulut, bu güldüğüm karaltı ve ağırlık, bu sizin fırtına bulutunuzdur işte.

    Siz yükselmek isteyince yukarı bakarsınız. Bense aşağı bakarım, çünkü yükselmişim.

    Sizden kim aynı zamanda güler ve yükselmiş olur?

    En yüce dağlara çıkan, güler bütün acıklı oyunlara ve acıklı ağırbaşlılığa.

    Aldırmaz, alaycı, zorlu, böyle olalım ister bilgelik... Kadındır o... Ancak savaşçıyı sever.

    Bana diyorsunuz:

    - Hayata katlanmak güçtür.
    Yoksa ne işe yarardı sabahki gururunuz ve akşamki yerinmeniz?

    Hayata katlanmak güçtür!.. Siz de çıtkırıldım olmayın öyle... Hepimiz bulunmaz eşekler ve kancık eşekleriz.

    Üzerinde bir damla çiğ var diye titreyen gül tomurcuğuyla ortak nemiz var bizim?

    Doğrudur: biz hayatı severiz... Ama yaşamaya değil, sevmeye alıştığımız için!..

    Sevgide her zaman biraz çılgınlık vardır. Ama çılgınlıkta da, her zaman, biraz yöntem vardır.

    Ben ki hayatı severim, bana öyle geliyor ki, mutluluğu en iyi bilenler, kelebekler ve sabun köpükleri ve insanlar arasında bunlar gibi olanlardır.

    Bu yeğni, budala, ince, küçük canları çırpınır görmek, Zerdüşt'ü gözyaşlarına ve türkülere salar bu.

    Ben ancak hora tepmeyi bilen bir tanrıya inanırdım.

    Şeytanı gördüğümde, onu ağır, derin, somurtkan, resmî buldum: ağırlığın ruhuydu o, her şey onun yüzünden düşer.

    Öfkeyle değil, gülmeyle öldürür kişi. Haydi, öldürelim ağırlığın ruhunu!

    Ben yürümeyi öğrendim: o gün bugün, kendimi koştururum. Ben uçmayı öğrendim: o gün bugün, kımıldamak için itilmem gerekmez.

    Yeğniyim artık, uçarım artık, kendi altımda görürüm artık kendimi.

    Ve bir tanrı hora teper içimde artık...



    Böyle buyurdu Zerdüşt!

    Friedrich Nietzsche

  9. #9
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    64
    Mesajlar
    6.980

    Standart Nietzsche ve Bugün

    Engerek Sokması Üstüne


    Bir gün Zerdüşt, hava sıcak olduğu için, kolları yüzünde uyuya kalmıştı bir incir ağacının altında. Derken bir engerek geldi ve boynundan soktu, öyle ki Zerdüşt ağrıdan bağırdı. Kolunu yüzünden çekince, yılanı gördü ve yılan tanıdı gözlerini Zerdüşt'ün, beceriksizce kıvrılıp kaçmaya yeltendi. "Olmaz" dedi Zerdüşt, "daha teşekkürümü almadın ki! Beni vaktinde uyandırmış oldun, yolum daha uzun." "Yolun kısa" dedi engerek üzgün üzgün, "benim ağım öldürücüdür." Zerdüşt gülümsedi, "Ejderin, yılan ağısından öldüğü nerde görülmüş?" dedi, "Geri al şu ağını! Sen bunu bana armağan edecek kadar zengin değilsin." O zaman yılan yine sarıldı Zerdüşt'ün boynuna, yarasını yaladı.

    Zerdüşt bir gün bunu öğrencilerine anlatınca, onlar sordular: "Peki bu öyküden alınacak ahlâk dersi nedir, ey Zerdüşt?" Zerdüşt de şöyle cevap verdi:

    Ahlâk yıkıcısı, derler bana iyilerle doğrular: benim öyküm ahlâka aykırıdır.

    Ama düşmanınız olursa, kötülüğe iyilikle karşılık vermeyin: onu utandırır da ondan. Yalnız, size iyilik ettiğini gösterin ona.

    Ve utandırmaktansa, kızın! Ve size sövüldüğünde, sizin övmeye kalkışmanız hoşuma gitmez. Biraz da siz sövün!

    Ve size büyük bir haksızlık edilecek olursa, siz de buna beş küçük haksızlık ekleyin. Korkunçtur haksızlığa yalnız katlananı seyretmek.

    Bunu biliyor muydunuz? Bölüşülen haksızlık, yarım haktır. Ve buna katlanabilen, kendisini yüklenmeli haksızlığı!

    Küçük bir öc, hiç öc almamaktan daha insancadır. Ve ceza, saldırgan için aynı zamanda bir hak ve şeref olmazsa, cezanız eksik olsun!

    Kendini haksız çıkarmak, hak istemekten daha soyluca bir iştir, hele kişi haklıysa. Yalnız, kişi bunu yapacak kadar zengin olmalı.

    Sizin soğuk doğruluğunuzu istemem; yargıçlarınızın gözünden cellât ve cellâdın soğuk kılıcı bakar hep.

    Söyleyin, gören gözlü sevgi olan doğruluğu nerde bulmalı?

    Öyleyse, yalnız bütün cezaya değil, bütün suça da katlanan sevgiyi yaratın bana.

    Öyleyse, yargıçtan başka herkesi temize çıkaran doğruluğu yaratın bana!

    Şunu da işitmek ister misiniz? Tepeden tırnağa doğru olmak isteyen için, yalan bile insan severlik olur.

    Fakat nasıl tepeden tırnağa doğru olabilirim ki! Nasıl herkesin hakkını verebilirim ki! Şu bana yetsin: herkese kendi hakkımı veririm.

    En son, kardeşlerim, yalnızca haksızlık etmekten sakının. Yalnız nasıl unutur! Acısını nasıl çıkarır!

    Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir?

    Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de!


    Böyle buyurdu Zerdüşt.



  10. #10
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    64
    Mesajlar
    6.980

    Standart Nietzsche ve Bugün

    Yaratıcının Yolu Üstüne



    Yalnızlığa çekilmek mi istersin kardeşim? Kendine varan yolu aramak mı istersin? Biraz dur da beni dinle.

    "Arayan kolay yiter. Her türlü yalnızlık suçtur?" böyle der sürü. Ve sen sürüdendin uzun bir süre.

    Sürünün sesi daha sende çınlayacak. Ve sen desen: "Artık sizinle ortak vicdanım yok benim", yakınma ve ağrı olacak bu

    Bakın aynı vicdan doğurdu bu ağrıyı; o vicdanın son parıltısı daha senin derdinde yanmaktadır.

    Derdinin yolunu, yani kendine varan yolu yürümek mi istersin? Öyleyse hakkını ve bu işi becerecek gücünü göster bana!

    Son yeni bir güç ve yeni bir hak mısın? Bir ilk devinme misin? Bir kendi kendine döner tekerlek misin? Yıldızları kendi çevrende dönmeye zorlayabilir misin?

    Yazık, yüksekliğe tutkunluk öyle çok ki! Gözü doymaz kişilerin çırpınmaları öyle çok ki! Tutkun ve gözü doymaz bir kişi olmadığını göster bana!

    Yazık, körükten fazla bir iş görmeyen büyük düşünceler öyle çok ki: körüklerler ve daha da boşaltırlar.

    Özgür mü diyorsun kendine? Egemen düşünceni işitmek isterim ben senin, boyunduruktan kurtulduğunu değil.

    Sen boyunduruktan kurtulmaya yetkili bir kişi misin ki? Nice kimseler, uşaklıklarını atarken, son değerlerini de atmış oldular.

    Neden özgür? Zerdüşt'e ne bundan! Gözlerin apaçık söylemeli bana: ne'ye özgür?

    Kendi kötün ile kendi iyini kendine sağlayabilir misin, kendi istemini bir yasa olarak kendi üstüne asabilir misin? Kendi kendinin yargıcı olabilir misin ve kendi yasanın öc alıcısı?

    Korkunçtur, kendi yasanın yargıcı ve öc alıcısıyla yalnız kalmak yıldız işte böyle fırlatır ıssız uzaya, yalnızlığın buzlu soluğuna.

    Bugün kalabalığın acısının çekersin daha, ey tek kişi: bugün yürekliliğin tam daha ve umutların.

    Ama bir gün yalnızlık yoracak seni, bir gün eğilecek gururun ve yürekliliğin yılacak. Bir gün haykıracaksın: "Yalnızım ben!"

    Bir gün artık görmeyeceksin yükseldiğini, alçaklığını ise pek yakından göreceksin; kendi yüceliğin bir hayalet gibi korkutacak seni. Bir gün haykıracaksın: "her şey düzme!"

    Yalnızı öldürmek isteyen duygular vardır; başaramazlarsa, kendileri ölürler sonra! Ama san buna yeterli misin, katil olmaya?

    Kardeşim, "horgörme" sözcüğünü tanıdın mı? Peki, doğruluğunun, seni hor görenlere karşı doğru olmanın ağrısını?

    Nice kimseleri senin için başka türlü düşünmeye zorlarsın, bunu yanına koymazlar senin. Onlara yaklaştın, ama geçip gittin: hiç bağışlamazlar bunu.

    Onların üstüne ve ötesine geçersin: ama sen yükseldikçe kıskançlığın gözü daha küçük görür seni. Fakat ucundan nefret edilir en çok.

    "Bana karşı nasıl doğru olabilirsiniz!" demelisin sen, "ben kendi payıma sizin haksızlığınızı seçtim"

    Onlar haksızlık ve çamur atarlar yalnızca: ama böyledir diye, kardeşim, yıldız olmak istersen, daha az ışık saçmamalısın onlara!

    Ve iyilerle doğrulara karşı tetikte ol! Onlar, kendi erdemini yaratanları çarmıha germeye can atarlar, onlar yalnızlardan nefret ederler.

    Kutsal yalınlığa karşı dahi tetikte ol! Yalın olmayan her şey kutsuzdur onca; ateşle oynamaya da bayılır, kazığın ateşine.

    Kendi sevginin baskınlarına karşı dahi tetikte ol! Her önüne gelene elini uzatmaya pek hazırdır yalnız kişi.

    Elini değil, yalnız pençeni uzatmalısın nice kimselere; hani pençenin tırnakları da olursa, yok mu?

    Ama karşına çıkabilecek en çetin düşman, kendin olmalısın hep; sen mağaralarda ve ormanlarda kendine pusu kurarsın.

    Ey yalnız kişi, sen kendine varan yolda yürürsün! Ve kendinden ve yedi şeytanından geçer yolun senin!

    Yadsıyıcı olmalısın kendine karşı ve büyücü ve falcı ve deli ve kuşkucu ve uğursuz ve alçak.

    Kendi yalımınla yakmaya hazır olmalısın kendini; önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki!

    Ey yalnız kişi, sen yaratıcının yolunda yürürsün: sen bir tanrı yaratacaksın o yedi şeytanından!

    Ey yalnız kişi sen sevenin yolunda yürürsün: kendini seversin sen, bu yüzden kendini hor görürsün, ancak sevenlerin hor görüldüğü gibi tıpkı

    Yaratmak ister seven kişi, hor görür de ondan! Sevdiğini hor görmek zorunda kalmamış kişi ne bilir ki sevmeyi!

    Sevginle git yalnızlığına, kardeşim, yaratmanla git, doğruluk ancak daha sonra topallar ardın sıra senin.

    Benim gözyaşlarımla git yalnızlığına, kardeşim. Kendinden öte yaratmak isteyeni severim ben ve böylece yok olanı


    Böyle buyurdu Zerdüşt.

Benzer Konular

  1. Wilhelm Reich
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Felsefe
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 07.Temmuz.2009, 01:53
  2. Wilhelm von Humboldt
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Felsefe
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 08.Mayıs.2009, 16:53
  3. Nietzsche
    Konu Sahibi Fairy Forum Biyografi
    Cevap: 6
    Son Mesaj : 29.Nisan.2009, 15:56
  4. Nietzsche ve Felsefesi Üzerine
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Felsefe
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 23.Mart.2009, 17:09
  5. NIETZSCHE
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Çeviri-Şiirler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 18.Şubat.2009, 02:59

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
müslüman sohbet, islami forum sohbet oyun