Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Toplam 5 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 5 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Like Tree9Likes
  • 3 Post By Elfida
  • 2 Post By Elfida
  • 2 Post By Elfida
  • 2 Post By Elfida
dqw
  1. #1
    Dost Üye Elfida - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2012
    Nereden
    Alanya
    Mesajlar
    673

    Standart İsmail GASPIRALI



    İsmail Gaspıralı Hayatı, Biyografisi (1851 - 1914)

    "Dilde, fikirde, işte birlik'


    Türk dünyasının büyük düşünce adamlarından ve reformistlerinden biri olan Gaspıralı İsmail Bey, Kırım Harbi (1853-1856) bütün şiddetiyle devam ederken, Bahçesaray'a iki saat mesafedeki Avcıköy'de dünyaya geldi. Babasının doğduğu köye nisbetle Gaspirinski (Gaspıralı) lâkabını alan İsmail Bey'in çocukluğu, Kırım Türk kültürünün beşiği olan Bahçesaray'da geçmiş ve bu şehir, onun ruhunda, sokakları, camileri, evleri ve özellikle Hansarayıile, silinmez İzler bırakmıştır.



    GENÇ İSMAİL MOSKOVA'DA

    Henüz on yaşındayken Akmescit lisesine gönderilen İsmail, orada İki sene kaldıktan sonra Varonej şehrindeki askerî okula nakledilmiştir. Daha sonra Moskova Askerî İdadisi'ne yerleştirilen Gaspıralı'nın bütün bu okulları ruhuna alabildiğine yabancı bulduğunu biliyoruz.

    O yıllarda Moskova Panislavizm'in merkezidir. Özellikle Türk düşmanlığına dayanan Slav ırkçılığı, Türklüğe ve İslâm'a karşı, acımasız bir taassubu sürekli olarak canlı tutmak için faaliyet gösteriyordu. Rusların bu korkunç düşmanlıkları, Gaspıralı'nın birkaç arkadaşının ruhunda öyle büyük bir derin etki yaratmıştı ki, altıncı sınıfa geçtikleri yıl, o sırada Girit'te asilerle savaşan Türk kardeşlerinin yardımına koşmaya karar verdiler. Bir kayıkla kırk beş gün kürek çektikten sonra Don nehrini geçerek Odesa'ya ulaştılar. İstanbul'a gitmek üzere vapura binmeye çalıştıkları sırada , pasaportları bulunmadığı için yakalanarak Bahçesaray'a gönderildiler.



    BAHÇESARAY'DA GENÇ BİR MUALLİM

    Gaspıralı, bu olaydan sonra Moskova'daki okuluna dönmeyecek, Bahçesaray'da Mengligiray tarafından kurulmuş olan Zincirli Medresesi'ne 400 ruble maaşla Rusça muallimliğine tayin edilecektir.

    Bîr buçuk yıl kadar süren bu görevi sırasında, bol bol okuyarak Rus edebiyatı ve fikir akımları hakkında esaslı bilgiler edinen İsmail Bey, bir yandan da Rus basınını takip ederek politik gelişmeleri ve Rusya'nın içte dışta izlediği politikayı daha İyi kavramaya çalışıyor, ayrıca o sıralarda epeyce yaygınlaşmış bulunan "Batılılaşma" akımının sebepleri üzerinde düşünüyordu. İleride kafasını çok meşgul edecek olan "sosyalizm" hakkında da hayatının bu döneminde epeyce bilgi edinen Gaspıralı, 1869 yılında maaşı 600 rubleye çıkarılarak Yalla'da Dereköy mektebine tayin edilmiş, burada iki yıl kaldıktan sonra, Bahçesaray'a dönerek yeniden Zincirli Medresesi'nde Rusça dersleri vermeye başlamıştır.

    Gaspıralı, o zamana kadar kafasında teşekkül eden "yenilikçi" fikîrleri ilk olarak Zincirli Medresesi'nde uygulamaya çalışmış, talebelerine, asıl görevi dışında "usul-ü cedid" (yeni metod)'le Türkçe dersleri verdiği gibi, medreselerde uygulanan "skolastik" eğitim tarzını da eleştirmeye başlamıştır. Fakat ne talebeler, ne de Kırım halkı, psikolojik olarak böyle bir; yeniliğe hazırdı. Nitekim ders saatlerini zil çalarak ilan etmeye kalkışması, çan sesinden haklı olarak nefret eden talebelerin büyük tepkisine yol açmıştır, ölümle tehdit edilince, Zincirli Medresesi'nden ayrılmak zorunda kalan İsmail Gaspıralı, bu tecrübesini daha sonra şöyle yorumlayacaktır:

    "Bizde ilk tedris ve terbiyenin olmadığını mektepte, dinî mekteplerimizin korkunç geriliğini ise daha sonra Zincirli'de tamamıyla öğrendim ve bunun için daha bu devirlerde her şeyden önce bu esasların ıslah edilmesi gerektiğine inandım."



    İSMAİL, PARİS'TE...

    Türkiye'ye gitmek, ilk macerasından sonra, İsmail Bey'in içinde hiç sönmeyen bir arzu haline gelmiştir. Bunun için 1871'de İstanbul'a gelerek zabit olmayı istemişse de, tahsili yarıda kaldığı için bunun mümkün olamayacağını düşünerek tahsilini tamamlamak ve Fransızca'yı esaslı bir şekilde öğrenmek üzere Paris'e gitmiştir (1872). Yalta'dan hareket ettiği sırada, cebinde sadece 200 ruble vardır.

    Gaspıralı, 1874 sonlarına kadar Paris'te kalmış, hatta o yıllarda orada bulunan ünlü Rus romancısı Turgeniyef'in takdirini kazanarak sekreterliğini yapmıştır. Gaspıralı'yı, Paris'te, bizim Jön Türklerin aksine, hayatım çalışarak kazanan, körü körüne hayranlığa kapılmaksızın Batı medeniyetini anlamak için bütün tecessüsünü seferber eden genç bir adam olarak görüyoruz.

    İsmail Bey, Avrupa izlenimlerini daha sonra "Avrupa Medeniyetine Bir Nazar-ı Muvazene" adıyla 1302 (1886/87)'de İstanbul'da, Ebuzziya Matbaası'nda basılan küçük risalesinde anlatacaktır. 1977 yılında Prof.Dr. Mehmet Kaplan tarafından sadeleştirilerek Türk Kültürü (Ekim 1977) dergisinde yayınlanan bu risalesinden, Gaspıralı'nın Batımedeniyetini gerçekten çok iyi tanıdığı ve bütün çelişkilerini gördüğü anlaşılmaktadır.



    SERVET DAĞILIMINDA EŞİTSİZLİK

    Gaspıralı'ya göre, büyük teknolojik gelişmelere rağmen, Batı'da servet dağılımında büyük bir eşitsizlik vardır; küçük bir azınlık servet ve refah içinde yüzerken, büyük çoğunluk sefalet içinde sürünmektedir. Halbuki hakiki medeniyetin ölçüsü, İslam'ın da temel esprisi olan "hakkaniyettir. Bu bakımdan Batı medeniyetini insanlığın ulaşabileceği tek zirve olarak görmek yanlıştır; "Eğer insanlığın görüp göreceği son yaşayış tarzı ve son medeniyet bu ise, insanlar çok talihsiz imişler."

    Batı'da servet dağılımındaki bu eşitsizliğin sosyalistlerin işine yaradığını söyleyen Gaspıralı, "İlerleme yoluna girmiş İslâm ülkeleri ve kavimleri geleceklerini hangi örneğe uyduracaklar? Avrupa'nın peşinden giderek sonra da sosyalizm belalarına uğrayacak isek yazık gayret ve, emeğimize! Okuya okuya 'sivilize' olup Frenkler gibi olacağız diyorsak ve mukaddes bir hayat gayesi edine-meyeceksek yazık bizlere!" diyor ve insanların birbirleriyle münasebetlerinde, John Stuart Mill'in sistemleş-tirdiği "ütilitarizm"den, yani fayda-: cıhktan önce gözetilecek şeyin "hakkaniyet" olduğunu ifade ediyor.



    BAHÇESARAY BELEDİYE BAŞKANLIĞI

    Gaspıralı, Paris'ten kendi memleketine değil, artık Türk zabiti olabileceğini ümit ederek İstanbul'a gelrniş, fakat çaldığı bütün kapılar yüzüne kapanmıştır. İşin acıklı tarafı, bir dilekçeyle müracaat ettiği Sadrazam Mahmud Nedim Paşa, bu müracaat hakkında Rus sefiri İgnatief'in fikrini almaya kalkışacaktır.

    Yaklaşık bir yıl, Ceride-i Askeriyye'de mütercim olarak çalışan amcası Halil Efendi'nin yanında da kalan İsmail Bey, bu arada basını takip ederek Osmanlı devletinin ekonomik, politik ve sosyal yapısı hakkında sağlam fikirler edinmiştir. Ulaştığı en önemli kanaat ise, Türkiye'de servetin ticaret hayatını ellerinde tutan azınlıklarda biriktiği, Türklerde ise memur olma hastalığının iflah olmaz bir hale geldiği idi.

    İsmail Bey'in yazarlık hayatı, İstanbul'da bulunduğu sıralarda başladı. Buradan gönderdiği yan gerçek, yarı hayalî mektuplar, Moskova ve Petesburg'da çıkan Rus gazetelerinde yayınlanıyordu. Zabitlik hayalinin gerçekleşemeyeceğini anlayınca, 1875 kışında Kırım'a dönen Gaspıralı, 1878'de Bahçesaray belediye başkanlığına seçilinceye kadar başka hiç bir işle uğraşmadı, sadece okudu ve milletinin hayatını inceledi.

    Gaspıralı İsmail Bey, 1878 yılında Bahçesaray belediye başkanlığına seçildi; bu görev sayesinde düşündüğü bazı yenilikleri gerçekleştirebileceğini zannediyordu, ne var ki önüne yine bazı engeller çıktı. Şehir sokaklarına fenerler koydurmak ve bir hastahane açmak teşebbüsü, belediye meclisi üyeleri tarafından şehrin kasasını boşaltacağı gerekçesiyle reddedilmiş, yaşlılara okuma yazma öğretmek için başladığı gece dersleri, kömür masrafı olarak istenen cüz'î paranın verilmemesi yüzünden sonuçsuz kalmıştı.

    Belediye başkanı olarak görevlerini -bütün imkânsızlıklara rağmen-yerine getirmeye çalışırken, aslı misyonunu da hiç unutmayan Gaspıralı, 1879 yılında, bir gazete çıkarmak için Rus hükümetine müracaat ettiyse de, bu müracaatı reddedildi. Fakat o, mutlaka yayın yoluyla milletine hizmet etmek istiyordu. 1881 yılında, "Genç Molla" müstear adı ile, ileride kitap olarak da yayınlanacak olan "Russkoe Musulmanstovo" (Rusya Müslümanları) başlıklı makalelerini yazarak Akmescit'te çıkan "Tavrida" gazetesinde yayınlandı.



    "RUSYA MÜSLAMANLARI"

    Gaspıralı'nın, sansürden geçmesi için çok ihtiyatlı ve çok zekice bir üslupla yazdığı bu makalelerinde, Rusya müslümanları açısından önemli tezler ileri sürülmüştür. Söz konusu makalelerde güdülen asıl gaye, Rusları ürkütmeden, Ruslaştırma siyasetinin netice vermesinin mümkün olmadığını göstermek ve Rusya müslümanlarını -bazı tehlikeli gelişmelere dikkat çekerek- total bir modernizasyona davet etmektir.

    İsmail Bey, Rusya'nın dünyanın en büyük müslüman ülkesi olma yoluna girdiğini, bunun aynı zamanda bir hıristiyan ülkesi olmasına aykırı bir durum teşkil etmediğini söylüyordu. Öyleyse Rusya, müslümanları sadece vergi veren bir kitle olarak görmemeli, onlara Ruslarla eşit bir hukukî statü tanınmalıydı. Halbuki o zamana kadar uygulanan politikalar, özellikle Ruslaştırma politikası, müslümanları Ruslardan uzaklaştırmaktan ve cehalet karanlığına gömmekten başka bir işe yaramamıştı. Bu politikanın olumsuz sonuçlarından biri de, müslüman halkı perişan eden tehlikeli muhaceretlere sebep olmasıydı.

    Ruslarla müslümanlarm kaynaşa-bilmeleri için bazı çareler de gösteren Gaspıralı, Rusya müslümanlarının herhangi bir müslüman milletten daha fazla medenileşmeleri gerektiğini söylüyor. "Biz istidatlı bir milletiz." diyordu, "Bize yalnız medeniyeti kendi dilimizde öğrenme imkânını veriniz. Siz büyük biraderler, bize aydınlık veriniz! Mektepte Rus dili Ukraynalıların bile işine yaramadığı halde, Tatarların işine nasıl yarar? Rus dili, mektep vasıtasıyla değil, hayat şartlarının değişmesi, demiryollarının ve iktisadî hayatın gelişmesi nisbetinde kendiliğinden intişar eder. Müslümanlar arasında zararlı unsur, onların aralarında yetişmeye başlayan ve her nevi idealden mahrum kozmopolit züppelerdir. Bunlar ne İslamlar, ne de Rusya için faydalı olabileceklerdir!"



    FEDERATİF SİSTEM TEKLİFİ

    "Rusya Müslümanları'nda, Gaspıralı'nın Ruslara teklif ettiği, federatif bir devlet yapısının oluşturulmasıdır. Müslüman Türk kavimlerini Ruslaştırmak mümkün olmadığına göre en doğru yol, bu milletlere hak, adalet, ilim ve hürriyet vermektir. Sağlanacak eşit haklar, Rusya'ya birlik getirecek, o zaman Rusya'nın meseleleriyle "Gayrırus" lar da, en az Ruslar kadar ilgileneceklerdir. Bu hususta Amerika ve İsviçre'yi örnek gösteren Gaspıralı, Rusya Türkleri'nin kimliklerini korumalarında İslâm'ın önemini ve mağlup edilemezliğini özellikle vurgulayarak, milletlerin eşitliği esasına dayanan federatif bir devlet yapısının tek çıkar yol olduğunu söylemektedir.

    İsmail Gaspıralı'nın fikirlerinin hemen tamamı, nüve olarak "Rusya Müslümanlan"nda bulunmaktadır. Kırım dışındaki müslüman Türk aydınları üzerinde de derin etkiler bırakan bu fikirler, daha önce de ifade ettiğimiz gibi, gerçekten çok dikkatli ve ihtiyatlı bir üslupla ifade edilmişti.


    EVLİLİĞİ



    Gaspıralı, izin alamamasına rağmen, gazete çıkarma fikrinden asla vazgeçmemiştir. Bunun için, zemin yoklamak amacıyla, 1881 yılından başlayarak "Tonguç", "Ay", "Güneş", "Yıldız", "Mir'at-i Cedid" gibi çeşitli adlarla küçük risaleler yayınlamaya başladı. Ne var ki, Rus sansürü, bu risalelerin yayınını, adlan başka olsa da gazete hüviyeti taşıdıkları gerekçesiyle çok geçmeden yasaklayacaktır.

    Bu faaliyetleri devam ederken, ismail Bey, bir de romantik bir aşk macerası yaşamıştır. 1882 yılında, Kazan eşrafından zengin bir işadamı olan İsfendiyar Bey'in kızı Zühre Hanım, amcası İbrahim Bey'le birlikte ciğerlerinden rahatsız olduğu için tedavi maksadıyla Kırım'a gelir. Rusça bilen ve kültürlü bir genç kız olan Zühre Hanım, yazılarını okuduğu İsmail Bey'e karşı büyük bir saygı ve sevgi duymaktadır. Birlikte Bahçesaray'ın tarihî yerlerini gezerken iki genç arasında sağlam bir aşk duygusu uyanır. Gaspıralı İsmail Bey, 1887'de Dereköy'-de evlenmiş, fakat eşinin kültür seviyesi kendisini anlayabilmekten çok uzak olduğu için, bu evlilik ancak bir yıl kadar devam edebilmiştir.

    İsmail Bey'in daha sonra Yalta'ya giden misafirlerini orada da ziyaret ettiğini, Zühre Hanım'a fikirlerinden ve ideallerinden bahsettiği gibi, duygularını da açtığını biliyoruz. Aynı yılın sonlarına doğru, İsmail Bey, Simbir vilayetine giderek İsfendiyar Bey'i malikanesinde ziyaret edecek, kızını isteyince, gururlu bir aristokrat olan bu zengin fabrikatör tarafından kovulacaktır. Fakat iki genç de her şeyi göze almışlardır. Aralarında anlaşırlar ve İsmail Bey, bir gece yarısı Zühre Hanım'ı kızakla kaçırır. Gizlice nikâhlarını kıydırdıktan sonra Bahcesaray'a dönerler.

    Hayatının sonuna kadar İsmail Bey'in ideallerinde en büyük destekçisi olan ve ona dört çocuk -veren Zühre Hanım, kocası, "Tercüman'ı çıkarmaya karar verdiği zaman, hiç tereddüt etmeden bütün altınlarını ve mücevherlerini ortaya koymuştur.

    "TERCÜMAN"

    Gaspıralı, bir gazete çıkarabilmek için tam dört yıl mücadele verdi, defalarca Petesburg'a giderek müracaatlarda bulundu ve nihayet 1883 yılında, Türkçe kısmı aynen Rusçaya da tercüme edilmek şartıyla "Tercüman-ı Ahval-i Zaman"ı yayınlama iznini kopardı. Adını Şfnasi'nin İstaNbul'da çıkardığı "Tercütman-ı Ahval"dan alan bu gazetenin Rusça adı da "Perevotcik" olacaktı. Zühre Hanım'ın ziynet eşyalarını ve annesinden kalan kıymetli elbiseleri satarak elde ettiği paraya, 300 ruble kadar abone parasını da ilave ederek eski bir makine ve bir miktar hurufat alan Gaspıralı, ilk nüshayı 10 Nisan 1883'te çıkardı.

    Böylece "bahar güneşiyle dünya dirilip çiçeklendiği günlerde, uzun yıllardan beri karlı kefenlerle örtülüp ölü gibi uyuklayan şimal Türklerinin ilk beyaz bahar çiçeği" açılmış oldu. Olayın asıl anlamlı tarafı, 1883'ün Kırım'ın Ruslar tarafından işgalinin yüzüncü yılı olmasıydı. Rus basınında ateşli yazılarla bu yıldönümü kutlanıyor, cilt cilt kitaplar yayınlanıyor, Rusya'da adeta bayram yaşanıyordu. Çünkü yüz yıl önce, General Potemkin komutasındaki Rus ordusu, 30 bin Kırım Türkünün cesedini çiğneyerek bu güzel Türk ülkesine girmiş, Karasu ve Bahcesaray'ı yakıp yıkmış, yağ-malamıştı. Ve büyük acılar, büyük göçler o tarihte başlamıştı.

    Ama artık "Tercüman" bu acıların tercümanı, bu mazlum milletin sesi olacaktı.

    Türcüman,Rusya'da çıkan ilk Türk gazetesi değildi, ama yaygınlığı ve oynadığı rol bakımından en önemlisiydi. 1903 yılına kadar haftalık, 1903-1912 arasında haftada bazan iki, bazan üç defa, Eylül 1912'den sonra da günlük olarak tam 33 yıl yaşadı ve 1916 yılında kapandı.



    "DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK"

    Küçük boyda dört sayfa olarak çıkmaya başlayan Tercüman -ki yazıların Rusça tercümeleri de hesaba katıldığında iki sayfaya inmektedir-çok geçmeden, devrin şartlarına ve okur yazarlık oranına göre çok yüksek sayılabilecek tirajlara ulaşmıştır. Kafkasya, Kazan, Sibirya, Türkistan, Çin, hatta İran ve Mısır'da satılan Tercüman'ın büyük başarısı, Gaspıralı'nın sadece Rusya Türklerinin değil, bütün müslümanların meseleriyle yakında ilgilenmesinin yanısıra, "dil birliği" politikasının bir sonucudur.

    Gaspıralı'nın, bütün müslüman Türkler tarafından kullanıbilecek bir yazı dili ortaya koymak için gösterdiği büyük gayret, Rusya Türk-14 leri arasında kabile duygusunun ne kadar güçlü olduğu düşünülecek olursa, olağanüstü bir cesaret istiyordu. Nitekim Gaspıralı'nın faaliyetleri, büyük başarısının yanısıra, küçümsenemeyecek bir muhalefetle de karşılaşmıştır. Kazan Tatar şairi Abdullah Tukay, Gaspıralı'nın ısrarla savunduğu ortak edebî dil hakkında şöyle diyordu: "Biz Tatardık ve öyle kaldık. Türkler İstanbul'dadır, biz ise buradayız."

    Gaspıralı, aslında sadece dilde değil, Türk kültürünün bütün alanlarında topyekûn bir reform fikriyle ortaya çıkmıştır. Bu reformun temel prensibi ise, Tercüman gazetesinde, ismin hemen altında yer alan "Dilde, fikirde, işte birlik"ti. Bu sloganla veciz bir şekilde özetlenen programın ana esasları kısaca şunlardı: Mektepleri Avrupai metodlarla ıslah etmek; bütün Türk dünyası için müşterek bir yazı dili oluşturmak: kadınlara hürriyet: eğitim ve öğretim işlerinin yürütülebilmesi için hayır cemiyetlerinin kurulması.



    NASIL BİR DİL?

    Gaspıralı, dilde birlik" idealinin gerçekleşmesi için de, Türkçe'den mümkün olduğu kadar yabancı kelime ve kaideleri çıkarmayı ve her şiveden pek kaba olmayan mahallî kelimeleri Osmanlı-Türk tasrifine uydurarak kullanmayı öngörüyordu. Gerçekte nihaî hedefi temiz İstanbul Türkçesi'ydi. Sonunda öyle bir dil kurulmalıydı ki, Mehmed Emin'e yazdığı mektupta da söylediği gibi, Türkistan steplerindeki Türk deve-cileriyle Dersaadet'teki kayıkçılar ve hamallar bile rahatça anlayabilsin.

    Düşüncelerini sonuna kadar, ısrarla savunan Gaspıralı, Tercüman'ı Türk-İslâm dünyasının hemen her yerinde okunan bir gazete haline getirmeyi başarmıştır. Bu, hiç de küçümsenecek bir başarı değildi. 1905 bunalımından sonra Kazan'da, Kafkasya'da, Türkistan'da ve Kırım 'da yayınlanan 35'ten fazla gazete ve dergide, çok sayıda hikâye ve romanda "Gaspıralı dili" kullanılmıştır.

    Tercüman'ın İstanbul'da da genellikle 5 bin adet satıldığı zaman zaman bu sayının 10-15 bine ulaştığı biliniyor. Ne var ki, bu inanılmaz başarı, Birinci Dünya Savaşı ve Rus İhtilali'yle birlikte kesintiye uğrayacaktır. Türkiye dışındaki Türk topluluklarının, ihtilalden sonra dil ve kültür alanında maruz kaldıkları ağır baskılar, Gaspıralı'nın "ortak yazı dili" idealini, artık bir ütopya haline getirmiştir.



    KAYTMAZAĞA MAHALLESİNDE BİR MEKTEP

    Gaspıralı İsmail Bey, dil meselesinin çözümünü, diğer sosyal alanlardaki gelişmelerin ön şartı olarak görüyordu. Ona göre, dilin çağdaş gelişmelere adaptasyonu gerçekleşmeden, toplumun modern ihtiyaçlarını karşılamak mümkün değildir. Türkçe konuşan dünyanın kaderi, az bir eğitimle herkes için geçerli olacak bir haberleşme aracının, yani ortak dilin tesisine bağlıydı. Bu ise sağlam bir eğitimle mümkündü. Haziran 1895'te Tercüman'da yayınladığı "Şark Meselesi" başlıklı makalesinde, Gaspıralı, şunları yazmıştı;

    "Serlevhaya bakıp Gladiston'luk, ya Bismark'lık iddiasında bulunduğum zannedilmesin. İndimde Şark meselesi, maarif meselesi demektir. Moğol akıntısından ve yıkıntısından sonra hemen ta bu zamana kadar âlem-i İslâm'ın gayretten, gözden, kulaktan düşüp, koca gülbahçe miskinhane harabesine çevrilip asırlarca terakkiden bî-behre kaldığı, büyük ulema zuhur etmediği tüccarlar yol bulamadığı, kâşif ve naşirlerin namları dahi unutulduğu nedendir? Maarifsizlikten..."

    1881 yılı itibariyle Rusya Türklerinin 16 bin kadar mahalle mektebi bulunduğunu, bu mekteplerde yarım milyona yakın Türk çocuğu ömürlerinden beşer yıl çürüttükleri halde, Türkçe beş satır bile okuyup yazma öğrenemediklerini söyleyen Gaspıralı, eğitimde köklü bir refoma gidilmesinin şart olduğunu söylüyordu. Yahya Kemal de, hatıralarında, aşağı yukarı aynı yıllarda mahalle mektebine üç yıl gittiği halde elifba'yı sökemediğini, daha sonra gönderildiği yeni usuldeki Mekteb-i Edeb'de ise, bu iş için üç beş günün yettiğini anlatır. Kısacası, Gas-pıralf hin şikâyet ettiği durum, sadece Rusya Türkleri için değil, Osmanlı ülkesi için de sözkonusudur.

    Bu konuda Tercüman'da sürekli yayın yaparak "Usul-ü cedid", yahut "usûl-ü savtiye" (fonetik me-tod) dediği yeni metodu savunan Gaspıralı, 1884 yılında, Bahçesa-ray'ın Kaytmazağa mahallesinde ilk "usul-ü cedid" okulunun açılmasına önayak oldu. Bu okulda kendisinin yazdığı "Hûce-i Sıbyân" adlı okuma kitabı okutulacaktı. "Usul-ü savtiye", harfleri değil, sesleri öğretmek esasına dayanıyordu.

    Ne var ki, "Kadimci"ler, yani eski metodu savunanlar, bu hususta Gaspıralı'ya şiddetle karşı koydular. Onların etkisiyle halk da, İsmail Bey'in Kaytmazağa mahallesinde açtığı okula karşı cephe almıştı.

    Aradan 45 gün geçti: Gaspıralı ve arkadaşları, elde ettikleri sonucu göstermek üzere Bahçesaray'ın ileri gelenlerini okula davet ettiler. Daveti kabul eden çok az sayıdaki misafir, öğrencilerin 45 günde, her gün sadece dörder saat çalışarak okuyup yazma öğrendiklerini görünce gözyaşlarını tutamadılar.

    Bu olaydan sonra, Gaspıralı'nın itibarı epeyce yükselmişse de, Ka-dimciler, "çabuk öğrenilen ilim çabuk unutulur" gibi gerekçelerle, saldırılarını arttırarak devam ettirdiler. Bunun üzerine, Bahçesaray pazarındaki bir kahvehanede bir akşam mektebi açarak yirmi kadar hamal ve bakkal çırağını davet eden Gaspıralı, 40 akşam bizzat ders vererek hepsine okuma yazma öğretmiştir.



    USUL-Ü CEDİD YAYILIYOR

    Bu arada Tercüman'da sürekli olarak "Usul-ü cedid"le ilgili makaleler yazan Gaspıralı, görüşlerini bütün Rusya Türklerine kabul ettirmek azmindedir. Bunun için her yıl, Rusya'nın her tarafından müslüman tüccarların geldiği Nijninovgorot sergisine giderek "Usul-ü cedid"in propagandasını yapmaktadır. 1887 yılında Bahcesaray Numune Mektebi muallimi Bekir Efendi'yi Rezan vilayeti Ankerman beldesine göndermiş ve ikinci numune mektebinin orada açılmasını sağlamıştır. Tam-bof ve Penza vilayetlerinde fonetik metodu öğretme görevi de Bekir Efendi'ye verilir.

    Bu çalışmaların semeresi kısa zamanda alınışı çeşitli bölgelerden 80 kadar molla ve softa Bahcesaray'a gelerek "Usul-ü cedid"i öğrenip memleketlerine dönerler. Böylece beş altı yıl içinde, Rusya'nın hemen her vilayetinde ikişer üçer mektep ıslah edilir. 1893'te Semerkant'a giden Gaspıralı, orada da bir "numune mektebi"nin açılmasını sağlamış, bu okul üç ay sonra hükümet tarafından kapatılmışsa da, fonetik metodun başarısını açıkça gösterdiği için, Orta Asya'da da peşpeşe "Usul-ü cedid" okulları açılmaya başlamıştır. 1904'te gelindiğinde, Rusya'daki bu okulların sayısı aşağı yukarı 5 bindir. Gaspıralı İsmail Bey'in inanılmaz mücadele azminin ve takipçiliğinin bir sonucudur bu.

    "Usul-ü cedid", kısaca özetlemek gerekirse, şudur: İlkokulun medreseden ayrılması ve öğretmenlerinin bulunması, öğretmene sadaka değil maaş verilmesi, fonetik metod (usul-ü savtiye) uygulanarak öğretilecek okumanın yanısıra yazı öğretimine de önem verilmesi, kız çocuktan için ayrı okullar açılması, öğretimin, her yaşa göre ders kitapları hazırlamak bir program dahilinde yapılması.



    MÜSLÜMAN İTTİFAKI

    Gaspıralı İsmail Bey'in 1905 İhtilali'nden sonra Rusya Müslümanlarının ittifakı gayesiyle toplanan üç kongrede de önemli roller oynadığını, eğitim meselesinin ağırlıklı olarak ele alındığı III. Kongre'de "dil birliği" ile ilgili görüşlerini bütün Rusya Müslümanlarına resmen kabul ettirdiğini görüyoruz (1906).

    "Usul-ü cedid" hareketinin başarısı ve Ekim Manifestosu 'ndan sonra müslümanların kazandığı hürriyet, öte yandan "Müslüman İttifakı" için yapılan kongreler Gaspıralı'nın cesaretini arttırmıştır. Gerçekte, yaptığı bütün faaliyetler, onun Türk birliğinin daha ileri bir merhalesi olarak İslâm birliğini hedeflediğini, fikrî yapısının Türkçü olduğu kadar, İslamcı bir nitelik de taşıdığını göstermektedir. Nitekim 1907'de, Kahire'de bir "İslâm Kongresi" toplayabilmek için büyük gayret sarf etmiştir. 1910'da ise Hindistan'a gider ve Bombay'daki "Encümen-i İslamiye"nin toplantılarına katılarak görüşlerini anlatır, hatta bir "Usul-ü cedid" okulu açmayı başarır. Aslında Hindistan seyahatinin gayesi de, "Usul-ü cedid" okulu açmaktan ziyade İslam dünyasını harekete geçirmektir.

    Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a gelmiş ve büyük bir heyecanla karşılanmıştır (1909). Türkiye Türklüğüne büyük bir ilgi duyan Gaspıralı, Kırım'da da Rus basınına karşı Türkiye'yi savunmaktan, aleyhteki yazılara cevap vermekten asla çekinmemişti. Birinci Dünya Savaşı arifesinde İstanbul'a tekrar gelerek Türkiye'yi savaşa girmemesi hususunda uyarmaya çalışan Gaspıralı, Türk dünyasının yetiştirdiği nadir zekalardan biriydi, büyük bir mücadele adamı ve gerçekten inanmış bir idealistti.
    Gaspıralı İsmail Bey, 11 Eylül 1914 Cuma günü Bahcesaray'da vefat etti. Ertesi gün muhteşem bir cenaze töreniyle, Mengligiray Han türbesi civarında toprağa verilen büyük idealistin ölümü, bütün İslâm dünyasında çok büyük bir teessür uyandırdı.




    Gaspıralı Abidesi, Bahçesaray
    "Od düşmüş gönlüme.
    Söndür de derdine yan…

    Muhannet yolu kesmiş,
    Çöldeki merdine yan…

    Yarınlar kalleş dolu!
    Mert olan her düne yan…"

    Atsız

  2. #2
    Dost Üye Elfida - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2012
    Nereden
    Alanya
    Mesajlar
    673

    Standart Cevap: İsmail GASPIRALI

    GASPIRALI EFSANESİ

    2001 yılı Kırımlı düşünür-eğitimci Gaspıralı İsmail Bey'in doğumunun 150. yılı. Fikirleri ve etkileri hâlâ canlılığını koruyan bu büyük düşünürün hayatından dersler...

    İsmail Bey Gaspıralı 150 yaşında. 2001 yılı Gaspıralı'nın önemli bir yıldönümü. Doğumundan birbuçuk asır geçmiş fikirleri hâlâ taptaze tartışılıyor, yeniden değerlendiriliyor.

    Mustafa Kemal Paşa'nın en çok etkilendiğini söylediği Ziya Gökalp'in fikir babası İsmail Bey Gaspıralı.

    Rus ve SSCB işgallerinde bile ismi değişmeyen tek şehir Bahçesaray'ın Avcı köyü'nde doğdu (1851). Köklü bir aileye mensup. Babası Çar'ın ordusunda subaydı. Dolayısıyla zedegan sınıfına mensuptu Gaspıralı ailesi.

    Kırım'daki eğitiminden sonra Moskova Harp Okulu' nda okudu. O yıllarda Rus aydınlarını takip ediyor, etkileniyordu düşünce dünyasından. Panislavist fikirler ise onu üzüyordu.

    Girit İsyanı'nda Osmanlı saflarında çarpışmak istedi. Odessa'da yakalanınca ordudan atıldı. Kendini Bahçesaray'daki Zincirli Medrese'ye vakfetti. Muallimliğe başladı.

    Gaspıralı' nın daha sonraki hayatında seyahatler dönemi başlar. İstanbul, Viyana, Münih, Stuttgart ve Paris' te yeni bir dünyanın döndüğünü farkeder. Fransa'da ünlü Rus yazarı İvan Turganyev'le birlikte çalışır.

    İstanbul'a yerleşemeyince yeniden Bahçesaray'a döndü. Belediye başkanı seçildi. Mahalli hizmetler verdi. Akranlarından çok farklı bir birikime sahip olmuş, deneyimler kazanmıştı.

    Kırım yabancı hakimiyetindeydi. Önce hemşehrilerini uyarmak mecburiyetini hissetti. Yayıncılığa başladı. Rus Tavrida gazetesinde "Rus İslamı" başlıklı ilk yazısını yayımladı. Burada Rusya'nın aynı zamanda bir Müslüman devleti olmasını savunuyor, gerekçe olarak da burada yaşayan çok sayıdaki Müslüman'ı gösteriyordu. Moskova, Müslümanlar'ın eğitimine ve çağdaşlaşmasına da kaynak aktarmalıydı.

    Girişimi neticesiz kaldı. Ruslar'ın Müslümanlar üzerindeki hakimiyeti sürdü. O halde Müslümanlar'ı uyarmak kalıyordu geriye. Önce cehalet, geri kalmışlık ve fukaralıkla mücadeleye başladı.

    Türk dilini konuşan Müslümanlar tek başına bir milletti. Müslüman Türk halkları dayanışma içinde olmalıydılar. O yıllarda Müslüman ahali geçim derdindeydi, ekonomik sıkıntısı fazlaydı; üstelik hurafe ve taassup da yanlarından hiç ayrılmıyordu.

    EN ÖNEMLİ EĞİTİM HAREKETİ

    Gaspıralı soruna çözümü buldu: Maarif sisteminde değişim. Çağdaş değişimlerden de haberdar olunmalıydı. Tiflis'te risaleler bastırdı, görüşlerini aktaran. Yıl 1883'ü gösterdiğinde ilk Tatarca gazete Tercüman yayınlandı. Uzun bir yayın hayatı oldu Tercüman'ın. Üstelik matbaası da vardı. Gaspıralı düşündüklerini artık rahatlıkla aktarabiliyor ve geniş bir sahaya ulaştırabiliyordu.

    Bir aydın zümresi ortaya çıktı.

    Yeni eğitim sistemi semeresini verdi. Zincirli Medrese mezunları ses getirmeye başladı. Kaytaz Ağa Mektebi bu amaçla muallim yetiştiriyordu. 40 günde okuma yazma öğreniyordu Müslümanlar burada. Usûl-ü savtiye başarılı sonuç verdi. Bütün Rusya'daki Müslüman mekteplerde bir inkılap yaşanıyordu. Usûl-ü Cedit bir döneme damga vuruyordu. Ceditçiler Rusya'nın dört bir yanında görev yapmaya başladılar.

    İLK MÜSLÜMAN KONGRESİ

    Ana dil Türkçe. Mektepte dünyevi dersler de veriliyordu. Modern okullar dönemi başladı. Bugünkü şablonun temeli işte o günlerde atıldı Gaspıralı tarafından, hâlâ devam ediyor. Buna Türkiye de dahil. Temel ders kitabı Hocâ-i Sıbyan'da Gaspıralı'nın imzası vardı.

    Müslüman halk da yeniliği ve sürati benimsedi. Karşı koyanlar azınlığa düştü. Sabır ve gayret netice aldı, amaca yaklaştırdı.

    Nijniy Novgorod'da bir nehir gezintisi düzenlendi. Ancak gerçekleştirilen Birinci Bütün Rusya Müslümanları Kongresi'ydi. Siyasi ve kültürel işbirliği kararı alındı. Rusya Müslümanları hızlandı, sosyal aktivitelerini çoğalttılar. Akmescit'te (1905) Bütün Kırım Müslümanları Kongresi gerçekleştirildi. İkincisi St. Petersburg'ta yapıldı. Bir üçüncü toplantı yine Akmescid'de icra edildi (1906). Devlet Duması'nda artık 25 Müslüman milletvekili vardı. Gaspıralı'nın emekleri Müslüman kamuoyunu heyecanlandırmıştı. Ateşlemişti. Ancak Rus Çarı dağıttı.

    Geri kalmışlığa savaş

    İdilboyu Tatarları'ndan işadamları Hüseyinovlar, Apanaylar, Akçuralar, Kafkasya'da Zeynel Abîdin Tağızâde bu mekteplere kaynak aktardılar, yaydılar. 1914'de bu mekteplerin sayısı 5000 oldu. Kızların da eğitimine önem veriliyordu. Pembe Hanım Bolatukova kız mektebi açtı.

    Mektepler ve Tercüman Müslüman dünyada fırtına gibi esti. Hindistan'a değin, İstanbul'a varıncaya kadar etki alanına girdi. Bayrak oldu. Aydınlar mutluluk belirtisi içindeydi. Mutaassıp bir çevre ise buna karşı tavır geliştirdi. Direniş başladı. Gelişme aynı zamanda bölgede

    Ruslaştırma politikasının önüne bir engel olarak çıktı. Müslüman teba ortak bir dil ve kimlikle uyanmaya başlamıştı. Gaspıralı buna rağmen temkinli hareket etti. Dolayısıyla bir kere olsun Tercüman kapatılmadı. Sibirya'dan Abdürreşid İbrahim, İdil'den Yusuf Akçura, Azerbaycan'dan Ali Merdan Bey Topçubaşı gibi aydınların katkısı arttı, etkisi genişledi. Rus hükümetine müracaat edilerek Müslüman ahali için eşit hak, hürriyet, topraksız köylülere toprak, vakıflar idaresinin Müslümanlar'a bırakılması ve müftünün de Müslümanlar'ca seçilmesi istendi.
    Altay Han and Eysar like this.
    "Od düşmüş gönlüme.
    Söndür de derdine yan…

    Muhannet yolu kesmiş,
    Çöldeki merdine yan…

    Yarınlar kalleş dolu!
    Mert olan her düne yan…"

    Atsız

  3. #3
    Dost Üye Elfida - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2012
    Nereden
    Alanya
    Mesajlar
    673

    Standart Cevap: İsmail GASPIRALI

    Görüşleri ve Çalışmaları


    Türkçü Turancı görüşün ideologlarındandır.Gaspıralı düşüncelerini 1883'te kurduğu ve 1918'e kadar varlığını sürdüren "Tercüman" adlı gazetesiyle yaymıştır. Yayınlarında Türk halklarını birlik ve dayanışmaya çağırdı.
    “ Dilde, fikirde, işte birlik! ”
    sözüyle Türk halklarındaki birlikteliğin temel ilkelerini oluşturmuş ve günümüzde de bu söz bu birlik mücadelesinin hedefini göstermektedir.
    Gaspıralı, modernleşmenin Avrupalılaşma olduğunu savundu. Modernleşmenin tek yolunun eğitim olduğuna inanıyordu. O İslam okullarındaki çoğunlukla din üzerinde yoğunlaşan eğitim sistemini eleştirdi ve çocukların ana dillerini daha etkili konuşmalarını sağlayacak yeni bir öğretim sistemi kurdu, bu şekilde yeni müfredatı sundu. 1881 tarihli bir yazısında:
    “ Geri kalmışlığımızın tek nedeni cehaletimizdir. Avrupa'da neyin icat edildiğine veya neler olduğuna dair hiçbir fikrimiz yok. Bu izolasyondan kurtulmak için bunları okuyabiliyor olmamız gerekirdi; Avrupa fikirlerini yine Avrupalı kaynaklardan öğrenmeliyiz. İlk ve orta okullarımızın müfredatlarına bu dersleri koymalıyız ki, göz bebeklerimiz yani öğrencilerimiz bu fikirlere ulaşabilsin. ”
    diyerek düşüncelerini ortaya koymuştur.
    Gaspıralı kadınlar için Âlem-i Nisvan (Kadınlar Dünyası) adlı bir dergi çıkarımış ve bu dergiyi kızı Şefika yayına hazırlamıştır. Çocuklar için de Âlem-i Subyan (Çocuklar Dünyası) adlı bir yayın çıkarmıştır. Gaspıralı, İslam Biriği'nin (İttifaq-i Müslimîn) kurucularından biridir; 1907'de kurulan birlik Rus İmparatorluğu'ndaki Müslüman Türk entelektüelleri birleştirmiştir. Ayrıca ilk Rus Müslüman kongresinin organizatörlerinden biriydi ve Rusya'daki Müslüman insanlar için sosyal ve dinî reformlar oluşturmayı amaçlıyordu.
    Konu Elfida tarafından (14.Ocak.2013 Saat 16:05 ) değiştirilmiştir.
    Altay Han and Eysar like this.
    "Od düşmüş gönlüme.
    Söndür de derdine yan…

    Muhannet yolu kesmiş,
    Çöldeki merdine yan…

    Yarınlar kalleş dolu!
    Mert olan her düne yan…"

    Atsız

  4. #4
    Dost Üye Elfida - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2012
    Nereden
    Alanya
    Mesajlar
    673

    Standart Cevap: İsmail GASPIRALI

    Eserleri

    Gazeteler
    Tercüman (Bahçesaray, 1883-1918)
    Alem-i Nisvan (Bahçesaray, 1906-1910)
    Alem-i Sibyan (Bahçesaray, 1906-1912?)
    Al-Nahdah/The Renaissance (Kahire, 1908)
    Kha! Kha! Kha! (Bahçesaray, 1906-?)



    Kitaplar
    Russkoye Musulmanstvo (Rus İslam) Simfereopol, 1881
    Salname-i Türki (Bahçesaray, 1882)
    Mirat-ı Cedid (Bahçesaray, 1882)
    Hoca-ı Sibyan (Bahçesaray, 1884; 3.bas. 1892; 7. bas. 1898)
    Avrupa Medeniyetine Bir Nazar-ı Muvazene (Bahçesaray, 1885)
    İslamlara dair Nizamlar ve İmtiyazlar (Bahçesaray, 1885)
    Rusya Coğrafyası (Bahçesaray, 1885)
    İki Bahadır (Bahçesaray, 1886)
    Kıraat-i Türki (Bahçesaray, 1886; 2. bas. 1894)
    Maişet Muharebesi (Bahçesaray, 1886)
    Kolera Vebası ve Onun Deva ve Darusu (Bahçesaray, 1887)
    Bahtiyar Nazım (Bahçesaray, 1889)
    Atlaslı Cihanname (Bahçesaray, 1889)
    Medeniyet-i Islamiye (Bahçesaray, 1889)
    Garaib-i Adat-i Akvam (Bahçesaray, 1890)
    Arslan Kız (Bahçesaray, 1894)
    Mektep ve Usul-i Cedid Nedir? (Bahçesaray, 1894)
    Risale-i Terkib (Bahçesaray, 1894)
    Russko-vostochnoe Soglashenie (Bahçesaray, 1896)
    Hesab. Muhtasar Ilm-i Hesab ve Mesa'il-i Hesabiye (Bahçesaray, 1897)
    Her Gün Gerek Zakonlar (Bahçesaray, 1897)
    Rehber-i İslamiye (Bahçesaray, 1898)
    Şara'it al-Islam (Bahçesaray, 1897)
    Rehber-i Mu'allimin (Mu'allimlere Yoldaş) (Bahçesaray, 1898)
    Türkistan Uleması (Bahçesaray, 1900)
    Mevlud-i Cenâb-ı Hazret-i Ali (Bahçesaray, 1900)
    Beden-i İnsan (Bahçesaray, 1901)
    Iran. Resimli Mecmua (Bahçesaray, 1901)
    Mebadi-yi Temeddün-i Islamiyan-i Rus
    Meşhur Payitahtlar (Bahçesaray, 1901)
    Usul-i Edeb (Şark ve Garb Kaideleri) (Bahçesaray, 1901)
    Zoraki Tabib (Bahçesaray, 1901)
    Malumat-i Nafia (Bahçesaray, 1901)
    Tashih-i Akaidden (Bahçesaray, 1901)
    Temsilat-i Krilof (Bahçesaray, 1901)
    Asya'da Komşularımız (Bahçesaray, 1903)
    Dâru-l Rahat Müslümanları (Bahçesaray, 1906)
    Müslüman Kongresi (Bahçesaray, 1909)


    Makaleler
    "Türk yurducularına" (Türk Yurdu 1: 190-95, 1328 1912)
    "Hind yolundan" (Türk Yurdu 1: 307-10, 1328, 1912)
    "Hind'den dönerken" (Türk Yurdu 1: 369-71, 1328, 1912)
    "Muhaceret muntazama" (Türk Yurdu 1: 706-13, 1328, 1913)
    Altay Han and Eysar like this.
    "Od düşmüş gönlüme.
    Söndür de derdine yan…

    Muhannet yolu kesmiş,
    Çöldeki merdine yan…

    Yarınlar kalleş dolu!
    Mert olan her düne yan…"

    Atsız

  5. #5
    Üye Eysar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ocak.2018
    Mesajlar
    95

    Standart Cevap: İsmail GASPIRALI

    Değerli bir şahsiyettir.Teşekkürler.

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, filmizle88, kapadokya balayı euromedya.com , hakseverdugme.com.tr