Uhud savaşının ateşlendiği sıralardı. Bir ses yükseldi:
“Muhammed (s.a.v.) öldürüldü!”
Müslümanlar neye uğradıklarını şaşırdılar. Birden paniğe kapıldılar. Kötü haber ağızdan ağıza Medineye kadar yayıldı.
Sümeyra adındaki bir kadın, Resulullah’ın ölümünü duyar duymaz, hemen atına atladı, Uhud’un yolunu tuttu. Giderken kendi kendine mırıldanıyordu:
“Ben babamı göndermedim mi? Kardeşimi, kocamı göndermedim mi? Ya oğullarım? Onlara ne oldu ki, Resullulah’ın öldürülmesine izin verdiler? Hiçbirine hakkımı helal etmeyeceğim.”

Uhud dağının eteğinde atından indi. Önüne çıkan herkese deli gibi sormaya başladı:
“Resulullah öldü mü? Hani nerede? Bana Resulullah’ı gösterin!”
Gözlerinden oluk gibi yaş akıyordu.
Ona al kanlar içinde yatan babasını gösterdiler: “Bu senin baban,” dediler. Ruhunu Fatiha okuyarak yürüdü: “Bana Resulullahı gösterin!” dedi tekrar. Bu sefer kardeşini gösterdiler. Sonra kocasını ve oğullarını. Hepsi de kanlar içinde yatıyorlardı, şehit olmuşlardı.
Sümeyra (r.a.) ancak birer Fatiha okuyabildi. “Bana Resulullah’ı gösterin. Onun şehit edildiğini duydum,” dedi yine.
Nihayet ona, bir köşede oturmuş kanlarını silmekle uğraşan Peygamber Efendimizi gösterdiler.
Ok gibi fırlayıp Resulullah’ın yanına gitti. Eline geçirdiği bir bezle kanlarını silmeye başladı, “Peygamber kanı yere akmasın. Akarsa Allah, bu kavmi mahveder,” diyordu.

Peygamberimizin yaşadığını görünce rahatlamıştı.
“Anam babam size feda olsun ya Resulullah! Siz sağ olduktan sonra, bütün felaketlere katlanabilirim” dedi.
İşte Peygamber sevgisi budur. Allah ondan razı olsun.