17 Ağustos ve 11 Kasım 1999 depremleri ile diğer bilinen önemli depremler sonucunda ortaya çıkan facialar; ölümler, yıkıntı görüntüleri bütün insanlık için acı ve mühendislik için utanç veren sonuçları hepimiz ibretle izledik.
Kimileri bu sonuçlardan depremi, kimileri dini inançların yetersizliğini, kimileri ise müteahhit,mühendis veya ustaları suçladılar. Bilindiği gibi yıkım ve ölümleri depremler değil çürük yapılar getirmektedir.
Atalarımız yüzyıllar önce hem estetik ve hem de günümüze kadar bütün şiddetli depremleri göğüsleyerek sapasağlam ayakta durabilen örnek yapılar yapmışlardır. O günün yapı malzemeleri ve teknolojilerine uygun kendi sistemi içerisinde güçlü denetimi olan yapıcılık endüstrisi önemli şaheserler yaratmış ve halen örnek alınabilecek eserler olarak günümüze ulaşmış bulunmaktadır. Denetim sistemi ile ilgili olarak getirilmiş olan ilk önemli cezalar ve yazılı yasalar çok eskiden beri uygulanagelmiştir. Örneğin M.Ö. 2000 yıllarında yapı yapanlar için Hamurabi tarafından çıkarılan ilk yazılı yasada öngörülen cezalar hatırlanacak olursa yapı yapma işinin önemi açık olarak anlaşılmaktadır.

Sağlam yapılmayan yapının çökmesi halinde aynı değerde bir yapı yapılarak mal sahibine yapımcı tarafından verilecektir.
Sağlam yapılmayan yapı bölümleri hasar görürse yapımcı tarafından onarılacaktır.
Mal sahibine ait kölelerin çöken binanın altında kalıp ölmesi halinde aynı değerde köle satın alıp mal sahibine yapımcı tarafından verilecektir.
Mal sahibinin kendisi veya çocuğu çöken binanın altında kalıp ölürse yapımcı derhal idam edilecektir.
Özet olarak bu anlamları taşıyan bu Hamurabi yasalarının tabi ki günümüze uyarlanması mümkün değildir. Ancak yapının sağlam yapılması gereği konusunda önemli ipuçları vermektedir.
Yapı Denetimi ile ilgili olarak gerek 3194 sayılı İmar Kanununda ve gerekse ilgili birçok yönetmeliklerde çeşitli yükümlülükler getirilmiş olmasına rağmen uygulamalarda istenen sonuçlar alınamamıştır.
Ülkemizin Cumhuriyet döneminde hızlı kalkınma sürecinde sanayileşme ve buna bağlı olarak köyden kente yoğun göçlerin meydana getirdiği konut ihtiyacının karşılanmasında yetersiz kalınmıştır. Bu anlamda ülkemizde plansız şehirleşme ve buna bağlı olarak denetimsiz yapılaşma sonucunda sağlıksız ve depreme dayanıksız büyük bir yapı stokuna ulaşılmıştır.
Bugün en modern şehirlerimize şöyle bir bakılacak olursa Avrupa standartlarının dahi üstünde yapılmış yapıların yanında gecekondu ve harabe görünümünde semtleri yan yana görmek mümkündür.
Halkımızın bizzat yaptığı geleneksel toprak damlar, ahşap evler ve nihayet bir iki katlı taş yapıların dışında beton ve betonarme teknolojilerinin gelişmesi ile ülkemizde de uygulanan betonarme sistemleri mutlaka mühendislik hesap ve projelerini gerektirmektedir. Bu durum aynı zamanda çelik yapılar içinde geçerlidir.
Betonarme ve çelik yapı gündeme geldiğinde depreme dayanıklı yapı tasarımı ve depreme dayanıklı yapı projeleri, statik ve betonarme hesapları ile detayları da gündeme gelmektedir. Betonarme ve çelik yapılar bilimsel yöntemlerle ve doğru hesaplanıp projelendirildiğinde mükemmel bir yapı olmakta ama hesapsız, projesiz ve gelişigüzel geleneksel yapılar gibi inşa edilmesi halinde felaketleri davet eden bir canavar haline dönüşebilmektedir.
Depreme dayanıklı sağlam yapılar için bilimsel, teknik ve kurallara uygun proje üretimi ve denetimi ile bu projelerin uygulanmasında ciddi bir denetlemeye ihtiyaç bulunmaktadır. İnşaatın her aşamasında projelerin doğru olarak uygulandığı, yapıda kullanılan malzemelerin standartlara uygunluğunun uzman mühendislerce denetlenerek rapora bağlanması, hatalı proje ve uygulamaların zamanında müdahale edilerek düzeltilmesi; ileride doğacak bir felaketin önlenmesi için çok önemlidir.
Yukarıda belirtilen ihtiyaçlar nedeni ile 4708 sayılı yasa uyarınca kurulan yapı denetim şirketleri bu denetim görevini üslenmiş bulunmaktadır. Ancak halen 18 ilde pilot uygulama sürecinde bulunan yasaya göre denetim şirketleri ile ilgilide sorunlar bulunmaktadır.
Öncelikle yasanın uygulanması sırasında belirlenen eksik ve yanlışlıkları gideren yeni yapı denetimi yasa taslağının meclise sunularak yasalaşmasının sağlanması, pilot uygulamanın kaldırılarak doğrudan yurt sathına yaygınlaştırılması ve;

İl ve ilçe bazında mevcut yapı stoklarının incelenerek; yıkılması gerekenler, korunması gerekenler ve güçlendirilerek korunması gerekenler olarak belirlenmesi,
Kendi evini güçlendirmek isteyen vatandaşlara ekonomik yardım programları hazırlanması,
Eski dokunun yenilenmesi proje ve programlarının yaygınlaştırılması işlemlerinin vakit geçirilmeden başlatılması,

Daha önemli olan; yıkılması gereken yapıların devlet tarafından istimlak edilerek yıkılması ve hak sahiplerine yeni konut verilmesi gibi programların en kısa zamanda uygulanması gerekmektedir.
Denetim işlemleri ile yukarıda belirtilen konuların ihmal edilmesi sonucunda şiddetli deprem sonrası oluşacak zararların, uygulanması talep edilen programlarla harcanacakların mukayese edilemeyecek kadar farklı olacağı ve hatta ölümle sonuçlanacak faciaların telafisi hiçbir şekilde mümkün olmayacağı düşünülmelidir.