Hoş geldiniz Ziyaretçi, Kayıt olmak için Tıklayınız
Sayfa 2/2 İlkİlk 12
20 sonuçtan 11 ile 20 arası
dqw
  1. #11
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yaş
    61
    Mesajlar
    391

    Standart Ynt: Cemal sureya Şiirleri

    BALZAMİN


    Sen el kadar bir kadınsındır
    Sabahlara kadar beyaz ve kirpikli.
    Bazı ağaçlara kapı komşu,
    Bazı çiçeklerin andırdığı.
    İş bu kadarla bitse iyi;
    Bir insan edinmişsindir kendine,
    Bir şarkı edinmişsindir, bir umut
    Güzelsindir de oldukça, çocuksundur da
    Saçlarınla beraber penceredeyken
    Besbelli arandığından haberli
    Gemiler eskirken, deniz eskirken limanda
    Sevgili.


    C.S


    BANKO


    Biber ki yasa dışı önderidir sebzelerin:
    Şu sofrada ikimiz için de vur emri!
    Sözcükler alevler içinde nasıl da serin!
    Orta yerde durmuyor bir türlü yumru.

    Bu akşamüstü üç şey doğruladı beni:
    Kulüp rakısının üstündeki resim, bir;
    Ortak arkadaşımız prens hayati, iki;
    Üçüncüsünü sorma, bizimle ilgilidir.

    Bekarlara ev vermiyorlar, doğru;
    Evlilere kız vermedikleri de doğru,
    Bu yüzden bir gün seni bırakırım ya,
    Tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu.

    Evet, gün geliyor bıkıyorum senden
    Ama İstanbul’dan bıkmak gibi bir şey bu,

    Git, istersen, cüzam kap bir yerlerden,
    Görmek istersen, nicedir, tutkunluğumu.


    C.S


    BEHÇET NECATİGİL ŞİİRLERİNİ NEREYE YAZARDI?


    Renksemez camgöz
    Hep arka pencereden baktı,
    Orada, oralarda sabah akşam
    Solgun ay altında kasımpatı

    - Nereye mi yazardı dizelerini
    Bir şey çıkmamış biletlerin kenarına yazardı.

    Bir kapı mı açılıyor
    Hemen menteşeye kayardı gözleri
    Küçük ev aletleri kerpeten mengene
    Giderek onda alışkanlık yarattı

    - Nereye mi yazardı dizelerini
    İlaç kutularının üstüne yazardı.

    Yazısı 1928 yazısı
    Atatürk'ün elyazısı
    Ama sıkılganlıktan mı neden
    Fazlaca bastırılmış bir yazı

    - Nereye mi yazardı dizelerini
    Kağıt peçetelere yazardı.

    Çiğnediği sözcükler, ağzının kenarında
    Salya değil köpük halinde toplanırdı
    Ve zarif kemerini örtme duygusuyla
    Şal gibi aşağı akardı boyunbağı

    - Nereye mi yazardı dizelerini
    Plastikten oyuncakların üstüne yazardı.

    Koca Barbaros'a karşın
    Beşiktaş biraz odur artık,
    Küçük bir oda versinler
    Kehribar yüzü öylece kalsın

    - Nereye mi yazardı dizelerini
    Tırnaklarının üstüne yazardı.


    C.S


    BENİ ÖP SONRA DOĞUR BENİ


    Şimdi
    utançtır tanelenen
    sarışın çocukların başaklarında.

    Ovadan
    gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
    çeviriyor o küçücük güneşimizi.

    Taşarak evlerden taraçalardan
    gelip sesime yerleşiyor.

    Sesimin esnek baldıranı
    sesimin alaca baldıranı.

    Ve kuşlara doğru
    fildişi: rüzgarın tavrı.
    Dağ: güneş iskeleti.

    Tahta heykeller arasında
    denizin yavrusu kocaman.

    Kan görüyorum taş görüyorum
    bütün heykeller arasında
    karabasan ılık acemi
    - uykusuzluğun sütlü inciri -
    kovanlara sızmıyor.

    Annem çok küçükken öldü
    beni öp, sonra doğur beni.


    C.S


    BİLİYORUM SANA GİDEN


    Biliyorum sana giden yollar kapalı
    Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

    Ne kadar yakından ve arada uçurum;
    İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

    Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

    Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
    Ben artık adam olmam bu derde düşeli

    Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
    Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

    Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
    Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

    Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
    Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

    Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
    Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

    Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
    Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

    Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
    Bu böyle pek de kolay değil gerçi...

    Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
    Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

    Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
    Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

    İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
    Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

    Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
    Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.


    C.S


    BİR ÇİÇEK


    Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,
    Bir yanlışı düzeltircesine açmış;
    Gelmiş ta ağzımın kenarında
    Konuşur durur.

    Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
    Güverteleri uçtan uca orman;
    Aldım çiçeğimi şurama bastım,
    Bastım ki yalnızlığımmış.

    Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    BİR KIŞ


    Bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm,
    Yalnız işitme duyusu kalır ortada.
    Asya kentleri yürür dururlar,
    Höyükler burnumda hızma.

    Uzakta dev bir damla:Pırıl pırıl Pencap!
    Tabanlarından kayıp duran sütunlar
    Yitmiş bir geleceğin işaret parmakları:
    Horasan uykusuna havlayan köpekler, Buhara.

    Uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    BİR GÜN


    Bir gün seni bırakırım ya
    tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu
    Evet, gün geliyor, bıkıyorum senden,
    ama İstanbul'dan bıkmak gibi bir şey olur bu.


    C.S


    BİR MİNELİ


    Bir mineli altın saat,
    Bir altın köstek ve madalyon
    Bir roza maşallah,
    On iki miskal inci.

    Madalyonunu ve boncuğunu
    İttim içeri,
    Gozlerimizin dibi karıştı
    Dağ yollarının uzak dumanı gibi.

    Ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    BU BİZİMKİ


    Yıkıcı bir aşk bu,
    Yıkıyor milletin ortasına
    Tutku yükünü.

    Bölücü bir aşk
    Ekmeği suyu bölüyor
    Günde üç öğün.

    Hain bir aşk bu,
    Sizin eve hırsız girer
    Onunkine polis.

    Yasadışı bir aşk bu,
    Evlenmeyi
    Hiç mi hiç düşünmüyor.

    Soyguncu bir aşk bu,
    En sıradan ezgilerden
    Sevinçler devşiriyor

    Kökü dışarda bir aşk,
    Dante ile Beatrice'inkine
    Fena öykünüyor.

    İşgalci bir aşk bu,
    Samanlık sevişenin diyor
    Başka şey demiyor.













  2. #12
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yaş
    61
    Mesajlar
    391

    Standart Ynt: Cemal sureya Şiirleri

    CAMDAN


    İçkievinden çıkınca
    Camdan
    demin oturduğum yere
    baktım.

    Sigara paketimi
    masada unutmuşum.
    Sandalyede
    Tıpkı benim gibi
    Oturuyor boşluğum.

    Bir eli alnında
    benim gibi.
    Ama
    biraz daha mı hüzünlü?
    Otururken de
    Biraz daha mı çıkarıyor
    kamburunu?

    Biraz daha mı benziyor
    babama?

    Bir yaş büyüğüm babamdan
    ve rüzgar
    bir törendeki gibi
    çekiştirir durur
    yağmurluğumu.


    C.S


    CİGARAYI ATTIM DENİZE


    Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz
    Gökyüzünün o meşhur maviliğinde
    Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla
    Bir akdeniz şehri çıkabilir içinde
    Alıp yaracak olsa yüreğini
    Şimdi bir güvercinin

    Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak
    Önünde durulacak tam elinden tutulacak
    Hangi bir elinden güzelim hangi bir
    Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
    Öbür elinde yetişkin bir günışığı
    Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük
    Çalışan insanlar için akşamlara kadar
    Toz duman içinde
    Bir elinde de boyuna ekmek kesiyorsun

    Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
    Bir bulut geçiyorsa onu görürdük
    Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
    Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu
    Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
    Bir cıgara atmışsak denize
    Sabaha kadar yandı durdu.


    C.S


    ÇEKİRGE BULUTU


    Çekirge bulutu içinde
    Koynuma soktuğun ekin;
    Çalgılar ikidurur sürgün ilinde,
    Bir gözü mavidir bir gözü bleu.

    Gölgede boy atmış top fesleğen,
    Bir ilkokul bahçesinde görmüştüm seni,
    Marienbad ilkokulu, Nişantaş'ta;
    Bir çocuk yeşil örtüyü çekiverdi.

    Hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek..
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    DALGA


    Bulutu kestiler bulut üç parça
    Kanım yere aktı bulut üç parça
    İki gemiciyken Van Gogh'dan aşırılmış
    Bir kadının yüzü ha ha ha.

    Bir kadının yüzü avucum kadar
    İki gözümle gördüm vallahi billahi
    Yıldızlar vardı kafayı çekmiştim
    Bu kimin meyhanesi ha ha ha

    Bu Ali'nin meyhanesi bu da masa
    Bu iki kimse için gezdirmiyorum
    Bir kere asılmıştım çocukluğumda
    Direkler gemideydi ha ha ha

    İki gemiciyken Van Gogh'dan aşırılmış
    Bir kadının yüzü kaçıyordu yetişemedim
    Ben ömrümde aşk nedir bilmedim
    Süheyla'yı saymazsak ha ha ha


    C.S


    DİKKAT ! OKUL VAR


    Şanssız mıydık? haksızlık olur şimdi
    Düşünsene nasıl geçmiştik hızla
    Birleşen iki güvercinin arasından
    Hiç dokunmaksızın onlara

    Bende tarçın sende ıhlamur kokusu
    Az mı dolandık Başkentin sokaklarında
    Ama işte şölenin kaçınılmaz acısı
    Bizim payımıza düştü sonunda

    Aşkımız şimdi görklü bir hayatın
    Yabancaya berbat bir çevirisi
    Sen metinde üç beş satır atladın
    Ben geçmiş zamanda dondurdum fiilleri

    Sen ki özenle katlanmış bir mendil gibiydin
    Düşünür müsün zaman zaman acaba
    Nelerle ödedik şu mevsimi
    Ve gün nasıl vuruyor topuklarımıza

    Şanssızım diyemem ben kendi payıma
    Oluyor böyle şeyler ara sıra
    Sözgelimi okul kitaplarına girmez şiirim
    Bütün çocuklar anlar da..


    C.S


    DİLEKÇE


    Sokağımsan
    Ben anahtarı çevirdiğim zaman
    Kapanan evin kapısı değil,
    Senin kapın olsun açılan.

    Adresimsen,
    Mektuplarım doğru dürüst gelsin;
    İki kişi telefonla konuşurken
    Olmayalım hemen üç kişi.

    Kentimsen,
    Başka kentler de girsin araya;
    Daha bir sevinçle katılayım,

    Şenliğimsen.
    Herşeyi yaz tarihimsen,
    Ama her bir şeyi;

    Dilimsen,
    Sen de koru biraz dilliğini.

    Düşüncemsen,
    Kızkardeşim pencereyi açsın;
    Sorguçlu bir ışık aracılığıyla
    Günyenisi dolsun içeri.

    Uzat saçlarını Frigya,
    Yarimsen,
    Yurdumsan;
    Söz ver Anadolu.


    C.S


    DOSTLUKLAR İÇİN DÜZYAZI


    Erkekler arasındaki dostluklarda
    Av anlaşması da var.

    Kadınlar arasındaki dostluklar...
    Siyah ve yer yer yıldız ışınlı
    Bir kumaşın arkasında
    Usulca dönen bir çiçek düşünürüm.

    Biri lambayı avucunun içiyle kapar
    Dünyanın ucunda sözcükler düşünürüm,
    Berrak burun delikleri havada biri
    Savunma ve içdökü koklar.

    Savunmanın binbir gizi
    Düzgün açılmış sigara paketleri
    Ayakta duran pantolonlar,
    Anılar ortalıkta dolaşır ve karmaşır.

    Kurtarılmış zamanların
    Sonsuz çay içilen
    Oturma yerlerinde onlar
    Dayanıklı ve yaklaşılmazdırlar.

    Hele çocukluk dönemi dostluklarını
    Güncel tutmayı bilen
    Yaşlı kadınlar!

    Kadınlarla erkeklerin dostluklarında
    Kadın payı oldum bittim ağır basar
    Dönmektedir yine o savunma çiçeği
    Yine kumaş yine içdökü;
    İnsan ilişkilerinin doruğunda
    Patika erkencisi
    Ve çekingen bir tılsım var,
    Öğrenilse de hiçbir zaman çözülemez.

    Kadınlar uçtadırlar,
    Hele evli kadınlar.


    C.S


    DÜELLO..


    Bir düelloda
    Daha büyük bir şey vardır
    Ve daha acıdır bu
    Ölümden de ölüm korkusundan da

    Bakarsın dün en güvendiğin kişi
    Karşı tarafın şahidi olmuş
    İşte acıdır bu da
    Ölümden de korkusundan da

    Daha da acısı vardır ama
    O da sevdiğin kadının
    Karşı tarafı ziyaret etmesidir
    Bu bir nezaket ziyareti de olsa
    Düello gerçekleşmemiş de olsa
    Acıdır bu
    Ondan da ondan da

    Daha da acısı
    Kılıcın elinde
    Alnında bir tutam güneş
    Kalakalıyorsun ortada..


    C.S


    DÜŞÜNCESİ DEĞİL KENDİSİ


    Çiçekleri sulayan adamın
    Bir sürü adı vardır.
    Üsküdara'a at yollar.

    Fırat suyu bütün bir bölgeyi
    Takma adlarla dolanmak
    Zorundadır.

    Ölüm güney yarımkürede
    Çok sığ ve sonsuz geniş
    Bir ırmaktır
    Ganj da derler ona

    Ölüm deyince

    Zamansızlığın ortalarında
    İstanbul'da enderun ağaları
    Padişahın buyruğuyla
    Kartopuna tutar birbirini..


    C.S


    EDİP CANSEVER


    Yeşil ipek gömleğinin yakası
    Büyük zamana düşer.

    Herşeyin fazlası zararlıdır ya,
    Fazla şiirden öldü Edip Cansever..








  3. #13
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yaş
    61
    Mesajlar
    391

    Standart Ynt: Cemal sureya Şiirleri

    ELMA


    Şimdi sen çırılçıplak elma yiyorsun
    Elma da elma ha allahlık
    Bir yarısı kırmızı bir yarısı yine kırmızı
    Kuşlar uçuyor üstünde
    Gökyüzü var üstünde
    Hatırlanacak olursa tam üç gün önce soyunmuştun
    Bir duvarın üstünde
    Bir yandan elma yiyorsun kırmızı
    Bir yandan sevgilerini sebil ediyorsun sıcak
    İstanbul'da bir duvar

    Ben de çıplağım ama elma yemiyorum
    Benim öyle elmalara karnım tok
    Ben öyle elmaları çok gördüm ohooo
    Kuşlar uçuyor üstümde bunlar senin elmanın kuşları
    Gökyüzü var üstümde bu senin elmandaki gökyüzü
    Hatırlanacak olursa seninle beraber soyunmuştum
    Bir kilisenin üstünde
    Bir yandan çan çalıyorum büyük yaşamaklara
    Bir yandan yoldan insanlar geçiyor çoğul olarak
    Duvarda bir kilise

    İstanbul'da bir duvar duvarda bir kilise
    Sen çırılçıplak elma yiyorsun
    Denizin ortasına kadar elma yiyorsun
    Yüreğimin ortasına kadar elma yiyorsun
    Bir yanda esaslı kederler içinde gençliğimiz
    Bir yanda Sirkeci'nin tren dolu kadınları
    Adettir sadece ağızlarını öptürürler
    Ayaküstü işlerini görmek yerine

    Adımın bir harfini atıyorum.


    C.S


    ESKİ KADINLAR


    Baktık çıldırmak işten değil
    Söndürüp attık cigaramızı
    Baktık olacak gibi değil
    Bir adam düşündük camların arkasında
    Baktık beyaz pardesülü burunlu
    Bir adam birdenbire peydahlandı
    Kaptığımız gibi şapkamızı eski
    O eski kadınları bilirsiniz
    Keder basınca bilhassa hatırlanan
    Sokaklarda yaşanmış veya evde
    Karanlığın ortalık yerinde beyaz
    Ve sevgili olan enine boyuna

    Baktık olacak gibi değil
    Kaptık şapkamızı dışarı çıktık
    Ama gel ki kazın ayağı öyle değil
    Baktık değişen bir şey yok ortalıkta
    İki kişi bezik oynuyordu veya tavla
    Birinin zavallı olduğunu gördük
    O zavallı kadınları bilirsiniz
    Sevildimi pekalâ sevilebilen
    Geceyken yağmurluyken hava
    İyice inceltip ufak yüzlerini
    Birebir gelirler yağmura karanlığa
    O eski kadınlar o zavallı..


    C.S


    EŞDEĞERİYLE YAN


    Eşdeğeriyle yan yana yürürken
    Cehennem sokağında birey olmak,
    Ve en inceldikten sonra
    İlkel sözcüklerle konuşmak seninle.

    Saat beş nalburları pencerelerden
    Madeni paralar gösteriyorlar,
    Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
    Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.

    Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    GAZEL


    Ben nice gözle nice denizle nice gazelle
    Rimle gördüm rimle bildim rimle yaşadım seni

    Sen ne iydin güzeldiysen de çirkindiysen de
    Kocan ne iydi sonra Niyde ilinde gökyüzleri

    Sonra ilk çağlar savaşlarında para ve Babil
    Dilber derebeyleri haraca bağlayan aşkımızı ekmeğimizi

    Sonra bulunmaz hint kumaşı lafbilirliğindi
    Beni yüzyıllık kümesine dadandıran tilki

    Tüy aldım ki evrende kalkıp gitmeleri özetliyorsun
    Seni bilmek ne uzun kelime ne acaip ilgi

    Ama ben nice gözle nice denizle nice gazel
    Lerimle gördüm lerimle bildim lerimle becerdim o işi.


    C.S


    GECE BİTKİLERİNDEN


    Gece bitkilerinden korkuyorum,
    Hayır, geceleri bitkilerden!
    Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
    Bana açtığın her telefon.

    İki kalp arasında en kısa yol:
    Birbirine uzanmış ve zaman zaman
    Ancak parmak uçlarıyla değebilen
    İki kol.

    An ki fıskıyesi sonsuzluğun
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    GİTSİN EFENDİM


    Gidilmemesi gereken bir içkievi
    (Dişçiler, sakatlar, kalbi çürükler gitsin)

    Gidilmemesi gereken bir ev Dikmen’de
    (Üç kaatçılar, yalacılar, pijamalılar gitsin)

    Gidilmemesi gereken bir ev Y. Mahalle’de
    (Dönekler, uğrular, şerbetçiler gitsin)

    Yolcu bir bardak çay için benimçin
    (Aşıklar, şairler, işsizler içsin)

    Yaprak, mevsimin içi ve Çin-i Maçin
    (Devrimciler, namus erbabı, doğrucular içsin)

    Yolcu o şarkıyı bir kez daha dinle benimçin
    (Çıplaklar, mert kişiler, kuzular içsin)

    Bin dokuz yüz o yıllarda içtiğim sigara
    (Bin yıl koynumda beslediğim yılan içsin)

    Tam bir yıl can alacağım var birinden
    (Bir yılımı da işte falan filan içsin)

    Her şeyi öğrenir kişi ve bağışlar sonunda
    (Bir anamın sütü kaldı onu da bulan içsin)

    Sen son kokladığım gül: adın zambak
    (Sen başladın artık, her şey geçsin gitsin)

    Sen incelikler antolojisi, uyut beni
    (Sesin bir cibinlik gibi soluğumu kessin)

    Bir kez daha diyeyim: Özenle katlanmış bir mendil gibisin
    Sil beni n’olur kırk yıllık kirim pasım gitsin.


    C.S


    GÖÇEBE..


    Sen sık sık gülen gülerken de
    Sevecen bir akdeniz çizgisini
    Sol yanına ağzının
    İliştiren çocuk özenle
    Yabana mı atıyorum yani seni
    Yabana mı atıyorum saat altı buçukları
    Çocuk ve Allah'ın en eski baskısını
    Değil, değil bunların biri
    Gözlerimin gemileri kuş istiyor
    Açılıp kapandıkça sevdam
    Kapanıp açılıyor bir mavi
    Şahmaran süt istiyor kefeninde
    Üç aylık ölmüş çocukların
    Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kamber
    Ay kana kana batıyor

    Ay kana kana batıyor
    Eşkiyalar gecenin yangınını izliyorlar uzakta
    Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim
    Jandarma daima nesirde kalacaktır
    Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
    Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
    Patronun karısını zimmetine geçirip
    Amasya'dan Kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
    Alevilikten konuşuyoruz uzun süre
    Yanımdaki hep bir gazetede Marilyn Monroe'nun resimlerine bakıyor
    Mariyln Monroe öldü diyorum ona
    Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
    Şimdiyse cennette Nietzsche'nin metresi olması gerekir
    Bunları diyorum daha ne varsa diyorum
    İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
    İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
    Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
    Belki de bir günler bunun için Aydın'da bulunduğumu
    Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu olduğumu
    İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya'da
    Ankara'da dokunak Yozgat'ta becerik olduğunu
    Van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
    İstanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse dialektik
    Acemi bir bulut bozuyor görüntüyü eski bir şarkı gibi
    Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
    Sinirli bir elin uysal bir bardağa
    Çok yukardan döktüğü bir içki gelir
    Sonsuz ve olağanüstü bir bira
    Köpüklene köpüklene biçimlendirir
    Soyunarak ağlayan bir kadını
    Acı bilincinde sonrasızlığın
    Ama bırakalım bırakalım bunları
    Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve büyük yakalarıyla
    Ve faytoncular görüyorum
    Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
    Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren

    Kars'tayım bu ne biçim Kars bir kenarda
    Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin üstünde
    Kars kalesi yükseliyor
    Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha elverişli bir şekilde
    Hırpalayan bu kale de olmasa
    N'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
    Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk
    Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
    Yalnızlığın başkenti orası

    Bir de yine sevgili çocuk
    Biliyorsun kişi tutkularıyla
    Yalnızlığını adlandırıyor o kadar

    Arkada bir su devrile devrile akıyor
    Rastgele bir ağaca soruyorum
    Bir şey var sanki onu soruyorum
    Değil orda diyor belki biraz daha ilerde
    Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
    Ataerkil bir aile gözümü alıyor

    Dedelerin yüzlerinde erozyon
    Silip götürmüş bütün evetleri

    Annelerinse ağızlarında hiyeroglif
    Babalarınsa ağustoslar atasözleri

    Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
    Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini

    Ablalarınsa boyunları soru işareti
    Ağabeylerse utançlarından emrah

    Sıralanmışlar su boylarına
    Bıçakla soyuyorlar kelimeleri

    Ya suya giden küçük kızlar
    Onlar
    Tıpkı o kuşlar gibi
    Uçan daha bir süre
    Sonra da vurulduktan

    Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri

    Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
    Şu son dönemecini de aşınca gecenin
    Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
    Bu ağartı ancak yürekle karşılanabilir
    Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
    Tutsaksan ellerin sıvışır gider zincirlerinden
    Ve balyozla vursalar mısralarına
    Soylu bir demir sesi yükselir
    Soylu büyük ve mavi bir demir sesi

    Ellerim gece yatısına çağrılmış
    Ve
    Telaşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi

    Yüzüm giyotine abone..


    C.S


    GÖLGE OYUNU


    Gölgeme bak gölgeme
    Amma aşık, amma divane
    Oturmuş kanepesinde gurbet elin
    Kendini seyreder gözlerimde
    Amma aşık, amma divane.

    Gölgene bak senin gölgene
    Amma fakir, amma biçare
    Ceplerini elleriyle doldurmuş
    Aynı kanepesinde gurbet elin
    Amma fakir, amma biçare.

    Ya öbür adamın gölgesi, öbür
    Amma hinoğlu hin, amma hergele
    Ayıp fiiller kuruyor belli
    Kulakları toprağın üstünde kocaman
    Amma hinoğlu hin, amma hergele.

    Gölgelere bak gölgelere
    Amma işsiz güçsüz, amma avare
    Şarkılara inanıyorlar bütün gün
    Hepsi de aynı şarkının insanları
    Amma işsiz güçsüz, amma avare...


    C.S


    GÜL


    Gülün tam ortasında ağlıyorum
    Her akşam sokak ortasında öldükçe
    Önümü arkamı bilmiyorum
    Azaldığını duyup duyup karanlıkta
    Beni ayakta tutan gözlerinin

    Ellerini alıyorum sabah kadar seviyorum
    Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
    İstasyonda tiren oluyor biraz
    Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım

    Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum
    Her nasılsa sokağa düşmüş
    kolumu kanadımı kırıyorum
    Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı
    Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene..


    C.S


    GÜZELLEME


    Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların
    Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur
    Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü
    Bak bu sensin çocuğum enine boyuna
    Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki
    Sabaha kadar koynumda yatmışsın
    Bak bende yalan yok vallahi billahi
    Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur

    İşe bak sen gözlerinde burda
    Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık
    İyi ki burda yoksa ben ne yapardım
    Bak çocuğum kolların işte çıplak işte
    Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün
    Gözlerin sabahın sekizinde bana açık
    Ne günah işlediysek yarı yarıya

    Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların
    Bunların konuşması olur öpmesi olur
    Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde
    Vapurdaydık vapur kıyıdan gidiyordu
    Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu
    Uzanmış seni usulca öpmüştüm
    Hemen yanımızda balıklar gidiyordu..









  4. #14
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yaş
    61
    Mesajlar
    391

    Standart Ynt: Cemal sureya Şiirleri

    HAMZA


    Büyük bir ihtimalle ölmüştük
    Şehir kan kıyametti ayaklarımızda
    Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk
    Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün
    Hamza bütün parmaklarını ortaya dökmüştü
    Yirmi yıldır cebinde biriktirdiği parmaklarını
    Hamza son şarkıyı kırka bölmüştü
    Doğrusu iyi idare etmiştik
    Doğrusu iyi haltetmiştik
    Yaşayanlar unutmuştu bizi
    Biz öldüğümüzle kalmıştık.


    C.S


    HİÇBİR SEMTTE


    Hiçbir semtte berberin olmadı,
    1954-1980 yılları arasında,
    26 yılda 28 ev değiştirdin;
    Leke kuşağı nasıl bilmez seni!

    Arabesk nedir diye düşünmüştünüz:
    Şebboy sesli bir cümbüş, eza içinde;
    Eşitlik midir komedya, içtenlik mi,
    Erdem diye benimsenmesi mi fırsatsızlığın?

    Yürütüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    HÜZNÜN KUŞLARI


    ben bütün hüzünleri denemişim kendimde
    canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
    bir bir denemişim bütün kelimeleri
    yeni sözler buldum seni görmeyeli

    kuliste yarasını saran soytarı gibi
    seni görmeyeli
    kasketim eğip üstüne acılarımın
    sen yüzüne sürgün olduğum kadın
    kardeşim olan gözlerini unutmadım
    çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat

    sen tutar kendini incecik sevdirirdin
    bir umuttum bir misillemeydin yalnızlığa
    şanssızım diyemem kendi payıma
    hain bir aşk bu kökü dışarda
    olur böyle şeyler ara sıra
    olur ara sıra..


    C.S


    İÇTİM O


    İçtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim,
    Örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle
    Ayışığını paylaşırdı bacakları,
    Öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm.

    Put'unu cezalandırıyor kır delisi;
    Oğlan iki ev ötede, Londra'dan gelmiş;
    Yazsınlar felaketlerin hep çift geldiğini,
    Garson acıması tutmuş içkievini.

    Ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    İKİ KALP


    İki kalp arasında en kısa yol:
    Birbirine uzanmış ve zaman zaman
    Ancak parmak uçlarıyla değebilen
    İki kol.

    Merdivenlerin oraya koşuyorum,
    Beklemek gövde gösterisi zamanın;
    Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
    Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

    Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    İLKOKULU BİTİRDİĞİ


    İlkokulu bitirdiği gün Cumhuriyet şairi,
    Saçında kurdelesi Lozan gibi;
    Sonra her yıl öldürüldü, öldürüldükçe de
    Hemeninden göğe huthutler çizildi.

    Gelecek zaman oldu şimdiki zaman;
    Irmak aşağı inen güz parçası,
    Çok süslü bir halkın arasından,
    Benimsin!

    İyi anlarında sesin kalınlaşıyor
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    İNTİHAR


    Sen tam tabancayı
    Şakağına dayamışsın;
    Kapı açılıveriyor
    Ve üstündekileri
    Bir bir fırlatıp atan
    Bir leylak sesi...


    C.S


    İŞTE TAM BU SAATLERİNDE


    İşte tam bu saatlerde bir yara gibidir su
    Yeni deşilmiş uçlarına sokakların, küçük uçlarında.
    Senin o güneş sarnıcı gözlerin
    Ölüm yası içindeki bir evde
    Olmaması gereken birşey gibi,kırılan bir ayna gibi.
    Bu saatlerde.
    Çarmıhını yanından eksik etmeyen bir İsa gibi
    Merdiven taşıyan bir adam görüyoruz
    Bu adamı ne kadar çok seviyorum, bu kuşu ne kadar
    Sen ne seviyorsun sen zaten sevince
    Alnınla ayıklarsın yeryüzünü,
    Çardaklar binaların ağızlarında
    Aşar gider kendi sınırlarını
    Köpekler gizli bir dağı havlar.

    Bunlar iyidir diyorum bunlar senden haberli,
    Yoksa nerden bilecekler
    Korbon sınırlarında yaşayan balıklar
    Kovadan sızan hiçret gününü,
    Peygamberin parmaklarına asıp paltolarını
    Nasıl girecekler tanrıevine
    Mucizesever müslümanlar,
    Ve On Binlerin Dönüşü sırasında
    Grek keçilerinin çiftleştiği
    Dağ yolları neyle donacak?

    Yine de sevişirken
    Kullandığımız her kelime
    Hırsızın devirdiği eşya.

    Minibüsleri morarmış sokaklar
    Buğdayın parayla değişildiği
    Paranın ekmekle değişildiği
    Ekmeğin tütünle değişildiği
    Tütünün acıyla değişildiği
    Ve artık hiçbirşeyle değişilmediği acının.
    O sokaklarda.
    Saatler yağmuru gösteriyor,
    Bugün bu küçük salı günü
    Herşeyi eksik İstanbul'un, tepedekilerden başka
    Yalnız Galata
    Galata
    Gecenin bodrumlarında beslediği
    O tükenmez paslanmaz tutkusu
    Bir ağız mızıkası halinde
    Denize yediriyor yavaş yavaş..


    C.S


    KAÇAK


    Küçük kızları ve ölümü kuşatır yüzü
    Önce küçük kızları sonra ölümü
    Yıkar yüreğime öptükçe
    Ağzındaki yükü

    Dağlar ovalar ve atının terkisinde
    Önce dağlar ovalar sonra atının terkisinde*
    Sarılır eşkiyama türkümü söylerim
    Bembeyaz bir kadın halinde..


    C.S


    KAHVALTI


    Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
    Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı..

















  5. #15
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yaş
    61
    Mesajlar
    391

    Standart Ynt: Cemal sureya Şiirleri

    KALIN ABDAL


    ağıdı önce söylenen
    sen nereye uçuyorsun,
    ağıdı önce söylenen
    ölüm korkusunu atar,
    sen nereye uçuyorsun
    boynu usul telli turna

    Pir Sultan benim ağıdım
    ben de senin ağıdınım
    uzar gideriz bu yolda,
    sen nereye uçuyorsun
    gökyüzüne kana kana

    benim söylendi ağıdım
    yazda kışta haziranda,
    ben hep zindanlarda yattım,
    en müşkülü daha sonra
    kendi kendim sürgün ettim,
    sen nereye gidiyorsun
    bir yerlere konmayana

    silah çatuben askerler,
    neden silah çatıyorsun
    dostum dostum aslan dostum
    sen nereye uçuyorsun,
    Kerem Aslı'nın koynunda
    çiçeği hiç solmayana

    biz ki Nâzım'dık dünyada
    rumelli kalın abdal
    uçan kuşa selam saldık
    sevdik oluklar boşaldık,
    cemi cümle bir sofrada
    muhannetlik kalmayana..


    C.S


    KAN VAR BÜTÜN KELİMELERİN ALTINDA


    Posta arabalarından söz et bana
    Kan var bütün kelimelerin altında
    Ezop'un şu lanetli dilinden söz et
    Kan var bütün kelimelerin altında
    Umulmadık birgün olabilir bugün
    Aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara
    Bir çay şöyle yağmurların kokusunda
    Kan var bütün kelimelerin altında
    İşte durup dururken surda
    Bir yelpaze gibi açıldı sesin
    Güzün en gürültülü kanadında
    Göğün en ince dalında
    Kan var bütün kelimelerin altında
    Umulmadık bir gün olabilir bugün
    Bir çeşme gibi akabilir cumartesi
    Çığlığındaki sessiz harfler
    Dün gecenin ağırlığıdır damarlarında
    Ne güzel konuşur sokak satıcıları
    Fötr şapkalarıyla ne kalabalıktırlar
    Ve çiçekçi kızların göğüsleri
    Daha suçsuzdur kırlangıç yumurtasından
    Kan var bütün kelimelerin altında
    Yaprağını dökecek ağaç yok burda
    Ama ışık sökebilir olanca renklerini
    Sürekli işbaşındadır belleğin
    Tanık şairler arasında
    Oyuncu arkadaşlar arasında

    Yolculuk bir kafiye arayabilir
    Atının kuyruğundaki düğümde

    Ölüm bir kafiye arayabilir
    Ak gömleğinde

    Yol bir kafiye arar ve bulur
    Dönemeçlerin benzerliğinde

    Kan var bütün kelimelerin altında
    Bir gül al eline sözgelimi
    Kan var bütün kelimelerin altında
    Beş dakka tut bir aynanın önünde
    Kan var bütün kelimelerin altında
    Sonra kes o aynadan bir tutam
    Beyaz bir tülbent içinde
    Koy iç cebine
    Bütün bir ömür kokar o ayna
    Kan var bütün kelimelerin altında
    İşte o kandır senin gülüşün
    Sızmıştır hayatın derinlerine
    Siyahtır orda kırmızıdır
    Daldan dala atlar
    Sever çocuklara anlatılan masalları
    Ama iş savunmaya gelince
    Yalnız alevi savurur
    Ve güneşin solmaz çekirdeğini
    Yalnız doruklarda

    Umulmadık bir gün olabilir bugün
    Kan var bütün kelimelerin altında..


    C.S


    KANTO !


    Ben nerde bir çift göz gördümse
    Tuttum onu güzelce sana tamamladım
    Sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu
    Bir bunun için yaptım
    -Garson bira getir
    Garsonun adı Barba

    Ben nereye gittimse bütün zulumlardı
    Bütün açlıklardı kavgalardı gördüğüm
    Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu
    Namussuz bir çağ bu biliyorsun
    -Garson rakı getir
    Garsonun adı Hakkı

    Sen belki de bir resimsin ne haber
    Kırmızı bir Beykoz’un yanında duruyorsun
    Yapın bir de ağaç yapmış yanına
    Dallarına konsun diye kelimelerin
    -Garson şarap getir
    Garsonun hali harap..


    C.S


    KARACAOĞLAN


    Kilimim siyahtır bütün renklerden
    İçinde kil var milim var

    Umut'un içinde mut varsa
    Umutsuzluğun da içinde umut

    Bağnazlığın içinde Banaz
    Götürüp sonra Sivas'ta astılar

    Ülkemin ırmakları dışarı akar
    Neden bilmem can havliyle akar

    Akarsuların hepsi karasu
    Dağ doruklarında denizyıldızı çakıllar

    Akıntılar akıntılar ters akıntılar
    Üstünde simürg uçar

    Maphusta beyaz elli Musa
    Balıkçıl yürüyüşlü firavunlar

    Kedi adımlı dışişleri bakanları
    Onun parmaklarıyla konuşurlar

    Ayrılık vezirleri yabancıl yontular
    Nazımdaki nazı okşar gibi dururlar

    Babam sayrı düşmüş, döşeğinin altında
    Kasım güneşi ve asık yüzlü tanrılar

    Yaş otuz beş dantel gibi ortasından
    Sessizce yırtılmış temiz yüzlü hacılar

    Karacaoğlan der ki göçüm söküldü
    Kilimim parça parça acılar al al açar.


    C.S


    KARNE


    C.S


    Ilım günleri gelirdi taraçalar
    Uzatırdı mevsimölçerlerini
    Tıkabasa yaprak arka pencere
    İnsan iki kişiyi sevebilir mi?

    Onunla aşkımız, o diyorum ona,
    Bir kez söylenmiş ve istense de
    Bir daha geri alınamaz
    Kırıcı sözler gibiydi

    Tartışıp dururduk yollarda
    Hızla çevirirdi başını
    Çiçek aşısı gibi bakardı
    Seğirtir karşı kaldırıma

    Ötekiyse nasıl incelikli
    Türkçe sığmazdı ağzına
    Bir ilçeyi sever gibi
    Yürürdü odalarda

    Parmakları her yana döner
    Bir yetenek gibi gelişirdi
    Dursuz duraksız güdülerime
    Bir şeyler katardı düşüncemsi

    Birinin ısırığı badem şekeri
    İç kaslarıyla uçar biri
    Yüz kez yırtılmıştır gömleğim
    Doksan dokuz kez de dikildi

    Kısacası o yıllarda ben
    Hayatım karışık çantam gibi
    İki kişiyi birden severdim
    Karnemde sevinç bir aşk iki..


    C.S


    KEHANET 1985


    Lokman şair senin hayatın
    Yedi kırlangıcın hayatı kadar
    Altısını ardı ardına yaşadın
    Bir kırlangıcın daha var.


    C.S


    KESİK


    Sokaktaki adamların gözlerinde yitik
    Nasıl oluyor bir türlü anlamıyorum
    Arada bir barış arada bir gökyüzü
    Her şeyin güzeli aşkla beraber
    Kesik kesik

    Hiç durmadı aşk dursa bile dünya
    İnsanlar sevdiler hep bazı insanları
    Gece inmesin gözlere ve sokaklara
    Vücutlar arasında kadınlık erkeklik
    Aşkla ayakta

    Ama ne var eskisi gibi değil
    Bir başına değil aşk başka sevilerle koşullu
    Meselâ barışla arada bir gökyüzüyle
    Her şeyin gerçeği insanlıkla beraber
    Aşk ünlü güzellik

    Bir şey var değişen belli besbelli
    Hangi şarkıya gitsem görüyorum
    Açılan gözlerinde büyük büyük
    Almış insanları bir düşünce
    Hürriyet eskidi..


    C.S


    KIRMIZI BİR KUŞTUR


    Kırmızı bir kuştur soluğum
    Kumral göklerinde saçlarının
    Seni kucağıma alıyorum
    Tarifsiz uzuyor bacakların
    Kırmızı bir at oluyor soluğum
    Yüzünün yanmasından anlıyorum
    Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
    Dört nala sevişmek lazım..


    C.S


    KISA


    Hayat kısa,
    Kuşlar uçuyor..


    C.S


    KISA TÜRKİYE TARİHİ


    I

    Şelaleye
    Düşmüştür
    Zeytinin dalı;
    Celaliyim
    Celalisin
    Celali.

    II

    Üç anayasa
    ortasında büyüdün:

    Biri akasya
    Biri gül
    Biri zakkum.


    III

    Türkiye'nin adı,
    Soyadı yasasından beri
    Atatürk adından
    Soyutlanamadı:

    1930'lu yıllarda
    Etitürkiye;

    1940'lı yıllarda
    Atetürkiye;

    1950'li yıllarda
    Uditürkiye;

    1960'lı yıllarda
    Ötetürkiye;

    1970'li yıllarda
    Atatürkiye;

    1980'li yıllarda
    Adıtürkiye;

    Mavi yolculuklar var bir de
    O yunani o güzel yolculuklarda,
    Hemen her zaman:
    Adatürkiye.


    IV

    O yıllarda ülkemizde
    Ceşitli hükümetlerle
    Yetmiş iki dilden
    İkisi yasaklanmıştı:

    İkincisi Türkçe.


    V

    Kahvede subay yok,
    Bu nasıl iştir.













  6. #16
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yaş
    61
    Mesajlar
    391

    Standart Ynt: Cemal sureya Şiirleri

    KURT


    Köpek, diliyle içer suyu
    Kurt, soluğuyla

    Yüreğinin kokusunu taşır
    Boynundaki kutup çiçeği
    Öfkeli değil lacivert
    Yırtıcı değil sıcak.
    Kurt: büyük karbonun sesi
    Karanlıktan çağlayarak
    Atardamarıyla koşar,
    Ulur gözlerinin arasıyla.

    Kıt karınlı, iki mevsimli
    Yazları kızıl kışları ak
    Bir şimdiki zaman içinde
    Belleğini örttükçe tipi
    Unutuşun gri tipisi
    Yorgun atların tarazlı tipisi
    Ay tutulur gözlerinde
    Kaçar ufuk
    Bulanır gezegen.

    Erzurum'da Horasan'da
    Bütün kuzey yarıkürede
    Çağlar boyunca kurt
    Yekpare bir kemik halinde
    Tek bir kurtta yaşadı
    Sonra papağanlar geldi
    Gözlüklü yılan Hint'ten geldi
    Maymunlar Madagaskar'dan
    Ornitorenk Avustralya'dan
    Denizler büyüdü
    Gece azaldı.

    Kurt, soluğuyla içer suyu
    Köpek, diliyle

    Köpek: ılık profesyoneli
    İpeğin, camın, korunun
    Eti havayla dolu
    Burnunda sinir, kıçında peri
    Bakkal, tefeci, orospu
    Hayvan hikayesi düzenlerin
    Ve tanrının koyunlarını
    Güden çobanın dostu

    Ödleriyle öten kuşlar gibi
    Havlaya havlaya kirlenir
    Düşen kulaklarıyla birlikte
    Buruşur sevinci
    Ama diktiler mi kurdun karşısına
    Ağzı cehennemleşir.

    Kurt altı yavru doğurur
    Köpek olur bunlardan biri.


    C.S


    KÜÇÜK ANNE


    Küçük anne, kelepir kız,
    Bir şey söyle bana,
    Bana bir laf et ki binlerce,
    Onbinlerce görüntü anlatamasın.

    Genceli Nizami'nin dediği gibi
    Taşı onunla yıkasalar
    Üzerinde akik biter,
    Bakışların ki..

    İkinci bir parıltı var senin bakışlarında
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    LAVANTA


    Odanız kızkardeşinizdir,
    Büyük Ş'lerle iner giysiniz;
    Bir kez onarılmış anıt mihrap;
    Hemen pencereye geçersiniz.

    Bütün şarkıları düşünün,
    Sizin yüzünüz çıkar ortaya,
    Konsolun üstünde yelpaze,
    Yan yana yan yana düşünün ama.

    En derin çizgiler, güzelim,
    En tatlı anlardan kalma...
    Değme acı baş edemez
    Hazların lal oyuklarıyla.

    Çıkarken yığılan basamaklar
    Kaçıkaçıverirler inerken,
    Beyaz sunağıyla gotik tapınak,
    Eliniz sanki hep tırabzanda.

    Bir şeyiniz olayım sizin,
    Hani nasıl isterseniz,
    Oğlunuz, kiracınız, sevgiliniz;
    Dünyanın bir ucuna
    Birlikte gider miyiz?

    Bekletilmiş ipeklinizden
    Kopmaya can atar bir düğme;
    Boş verin, o düğme hayın,
    Gider miyiz?

    Şimdiye dek düşünmediyseniz
    Bakmayın içinde ne var,
    Küçük bir kitaptır yaşamak
    Elinde tutmaya yarar.



    C.S


    METİNLERDE BULUŞTUK


    Metinlerde buluştuk kopkoyu deyimlerde,
    Koşut ve eş zamanlı okuduk kimi kitapları;
    O arada iki de defterimiz oldu,
    Biri babasına daha çok benziyor.

    Bir türlü kotarılamayan uğraş,
    C-harfini daha yeni dönmüşüz;
    Gözlerimizde İbni Sina bozukluğu,
    Dostumuzsa, Bodrum'da, dönmez geri.

    Uzaklardaydın, oracıkta, öbür kitada,
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    MEZARTAŞI ÇİÇEKLERİ


    70.000 aşk ve 90.000.000 dize:
    Ünlü şair İlhan Berk burda yatıyor!
    N'olur yolcu, sevaptır, sakın üşenme
    Yukardaki sayıya bir sıfırda sen ekle.


    C.S


    MUT ( SUZ )


    Kim istemez mutlu olmayı
    Ama mutsuzluğa da var mısın?


    C.S


    MUTSUZLUK GÜLÜMSEYEREK


    Mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;
    Banliyo treninde rastladığımız
    Sınav saatini kaçırmış liseli kız,
    Hep kazanırsın ey çözümsüzlük!

    Ey otobüssever ey Troya yolcusu!
    Anımsarsın günlerce konuşup durmuştuk
    O İB(ipekböceği) sesli kadını;
    Birinin Grönland'ı olmaya hazırlanıyordu.

    İki çay söylemiştik orda, biri açık,
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    NEHİRLER BOYUNCA KADINLAR GÖRDÜM


    Porsuk nehrinin geçtiği kadınlar
    Hepsine yüzer kere rastladım en azdan
    Umustsuz sevdalara tutulmak onlarda
    Bozkıra doğru seyrele seyrele yaşamak onlarda
    Verdi mi adama her şeylerini verirler
    Ben gördüm ne gördümse kadınlarda
    Porsuk nehrinin geçtiği

    Kızılırmak parça parça olasın
    Bir parça ekmek siyah, on kuruşluk kına kırmızı
    Taş toprak arasında türküler arasında
    Karanlıkta bir yanları örtük bir yanları üryan
    Kocaman gözleriyle oy anam bu kadar dokunaklı
    Kimler ürkütmüş acaba bu kadar kadını

    Dicle kıyılarına tiren varınca
    Büyük bir gökyüzü git allahım git
    Genel olarak önce kaşları görünür
    Sonra bütünsüz uykuları kaşla göz arasında
    Yanaklarında çıban izi taşıyan kadınlar
    Gül kurusu

    Bir gün sizin de yolunuz düşer memlekete
    Siz de görürsünüz bunları kadınlarda
    Ödevleri yenilmek olan hep
    Bıçakla kemik arasında
    Susmakla ağlamak arasında
    Yenilmek
    Kadınlar


    C.S


    ONLARIN YANİ SİZİN


    Onların, yani sizin hayatınıza
    Şarkılar girmiş, şarkısız edemiyorsunuz
    Şarkılar yani barış, yani gökyüzü
    Yani bazan burun buruna geldiğiniz köşebaşlarında
    Sonra usul usul, yavaş yavaş kaybettiğiniz
    Yani dost geldi gelecek, sevgili sevdi sevecek
    Yani yaşamak adına, güzel düştüğü olan
    Şarkılar, yani yanıldığınız...

    Sizin, yani onların hayatlarına
    Allahlar girmiş, Allahlardan kurtulamıyorlar
    Allahlar yani çarşıda, pazarda, yani evde
    Yani arabalarına taş koydukları caddelerde
    Bir dilim jandarma ekmeğikürekte, kürek denizde
    Yani sızlayageldiği şey öbür taraflarının
    Yani gölgesinden ölümü görmüşgibi korkulan
    Allahlar yani yine yanıldıkları...


    C.S


    OTELLER HANLAR HAMAMLAR İÇİN SÜREKLİ ŞİİR


    Şu günlerde içkiye düştüm, ondan mıdır bilmem,
    Daha çok seviyorum Cansever'i, Uyar'ı, Can Yücel'i
    Bir de fethi Naci'yi, ve elbet Mustafa Kemal'i
    Ankara Ankara
    Bir kent değil burası, bir acenta dizisi,
    Bir işhanı, bir umumi mümessizlik belki,
    Büyük mağazalar, bahçeliğe özenen süpermarketler
    Tutulmamak üzere verilmiş bir söz gibi.
    Sahi kaçıncı sanat oluyordu şu mimari?
    Birer önyargı gibi uzuyor çağdaş caminin minareleri.
    Opera: içine dikiş gereçleri doldurulmuş ağırlıksız bir
    keman kutusu,
    Osmanlı Bankası davul;
    Ve Emlak Kredi'yle başlayan camdan metalden bir melodika
    ordusu:
    Dol (An) kara bakır dol!

    Biletim öldü;
    Gömleğim kirli.

    Ek yapıların ana yapıları böyle ezip geçmesinde
    Yoksa ölümcül bir beğeni de mi gizli?
    Ne derdi buna Sadettin Köpek, Necmettin Pervane ne derdi?
    Tiren kuşları daha Eskişehir'den başlayarak
    Çarpa çarpa bedenlerini kara vgonlara
    Can boyasıyla çizer portresinin ilk çizgilerini.
    Evliya Çelebi'ye kenti gezdiren rehberin de
    Sesi yeraltından geliyordu ve kemiktendi elleri.

    Bir kadın torbaya doldurulmuş gibi yürüyor
    Yine de, belli, içi içine sığmıyor.

    Büyük Millet Meclisi'ni hiç gözden kaçırmamakta
    O nereye giderse peşini bırakmayan Ankara Oteli:

    İş Bankası da kendine özgü bir humour'la süzüyor
    Şimdi biraz daha aşağıda kalmış Anıt-Kabir'i.

    İşe bak, dün humour sözcüğü için Fransevi'yi açtıydım,
    "Şetaret" diyordu yanlış okumadımsa Şemsettin Sami:
    Ey şetaret bankası, artık gelmiş sayılırsın Çankaya'ya!

    Ben öyle her şeye dikkat eden bir adam değilim,
    Ama biliyorum DÇM için Marmara Oteli'ne gideceğim
    Yakamda gizlilik rozeti, eh çobanıllık da caba;
    Vergi iadesi için de Stad Otel var,
    Paraşüt kulesini yukardan görmüş olursun ayrıca.

    Adını titizce saklayan bir sokak buldum
    Şimdi söyleyemem hangi alanın arkasında,
    Oradan geçerken hep seni düşünüyorum,
    Belki de oralarda bir yerdesin,
    Sen tavşan aralığı,
    Sen ağzımın tadı,

    Bir buluş gibisin!

    - Ağır ol Bay Düzyazı,
    Sen ancak uçağa binebilirsin!

    II.
    Ankara Ankara.
    Ey iyi kalpli üvey ana!

    III.
    Biliyor musun başkentim nedense
    Birbirimizden çekiniyoruz ikimiz de,
    Sen yaslarına hiç yaslanmaz oldun
    Ben acılarıma yeterince.

    Tek boynuzlu yapılar arasında
    İki katlı ve gözlüklü bir hayırevi
    Dayandım ak bedenine öptüm öptüm
    Aşkım değilsen haber ver benzerimi!

    Her şey öyle yeni ki burda
    Kolunu kaldırsan yarının folkloruna katkı
    Ama ben budalalıklarla doldurdum
    Yıllarca bütün boş sayfalarımı.

    Şurda işte tam şu noktada Dede'nin
    İç çekişi Bach'ın soluk alışına karışıyordu,
    Bir kapıyı açtım ürktüm ve kapattım
    Bir milyon adam ayakta bira içiyordu.

    Kim kimdik o gün, unuttum şimdi,
    Yalnız buz gibi bir odada oturduğumuz aklımda,
    Hani o arsız sonbahar küçücüğü
    Gözündeki arpacıkla ısıtmıştı hepimizi.

    Sen temiz hava saklı su

    Sen bayan Nihayet

    Sen bir mevsimin sanat eki

    Çeşmeler adın kokulu!

    IV.
    Hoparlörlerinde halı ve mevlithan
    Gri gözlerinde zararsız kırlangıçlar,
    Alnaçlarının ardında kirli kan,
    Önündeyse temiz ve vurulandan akan.

    Bugünün şarkısıdır ama yarın için
    Çıkan her kurşun patlayan silahlardan,
    Katılaş dur yukarda katılaştığın kadar
    Artık bir özel ad oldun ey Duman!

    Kooperatif evlerinin sözleri boğazlarında: Çimento!
    Alüminyum mırıldanıyor zorluyor güçsüz belleğini,
    Adakale Sokak'ta İlhan Berk'i görür gibi oluyorum
    Bir kentin tarihinde şairlerin ayak izleri

    Şöyle mi derdi İlhan Berk:
    "Sevdiğim kadınlar yaşlandınız hepiniz
    Ama, inanın, yine de özlediğim sizlersiniz."

    Salah Birsel bu dizeleri şöyle geliştirirdi:

    "İsterseniz İlkyazın gazinosuna
    Hep birlikte garson girebiliriz."

    Aldı Cahit Sıtkı:

    "Özgürlüğümün bir parçası oldun artık
    Hangi kuytuya düşsen hemen yapraklanırsın orda."

    Cahit Külebi:

    "O ozanlar var ya büyük ozanlar
    Biz yanarken çıkardığımız dumanlar."

    Evet, Mehmed Kemal, Yılmaz Gruda, Orhan Veli,
    Şimdi hepsi dipte, hepsi birer yeraltı suyu gibi.
    Sevgilim bilemem sesimi duyuyor musun
    Bir gökkuşağıyla doldurmak istiyorum içini.

    Ve Hasan Şimşek, Cahit Sıtkı'nın kasabalısı,
    Ve içtiği rakı kadar bembeyaz Şahap Sıtkı ki
    Metin Altıok'a devredip masadaki yerini
    İnanılmaz biçimde bu kentten gittiydi.

    Tam Ataç Sokak'tan Pazaryeri'ne dönüyorum ki
    Bir sürü giysiyi üst üste atmış omuzlarına
    Terzi çırakları pat pat düşüyorlar ortaya
    Rengârenk kır çiçekleri gibi.

    - Şair arkadaş,
    Bir derdin mi var
    Bir şeyler çıkarmak mı istiyorsun derdinden
    Ankara'ya gelmelisin.

    V.
    Yakındoğu'nun düpedüz İtalyancası: Farsça
    Yakındoğu'nun zengin Fransızcası: Arapça

    Yakındoğu'nun duru İngilizcesi: Türkçe
    Yakındoğu'nun dallı İspanyolcası: Kürtçe

    Yakındoğu'nun kırık Portekizcesi: Lazca
    Yakındoğu'nun yatay Çincesi: Ürgüp, Göreme

    Yakındoğu'nun sıcak ve çılgın esperantosu: pazaryeri,
    Hani geçen sayıda ondan söz etmiştim de.

    VI.
    Ankara Ankara
    Müfettişler arasından geçiyor tiren


















  7. #17
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yaş
    61
    Mesajlar
    391

    Standart Ynt: Cemal sureya Şiirleri

    ÖNCELEYİN


    Önce bir ellerin var
    Yalnızlığımla benim aramda
    Sonra birden kapılar açılıverdi
    ağzına kadar
    Sonra yüzün,
    Ardından gözlerin dudakların
    Sonra herşey çıkıp geldi
    Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde
    Sen çıkardın utancını duvara astın
    Ben masanın üzerine koydum kuralları
    Herşey işte böyle oldu önce..


    C.S


    PARK


    Öyle sevdim ki seni
    Öylesine sensin ki!
    Kuşlar gibi cıvıldar
    Tattırdığın acılar.


    C.S


    PERDELİ


    Mutluluk,
    Diyordu adam,
    Her konuda
    Tekrara düşecek kadar
    Rahat olmak.

    Rahatsın,
    Diyordu kadın,
    Ama o sırada
    Birdenbire
    Odayı
    Sözgelimi
    Brezilya'ya
    Çevirir
    Bir çiçek.

    İyi niyetlidir musluk,
    Diyordu adam,
    Yüzüne çarptığın
    Ve içtiğin su
    Aynı serinliktedir.

    Mutluluk mu,
    Diyordu kadın,
    Mutluluk:
    Açan tütün
    Körelten tütün.


    C.S


    PİRİ REİS


    Piri Reis geri çekmiştir haritasını
    Azmayı çoktan unutmuştur hayvanlar;
    Başlamıştır Sultanahmet sürüncemesi,
    Kızlar yatakta yan yatmaya başlar.

    Ben atımı böyle dört sürüyorum ya,
    Yetişmek için mi, bilmem, kaçmak için mi?
    Ya sen? Neden sende tehlike anlarına
    Bunca hazırlıksız olma özeni?

    Bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim,
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    PİYALE


    Sıra hep son kadehe geliyordu
    Dudakların başkalarının masasında lâle
    Ben boynumdaki ipe bir düğüm daha atıyordum
    Peşinden başka gidecek yer yoktu
    Seni artık hiç sevmediğim halde

    Senin o eskisi olmamana imkân yoktu
    Ama inadından yapıyordun bunu Cemile
    İnattandı hep o içip içip gitmeler
    Bense boşalttığın kadehleri satın alıyordum
    Enayilik ettiğimi bile bile

    Hele o çıkışın yok mu kapıdan
    O Allahın belâsı herifle
    Başkasının olmayı bir türlü beceremiyordun
    Millet arkandan gülüyordu
    Düştüğün hale...


    C.S


    RESİM


    Bir savaş: Otlukbeli
    Bir mavi: Spartaküs
    Bir soru: niçin Spartaküs
    Bir kuş: nereye gidiyon kuşu
    Bir çiçek: bilmem ki çiçeği
    Bir su: şüpheli

    Bir belge: noterlerinden
    Elbet başkent noterlerinden
    Bir şair: Ahmed Arif
    Toplar dağların rüzgarlarını
    Dağıtır çocuklara erken
    Bir çocuk: ince burunlu

    Ey ince burunlu Güneyli çocuk
    Ne soracaksan işte sor
    Bir çalgı: fayton
    Bir içki: rakı hayır votka
    Bir tabanca: tabii dolu
    Bir haber: ölümüm yakın

    Bir imza: okunmuyor


    C.S


    ROMAN OKUDUM SENİ DÜŞÜNDÜM


    Bende tarçın sende ıhlamur kokusu
    Yürürüz başkentin sokaklarında

    Bir nehir şu tutuk konuşan cumartesi
    Üstünde iki yonga: Çarşamba, bir de cuma

    Ayrılık lafları etme sevgilim
    Önümüz Temmuz önümüz Ağustos nasıl olsa

    Kolkola yürüyoruz tek tük öpüşüyoruz
    Sonra ayrılıyoruz korkuyoruz da

    Kimi zaman neden kalabalığın içinde duruyoruz da
    Kimi zaman bir köşe arıyoruz en sapa

    İşimiz mi yok, şu Akay'a sapalım istersen
    İstersen garson girelim ilkyazın gazinosuna

    Börekçi! diye bağır istersen şurda
    Kısmet çıkar -sanırım- Emek'te oturan kıza

    Abiler! Abiler! diye bir şey satayım ben
    Mendilim kalmamış kağıt peçete yok mu çantanda?

    Üç peseta gibi bir paraya dondurma yemiştim
    Madrid'te yemiştim, ve çatılardan kanguru akıyordu
    Londra'da

    Seversin mi beni, doğru söyle ama? - Sigara?
    Ne eflatun etin var, yanarca mı yanarca

    İnan Selimiye'nin minareleri gibisin
    Her seferinde başka yoldan çıkılır nirvanaya..


    C.S


    SAYIM


    Ayışığında oturuyorduk
    Bileğinden öptüm seni

    Sonra ayakta öptüm
    Dudağından seni

    Kapı aralığında öptüm
    Soluğundan seni

    Bahçede çocuklar vardı
    Çocuğundan öptüm seni

    Evime götürdüm yatağımda
    Kasığından öptüm seni

    Başka evlerde karşılaştık
    İliğinden öptüm seni

    En sonunda caddelere çıkardım
    Kaynağından öptüm seni


    C.S


    SEVGİLİM BEN ŞİMDİ


    Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
    Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara
    Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
    Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz
    "Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz".
    Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere
    O gülün yüzü gülmüyor sensiz
    O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı
    Hepten hüzünlü bu günlerde
    Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye
    Masada tabaklar neşesiz
    Koridor ıssız
    Banyoda havlular yalnız
    Mutfak dersen - derbeder ve pis
    Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş
    Vantilatör soluksuz
    Halılar tozlu
    Giysilerim gardropda ve şurda burda
    Memo'nun oyuncak sepeti uykularda
    Mavi gece lambası hevessiz
    Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
    Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi
    Radyo desen sessiz
    Tabure sandalyalardan çekiniyor
    Küçük oda karanlık ve ıssız
    Her şey seni bekliyor her şey gelmeni
    İçeri girmeni
    Senin elinin değmesini
    Gözünün dokunmasını
    Ve her şey tekrarlıyor
    Seni nice sevdiğimi..


    C.S


    SEVGİLİM, BİR GÜNÜN


    Sevgilim, bir günün ortası şimdi
    Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
    Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
    Uzat bana uzat ellerini
    İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
    İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
    Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor

    Ben seni düşünüyorum seni
    Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
    Kalbim diyorum kalbim
    Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi
    Aşkı anılar besliyor düşler kadar
    Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
    Sevgi eskidikçe sevgi.

    Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
    Çoluğumuz çocuğumuz
    Binalar yan yana yükselip gidiyor
    Vapurların ağzı köpük içinde
    Uzaklarda ne kapılar açılıyor
    Tirenin biri bir istasyona varıyor
    Ordan çıkıyor biri.

    Her şey biliyor her şey
    Sen biliyor musun bakalım
    Seni nice sevdiğimi?
    Üstüne titrrediğimi?

    Geldiğimi?
    Gittiğimi

    Hadi!



















  8. #18
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yaş
    61
    Mesajlar
    391

    Standart Ynt: Cemal sureya Şiirleri

    SEVİNCELİK


    Kızkulesi'ni düş getiren pay senetleri
    Kısa günde kapış kapış gitti

    İşçisi köylüsü öğrencisi şairi
    Tam tamına 49,5 milyon kişi

    Yazıldı defterine güzelliğin
    Çocuklar sabah akşam resim çektirdi

    Sevinçler acılar şarkılar ki
    İstanbul'u an an görünür kılar

    Fenerime uğru yeşil tatlı pembe sürülmüş
    Yanında ne ki Koç'lar Sabancı'lar

    Sonra 49,5 milyon düş senedi
    Bir sabah törenle denize verildi

    İçlerinden üç tanesi de
    Şu şu şu kişilere ciro edildi:

    Tarihin babası sayılan Herodotos'a;
    Tarihin bir babası daha varsa ona;

    - Ve uzun tartışmalardan sonra -
    Nüfusumuzun geri kalan kısmına.


    C.S


    SICAK NAL


    -I-

    Art çocuk, Muhyiddin Çelebi,
    Molla Fenari'nin kısık fitili;
    Okuduğu her beyitten sonra
    Gülsuyuyla yıkardı ağzını;

    Kirlidir şiir; ve söz, atılmazsa zehirdir;
    Bunu bilirdi;
    Acı bir gölge geçerdi bakışından,
    Mesir macununun içindeki çivit gibi.

    Karısı yanındaydı hep,
    Çocukluktan kalma
    Ve artık değişmezlik kazanmış
    Yanlış bilgi;

    Odalarda ışıksız iki aslan
    Derinliğine iki atla sevişirdi.

    Kerbela yası hemen her zaman
    Görünmez kılardı Mevlit sevincini;

    Ölümü düşünen,
    Daha doğrusu anımsayan yüzü
    İlençler denizinde yüzerdi.

    -II-

    Dikenli tele takılmış çiçek,
    Yüzyılımız çiçek diye seni getirdi.

    Gökyüzüne çarpıp düşen kelebek,
    Kumaşları mı diyeceksin şimdi?

    -III-

    Pencere silen kadınların
    Uzaklarda bir yeri aynatmasından belli;

    Giysilerden, bayraklardan, cenaze törenlerinden;
    Ayakları dolaşan sandalyelerden;

    Ağzı ağzına dolu telefonlardan
    Gözleri bozuk paralardan

    Saplantılı duvar saatlerinden
    İçkilerin giderek küçülmesinden

    Belli, iyi şeyler olmayacak.

    -IV-

    Meyvelerin turuncu aktığı oynak oluk,
    Ayrımlar eşiği.

    Merhaba tahıl,
    Yolun bilgisi işte bitti!

    Evreşe,
    Tek türküsüyle varolan ela gözlü kasaba,
    Bir çocuğum olsun isterdim senden.

    Adını değiştirmişler senin de mi?

    -V-

    Bir şey var şu bizim durumumuz ona benziyor

    Umarsızlığı yüceltmek mi desem?
    Renkleri beklemek belki...

    Makbule geçmeyen armağan
    Ya da
    Zindanda gökbilim öğrenimi.

    Ya da
    Satın alınmak
    Ezgiler tarafından.

    -VI-

    Yakup Cemil'in
    Kurşuna dizilmeden hemen önce
    Üst üste içtiği
    Ömründeki ilk üç sigara.

    -VII-

    Ölü duvağı,
    Ak altın
    Boz altın.

    -VIII-

    Kafes de, diyorlar, kuşu neden istesin ki!

    Gözlerine mendil bağlamış hocalar.

    Nerden mi öğrendim, gazeteden mi?

    Karaköy altgeçidinde bekliyor
    Şemsiyesini tüfek gibi asmış omzuna
    Ölüm meleği.

    -IX-

    Yazı artık günbatımında
    Yazı bize geldi.

    -X-

    Bir şey var
    Balkonlar kollarını açmışlar
    Ona sarılacaklar.


    C.S


    SİGARAYI BIRAKANIN ŞİİRİ


    Eskiden birinci işimdi sigara içmek
    Şimdiyse içmemek birinci işim.


    C.S


    SİZ SAATLERİ


    Siz, saatleri yaşadınız. Zamantaşlarını. Niceldir saatler. Adsızsırlar. Renklerini, kokularını kişiselliklerden alırlar.
    Aylar birbirinin içinden yürüyebilir. Ağustosta bile Marta gönderme vardır. Yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır.
    Günlerse bambaşka. Bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. Günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde.
    Siz, saatleri yaşadınız. Henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. Tanığınızım.
    Aylar ayları açıklıyor.
    Saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor.
    Açıklanmayan tek şey aşk: En büyük sayrılık ve en büyük sağlık.
    Günü tam gelmemiş olarak bir yanını gizleyen duygu.
    Denetçi anlamaz, tarihçi atlar, terzi bir araya getiremez, sanatçı elden kaçırır.
    Kent yıkılıyor. Sokaklar uçtan uca kazılmış. Sesimiz radyasyon içinde. Mühendisler geldiler; kedi resmini bile cetvelle çizerler. Gözlem evinde art arda mevsimler sökülür.
    Mahşerin ortalık yerinde size rastladık. Elinizi şuramıza koydunuz.
    Sürgündük. Göçebeliğin elverişli yanlarını da yitirmiş gibiydik. Yanınızda göçmen olduk. Bir yerleşmişlik duygusu ki, hırkamız yazlık sinemada iliklenir.
    Güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu.
    Gerçek neydi biliyor musunuz: Her şey.
    Yüz yıl sonra bu gün yaşayan hiçbir anne, hiçbir sevgili, hiçbir bebek, hiçbir bıldırcın, hiçbir balina, hiçbir örümcek, hiçbir aslan, hiçbir ceylan, hiçbir yılan var olmayacak. Ayrı bir kardeşlik kanıtı değil mi bu? Hayat kanıtı. Birbirimizin her yönden çağdaşıyız.
    Siz tebeşirle kara tahtaya ne güzel yazan.
    Kuzular için özel bir bölüm açmayı da hiç unutmayan.
    Saatlerle yaşadınız. Düşlerinizde doğulu bir ressamın elinden çıkmış ağırlıksız yapraklar.
    Kızböceği de göründü. Gece de uçmaya başlamış.
    Bakır kaptan günlük kokusu yayılır.
    Geceyle birlikte.
    Gece de.
    Sen Serpin, sen Nuri, orda burda nasıl dolaştırdınız. Benziyordunuz. Aynı kişi miydiniz?
    İki din var: siyah ve beyaz. Gerisi? ..


    C.S


    SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?


    Sizin hiç babanız öldü mü?
    Benim bir kere öldü kör oldum
    Yıkadılar aldılar götürdüler
    Babamdan ummazdım bunu kör oldum
    Siz hiç hamama gittiniz mi?
    Ben gittim lambanın biri söndü
    Gözümün biri söndü kör oldum
    Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
    Söylelemesine maviydi kör oldum
    Taşlara gelince hamam taşlarına
    Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
    Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
    Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
    Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
    Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?


    C.S


    SU SERP SİNEME


    Çıkamazsın, gönlüm haremdir sana
    Bakamazsın, eller mahremdir sana
    Umut pınarından su serp sineme
    Aslı'sın, bu yanan Kerem'dir sana...


    C.S


    SULUNUN YÜZÜ


    Sulunun yüzü bir atmosfer olayıdır.
    Rasgele yazarı avcıdan öğrendim:
    Yabanördekleri donmasın diye,
    Suya nöbetleşe kanat vururlar.

    Ve işte samandırasıyla Beşiktaş'ınız,
    Çapraşık bir yüzyılı geriye atar;
    Tanrım siz şu uzun Anadolu'yu
    Çocukluk günlerinizde mi yarattınız?

    Senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    C.S


    ŞARAP


    Saat onikiden sonra,
    Bütün içkiler
    Şaraptır..


    C.S


    TERCAN


    Mamahatun Türbesi iki katlı
    Alt katta yılan parlar

    Bir at kişner sümbüli
    Kamyonları ala boyar

    Rüzgar
    Az ötedeki
    Eski kervansarayı
    Eleştirir durur

    İhtiyar adamla çocuk
    Ordadırlar

    Hiç konuşmazlar

    Çömelmiştir ihtiyar
    Bir olanak gibi
    Sıkmıştır avucunu

    Çocuğunsa
    - Göz göze gelebilirseniz -
    İpi kopmuş bir uçurtma
    Hızla uzaklaşır bakışlarından.


    C.S


    TÜRKÜ


    Bir sürü çiçek ama saydırmaya kalkma
    Ayrı ayrı kadınlardan koparılmış
    Kadınlardan ya hem de bilsen nerelerinden
    Kahin-klin kahin-klin
    Ben ne kadar öbür çiçekleri denesem
    Senin ki gül oluyor aralarında

    Bir sürü güvercin havalan.. Saçların
    Bunlar tıpkı senin sevilmede ki saçların
    Kanatlarımdan bellidir yeni açılmış sokaklarda
    Gülüm-mera gülüm-mera
    Bir güvercin akıntısında kesin güvercinler
    Uçsuz bucaksız bana bakıyorsun

    Bir sürü Süleyman Vagon-Blö'de
    İçlerinden biri Vagon-Blö'de
    En fazla kibarı en fazla penceresi olan
    Çal-para çal-para
    Açlığa saygısından olacak
    Beni görünce şapkasını çıkarıyor.






















  9. #19
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yaş
    61
    Mesajlar
    391

    Standart Ynt: Cemal sureya Şiirleri

    UÇURUMDA AÇAN


    Aşktın sen, kokundan bildim seni
    Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu
    Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin
    Elinde tuhaf bir çanta, saçında soku

    Akıl almaz işleri şu zambakgillerin
    Sokakta bir sövgü gibi akıp gittin
    Gözlerin sonsuz uzun, sonsuz çekikti
    Baksan uçtan uca Çin Seddi'ni görebilirdin

    Yanındaki adam mutlaka kardeşindir
    İstanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir
    Aşktın sen, gidişinden bildim seni
    Neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir

    Birbirinizi kucaklarken neye yarar
    Kucaklamıyorsak eski, yeni sevgilileri
    Diyorum çoğunca evli kadınlar
    Bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar

    Bilir misin acaba ne demiş tilki?
    Kişi bir anda nasıl çarpılıverir
    Kuliste yarasını saran bir soytarı gibi
    Giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri

    Ömer ki gölü balığı için değil
    Kamışı için vergilendirdi
    Ama değnek vurulurken zavallı uğruya
    Yüzüne ve neresine değmesin derdi

    Selam size büyük durumlar, doruk anlar
    Dağ görgüsü kazanır Ağrı'yı bir kez görse de kişi
    Marmara'dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği
    Okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar

    Belki de biraz geç rastladım sana
    Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza
    1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi
    Eksikliğe mi alışmışız, mutsuzluğa mı yoksa

    Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu
    Ağır uykusu aldatılımış olanın
    Ve aldatanın delik deşik uykusu
    Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin

    Divan, Nazım Hikmet, İkinci Yeni
    Kaç gündür adını düşünüyorum
    Ne demiş uçurumda açan çiçek
    Yurdumsun ey uçurum !


    C.S


    ÜLKE


    Saat Çini vurdu birden: pirinççç
    Ben gittim bembeyaz uykusuzluktan
    Kasketimi eğip üstüne acılarımın
    Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
    Karanlık her sokaktaydın gizli her köşedeydin
    Bir çocuk boyuna bir suyu söylerdi. Mavi.
    Bir takım genç anneleri uzatırdı bir keman
    Sen tutar kendini incecik sevdirirdin
    Bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa

    Yalnız aşkı vardır aşkı olanın
    Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan
    Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
    Kardeşim olan gözlerini unutamadım
    Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını
    Dostum olan ellerini unutamadım
    Karım olan karnını ve önlerini
    Orospum olan yanlarını ve arkalarını
    İşte bütün bunlarını bunlarını bunlarını
    Nasıl unuturum hiç unutamadım
    Kibrit çak masmavi yanardı sesin
    Ormanlara ormanlara yüzünün sesi
    En gizli kelimeleri akıtırdı ağzıma
    Şu karangu şu acayip şu asyalı aşkın
    Soluğu kesen ağulayan ormanlarında
    Yaşadım o kısa ve korkunç hükümdarlığı
    Ve çarpıntılı yüreğim saçlarının akıntısında
    Karadeniz'e karışırdı ordan Akdeniz'e
    Ordan da daha büyük sulara

    Geceyse ay hemen tazeler minareleri
    Kur'an sayfaları satılan sokaklardan
    Ölüm bir çeşit sevgiyle uçar
    Ölüm uçar çocuk yüzlere
    Ben o sokaklardan ne kadar geçtim
    Damağımda dilinin yosunlu tadı
    Önce buğulu sonra cam gibi parlak sonra buğulu yine
    Bir takım tavşanları andıran bir takım su hayvanlarını
    Pazartesi günlerini ve haftanın öbür günlerini
    Yani salı çarşamba perşembe cuma cumartesi

    Bir başak ufak ufak bildirir Konya'yı
    O başakta o Konya'da seni ararım
    Ben şimdilerde her şeyi sana bağlıyorum iyi mi
    Altın ölçü çift ölçü ve altın karşılıksız
    Para basma yetkisini Fırat'ın suyunu Palandöken'i
    Erzincan'ın düzünü asma bahçelerin dibini
    Antalya'nın denizini o denizin dibini
    Beş türlü yengeç yaşıyan sularında
    Çağanoz adi pavorya çingene pavoryası ayı pavoryası bir de çalpara
    Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında
    Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
    Sen kalabalıkta bulup bulup kaybettiğim kimya
    Yokluğun gayri şurdan şuraya geldi
    Bir günler şölenlerle egemen ülkende
    Şimdi iri gagalı yalnızlıklar dönüyor
    N'olur ağzından başlıyarak soyunmaya
    Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme
    Çık gel bir kez daha çıkıntılardan
    Çık gel bir kez daha bozguna uğrat..


    C.S


    VAKİT VAR DAHA


    Elif Lam Mim. Yirmi üç haziran dokuz yüz altmış yedi
    Bulanık atmosferin içinde gözlerim sımsıcak;
    Yel değirmeni’nden denize sarpa sararak inen bir sokakta.
    Vakit tamamdır diyorum. Ve sokağın sesi
    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Bir kilise tadı taşıyor Dolmabahçe camiinin pencereleri
    Uzaktan bakmak şartıyla ve aydınlık oluşunu saymazsak;
    Ve denizin gişesinde oturan kısa boylu saat kulesi
    Yakasının içine kaydırmış hafifçe basınç-ölçerini

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Mermerin memelerinden hafifçe hafifçe damlıyor mavi
    İlk mavi, doğru mavi, çayır çimen bilgisi
    Cücükleniyor orda hemen ılık menekşesi Şems’in
    Çalgıcısını da yanında gezdirirdi Konya’da Şems ki

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Bir koku gibi dururdu parmağı yüzüğünün içinde
    Gerindikçe bütün Doğuya yayardı bedenini,
    Sağlığından çerçeveler yaratır Kelime Hatun
    Uzun uzun duyardı gözlerine çekilmiş mili

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Evlerden çadırlardan toplananlar bini buldukça
    Padişahın önünde törenle uçuruldu kelleleri.
    Geceyi bir dert gibi geride bırakan Yahudiye
    Gündüz de tırnaklı hayvanların eti haram edildi

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Genç Osman annesinin rahmini çekip üstüne
    Adı burgaçlara yazılsın diye bekledi.
    Ve Sinan düdenlerde olsun diye ölümü
    Kurduğu her yapının temelini suya indirdi

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Düşmanına ilerlerken tuhafça gülerdi
    Köroğlu’nun sırtında üst üste dokuz dombay derisi.
    Ve kaçarken yılan sokmuş orman perisi
    Gözleriyle izlerdi sessizce erkeğini

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Deve, devenin üstünde tabut, biri çekiyor deveyi
    Üçü de Ali: deve, deveyi çeken ve tabutun içindeki,
    Çılgın gibi koşuyorum köylerden şehirlere
    Başını kayalara vura vura ilerleyen bir insan seli

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Hafif kanlı Chevrolet’ler, hırslı Pontiac’lar, kıranta Buick’ler
    Gürültüyle akıp gidiyor General Motors’un enikleri;
    Ve ağır kıçlı, geniş çeneli, soluklu arabaları Ford’un;
    Ve ağaçlar görüyor, gözlüklü, iri kıyım Chrysler ailesini

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Sokak lambaları yerebatanlar yük kamyonları
    Almadan edemeyeceğimiz bir selam gibi
    Sırtlar arkalar talvekler duldalar öte yüzler
    Ve kuyuya sarkıtılmış bir testinin dibi

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha..


    C.S


    VAR


    Şu senin bulutsu sesin var ya
    Uçtan uca tersyüz ediyor geceyi

    Yataklar var konuşmak için
    Öpüşmek için telefon kulübeleri

    Güneşler var, yıldızlar, samanyolları,
    Karpuzlar gümbür gümbür kapılarda.

    Tanrılar sofrası amma karanlık
    Yiyemem tek lokma yiyemem orda.

    Şu senin tutkulu sesin var ya:
    Ortak güzellik artı yara izi.

    Tutar ellerinden kaldırırsın
    Adı kötüye çıkmış tüm sözcükleri.

    Yeni törenler gerek bize
    Yeni törenler -kimi zaman en eski.

    Dert etme, bütün dilleri içerir
    Bitki konumu, küçükbaş hayvan sesi.

    Şu senin dolayık sesin var ya
    Dondurma yiyen gürbüz bir kız gibi müstehcen,

    Balkon demirine dayalı bir arka kadar şakacı,
    İlk doyumdaki gibi yeşil elma tadında.

    Kimlik denetimi yaptıktan sonra
    Resimli roman okuyan bir er gibi giderici.

    Şu senin alçaktan sesin var ya
    Pencereler var burnumun kemiğinde sızı,

    Aşklar var unutulmamak için,
    Boğulmak için ilk sevgili.


    C.S


    YAKIN


    Güzelsin sevgilim,
    Ama çok yakından!


    C.S


    YAZ SONU !


    Sukürenin perisi sen; sen, taşkürenin avcısı,
    Bir kişi daha olsa yanınızda
    Siz orda öpüşürken,
    Ne diyorum bir kişi daha;
    Alamut kalesinde öpüşürdünüz.
    Ona göre gelişirdi her şey,
    Yeni bir güzelduyu açılırdı
    Bir töre cançekişirken.

    Karagözlü hançer, sen; sen, mavi bakışlı kılıç,
    Unutulmazlarınızı dökerken birer birer,
    İki kişi daha olsa yanınızda,
    Mihri'nin vuruluşu ve çantası
    Ve elindeki tuğla da gelirdi gündeme;
    Daha sonra kesilen barsağı, iki metre;
    Kediler uzaklaşırdı ısrarla camdan bakan;
    Ne diyorum iki kişi daha.

    Kavaldan akan gökyüzü, sen; sen, düşten geçilmez bahçe,
    Sınıf arkadaşları, şarap ve tüzük kokan,
    Dağın Eskisi'ne iki vadiden seslenirken,
    Ne diyorum beş kişi daha olsa yanlarında,
    Ama her şeye üçünün bileşkesine varan;
    Ne bilim-sanatı Hayyam'ın, ne siyaseti Nazım'ın,
    Ne yiğitlik, ne aşk... Bir şey kalmazdı tek başına.
    Ahırlarımızda her zaman sana ayrılmış bir at vardı.

    Ve sen sonunda bir gün çıkar gelirsin diye,
    Çok şeyin adı küçük yazıldı;
    Silinmez anlar vardır,
    Karşı konmaz özlemler,
    Ben şimdi ne istediğimi de bilmeden artık
    Bağırıp duruyorum ya, şurda,
    Sen yaz sonu ilan eden güzel keten,
    Güneşten yırtılmış caz, sen!


    C.S


    YAZGICI ŞİİR


    Nasıl anımsamazsın Özdemiroğlu'nu,
    Hani gün boyu içer içer de sonra
    Uyurdu kolları bir gulamın boynunda.
    - Bir gün saati doldu
    Tam öyle bir uykuda.

    Nasıl anımsamazsın Yavuz Sultan Selim'i,
    Yabanıl bir beğeni arardı zulumlarda;
    Övünürdü şirlerle, pençe-i kahrındaki.
    - Ama sonunda parça parça
    Şir-pençeden gittiydi.

    Nasıl anımsamazsın öbür Selim'i ve Murad'ı
    Hani şu ayyaş Selim ve mastor Murad;
    Tuhaftır, tütünü, içkiyi de yasaklamışlardı.
    - İçki hakladı Selim'i.
    Esrarla tükendi Murad.

    Nasıl anımamazsın Abdülmecid'i,
    Gülhane hattının kırkyaprak gülü;
    Bir bezmde alem yaparken öldü.
    - Hoş, annesinin adı da
    Bezmialem'di.

    Nasıl anımsamazsın Adolf Hitler'i,
    Neden hiç evlenmediğini soranlara
    Karısının Almanya olduğunu söylerdi.
    - Söylentiye göre alev alev
    Yandı onun koynunda.

    Nasıl anımsamazsın Mussolini'yi,
    Garsoniyerinde mutlaka bulundururdu
    Bir dua iskemlesi.
    - Ama son duasında
    Toprağa doğru açılmıştı elleri.

    Nasıl anımsamazsın kabadayı Al Capone'u,
    Al Capone, yahu, Chicago'da Belediye Başkanı oldu;
    Hani her kapının önüne bir şişe süt koydururdu.
    - Temizleme-aydınlatma resminden
    Oldu onun da sonu.

    Ben bu şiiri yazdım akşamüzeri,
    Aklımda 'Define Adası'nın ilk sözleri;
    Başkalarının hayatını da ilerde söylerim.
    - Yine görüşelim!
    - Görüşelim!


    C.S


    YUNUS Kİ SÜTDİŞLERİYLE TÜRKÇENİN


    Yunus ki sütdişleriyle Türkçenin
    Ne güzel biçmişti gök ekinini,
    Düşman müşman girmeden araya
    Dolanıp bütün yukarı illeri
    Toz duman içinde yollar boyunca
    Canından sızdırmıştı şiiri;
    Vasf-ı Hal'inde öyle esrikti
    Acı dirliği Aşık PAşa'nın,
    Günlük gibi havayı doldururdu.
    Sevginin ve kimyanın öğretisi;
    Bursa 'da otlar ağaçlar arasında
    kim yazdı günün aydınlığın
    O diri o insan yüzlü beratını
    Başka kim yazdı Emir Sultan 'dan
    Ve bakalım Balım Sultan Urum Abdallarından
    Baba dostlarıyla kadınlarla
    Birtakım ilişkilerden sıyrılarak
    Çıkarak karıkocalığın dükkanından
    Tuttu aynasında Kızıl Deli'yi;
    Yağmur altında sicim gibi
    Parasını serperken havuzlara
    Aşık Garip unutmuştu kendini
    Aklını fikrini takıp Mecnun'a,
    Oralarda sevgili bir küfür gibi
    Son yükselişigibi bir sesin
    Demirin taşın yergisiyle dolu
    O çimenleri yeşerten nârâ
    O dalga dalga yayılan
    Anamın içi gib ovalara,
    Ve indi mi birden bire inen
    SImsıcak bir şafak gibi dağlara,
    Sütbeyaz Ayvaz Kankırmızı Köroğlu;
    Sen ki şu kısacık hayatında
    Sevdin ve yaşadın kelimeleri
    Bir gün bile düşürmedin kalbinden
    Yarana bastığın büyülü deyimi
    Niye mi koşarsın böyle ufka doğru
    Pir Sultan mı ısmarladı seni
    Kızılırmaktan öte Sivas'a doğru
    Yeryüzü gökyüzü ve sabah vakti
    Bilece uçarsınız hastanız ulu
    Alnında göğsünde parmak uçlarında
    Kan pıhtısının ısrarlı bakışı
    Siyaset meydanı hıncahınç dolu,
    Ustamın gözlerindeki son damla mavi
    Takılıp kalmış kirpiklerine,
    Perçemi uysalca dolanmış darağacına, ;
    Uzakta kavaklar kuşku sorulu
    Bir tambur dehşeti sazında
    Hazırlar kaderini Kadı Burhanettin'in
    Olsa da bir gün Sivas 'a sultan
    Fışkıracaktır kanı bir tuyuğ gibi
    Azeri ağzıyla koçlara devran
    Bir tuyuğ gibi elemsiz bir fıskıye gibi
    Başı omuzundan kaydığı zaman;
    Sen ki gözlerinle görmüştün 57'de
    Babanın parçalanmış beynini
    Kağıt bir paketle koydular mezara
    İstesen belki elleyebilirdin de
    Ama ağlamak haramdı sana
    O günler istesende istemesen de
    Boğazında buruldu kaldı Türkçe
    Mevsimlerin tülüne sarılı halde
    Yıllarca dinlendirdin acını
    Utandın ondan korktun bir bakıma
    Sakladın geleninden gideninden;
    Ve sen daha nice raslantılarla
    Nice suçsuzun başında bulundun ki
    Göğe urmak ister gözbebekleri
    Nice şair nice duyarlık elçisi
    Zehir Kazak zıkkım Gedayi
    Bir buğday yüzlü zülfü doşaşığın
    Özlemiyle karmış doğanın buyruğunu
    Kütüğü nakıştan beter olmuş
    Nar çiçeği Karacaoğlan: ;
    Yaz kış yapraklı Dertli Boran;
    Ezilmişin tutanakçısı Kabasakal;
    Dördüncü Murad'ın çılgınlığıyla
    Yeniçeri bedeninenişanlar vuran
    Seyrek asker Kayıkçı Kul Mustafa;
    İşgal acılarından mavi bir lirizm çıkaran
    Maliyeci şairlerin ilki Bayburt'lu Zihni;
    Ve sürgün şairlerin ne ilki ne de sonuncusu
    Yiğit ve açık Türkmen: Dadaloğlu;
    Kamu kuşların yedi bin yıl
    Tam bir danişmendlik içre uçtuğu
    Ve gülün tek bir solukta
    Köy köy dağılıp kahverengide
    Kent kent kırmızıda toplandığı Gülşehri;
    Kim bu Gülşehri öksüz Emrah kim?
    Şems Banu ne olacak Kişverkişan nere kalesi?
    YA ulu Camiin ünlü romancısı
    Yalvaçlara kimlik kağıdı dağıtan
    Çekidüzeni unutulmaz Süleyman Çelebi?
    Sen işte bunlarla bildin Türkçeyi
    Bunlarla
    Gelen giden obayı sevdi.











  10. #20
    Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Mesajlar
    410

    Standart Cevap: Cemal sureya Şiirleri

    Emeğinize Sağlık Teşekkurler

 

 
Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

SEO by vBSEO 3.6.0