15 Temmuz darbesinden sonra herkesin aklı başına geldi. Herkes eski düzenin devam edemeyeceğini, yeni bir düzene ihtiyacımız olduğunu anladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “devleti sıfırdan kuracağız” diyor. Liyakat, ehliyet ve kaliteye önem vereceğini söylüyor. Kucaklayıcı, kuşatıcı, toparlayıcı mesajlar veriyor. Sosyal demokratlar, ülkücüler, solcular, liberaller, İslamcılar, ideolojisi olmayan insanlar... Erdoğan'ın liderliğinde bir Türkiye'de yaşamaya itiraz etmiyor artık.

Başbakan Binali Yıldırım, herkesi şaşırtan bir liderlik örneği vermeye devam ediyor. Darbeyi yapanlara karşı hiddeti ve şiddeti hiç azalmadı. Canilere ve katillere hesap sormak, bedel ödetmek ve mazlumu kucaklamak konusunda yaptığı vurgular, hem samimi hem de insanlara güven veriyor.

Erdoğan ve Yıldırım'a olan güvenin artmasındaki sebep sahicilikleri. Döktükleri göz yaşı, çektikleri acı ve yüreklerinde taşıdıkları ülke sevdası yüzlerinden okunuyor. Millet bu sahiciliği ve adanmışlığı hissedebiliyor.

Gerçekten sorun çözmek, gerçekten bir şeyler yapmak isteyen insanlar söze özeleştiri ile başlar. Erdoğan paraleli fark etme konusunda samimice özür diledi, milletten ve Allah'tan af diledi. Başbakan Yıldırım başından beri “düşmanları azaltıp, dostları çoğaltma” prensibini güçlü şekilde vurgulamaya devam ediyor. Umarım diğer siyasiler, liberaller ve sosyal demokratlar da özeleştiri yaparlar.

Yeni bir Türkiye inşası 15 Temmuz'da başladı. Birbirine hasım olan tarafları gardlarını indirdi, el sıkışmaya başladı. Gerçekten uçurumun eşiğinden bu ülkeyi döndüren milletin feraseti, cesareti ve fedakarlığı oldu. Canlarını vererek bize özgürce yaşayacağımız bir ülke emanet ettiler. Onların hatırasına saygı duymak, birlik ve beraberliği sağlamak demektir.

Yeni Türkiye'yi nasıl inşa etmeliyiz?

CHP, sosyal demokratlar, laikler Cumhuriyetin kurucu değerlerine dönerek yeni Türkiye'yi inşa edebileceğimizi düşünüyor. Acaba öyle mi?

Bugüne kadar Cumhuriyetin kurucu değerlerine göre hareket eden devletin halini konuşmalıyız. 15 Temmuz'a gelene kadar, 50 yılda demokrasiye 9 ayrı askeri müdahale oldu. Başbakanlar, bakanlar, gencecik insanlar asıldı. Kürtler, Aleviler, dindarlar, solcular ve ülkücüler farklı zamanlarda düşmanlaştırıldı, dışlandı ve ötekileştirildi. Tüm bunlar yapılarken, Atatürk ilke ve inkılapları, laiklik ve CHP'nin 6 oku savunularak yapıldı. Ya Cumhuriyetin kurucu değerlerinde ya da uygulayanlarda bir soru var.

Bugün yaşadığımızı sorunların önemli bir kısmı, Cumhuriyetin ulus devlet ve milli şef mantığından kaynaklandığını sanırım herkes kabul edecektir. O zaman nasıl bir arada yaşama yolunu bulacağız?

İlk Meclis'in kurucu ruhu neden olmasın?

Cumhuriyetin kurucu değerleri yerine, TBMM'nin kurucu değerlerine, ruhuna dönelim dense sanırım sorun bitecek. 1920'de hangi değerler, hangi duygular, hangi prensipler ve hangi ruhla ilk Meclis'i kurmuşsak, bunların tümü bugün sorunlarımızı çözecek değerli taşıyor aslında. 1924 Anayasası da bu ruhun bir ürünüdür. Cumhuriyet tarihinin en demokratik Anayasa'sıdır.

O meclisin kurucu lideri de Mustafa Kemal'dir. O meclisin kurucuları aynı zamanda CHP'nin kurucularıdır. O meclisin kurucularının çoğu Cumhuriyetin kurucularıdır. O zaman tarihi bir referans olarak İlk Meclis ve 1924 Anayasa'sını almak ve onun üzerinden yeni bir mutabakat sağlamak daha kolay.

Eğer gerçekten yeni Türkiye inşa niyeti olanlar varsa, bir ideoloji olarak Kemalizm'i dayatmaya kalmaz yeniden ve özeleştiri yaparak başlar söze. O zaman inandırıcılığı olur tüm çabaların.

Sanırım bir arada yaşama ve yeni bir ülke inşa etmek, milletin isteği. Şuna eminim, millet darbeye, ekonomiye ve yönetime el koydu. Şimdi bir arada yaşamamızı istiyor. Buna uymayanın sandıkta hesabını görür.

Ali Nur Kutlu / Yeni Şafak