Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 2 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu
Toplam 24 adet sonuctan sayfa basi 11 ile 20 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Like Tree1Likes
dqw
  1. #11
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Birhan Keskin Şiirleri

    Bir masal
    Birtaş ağırlığında olabilir mi?
    Olurmuş meğer.
    Birlikte bir masala inanmak istedim
    Ben seninle, sadece bu.
    Sen beni tek
    Tek
    Tek bıraktın.

    Benim artık taş taşıyacak,
    Taş kaldıracak, taş atacak
    Halim mi var!

    Birhan Keskin



    Bu da geçer, Ya Hû!

  2. #12
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Birhan Keskin Şiirleri

    penguen
    bana sırtını dönme
    biliyorum, sana benziyorum
    ve içinde saklı tuttuğun yele.
    penguen
    benim de içimde saklı tuttuğum
    buzlu kıyılar, çığlık hatıraları
    ben de senin kadar kaçkınım ve yaralı.

    kim bağışlayacak beni, penguen
    çizdim senin beyaz ve narin yerini.

    bir yanım bembeyaz ışık
    kör ediyor, bir yanım zehir gece
    parktaki salıncağa binmeyi
    beceremedim bugün ben de.

    penguen bana sırtını dönme.
    unutmadım aramızdaki beceriksiz dili.
    dünya yordu bizi. Benim de söyleyemediklerim
    var. Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.
    uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu,
    geldikçe anlıyorum ki, biz,
    bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile.

    penguen,
    kim bağışlayacak beni
    çizdim senin beyaz ve narin yerini
    elimde unuttuğun ince metalle.

    Birhan Keskin



    Bu da geçer, Ya Hû!

  3. #13
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Birhan Keskin Şiirleri

    SU

    Konuşmam artık,ağır sözler söylemem
    bir düş için sabahları göğsüme sedeften
    bir çiçek işlerim

    Hiç bilmedim,konuştuklarımdan ne anladın,
    ormanın korkunçluğunu söyledim,
    ovanın serinliğini sustum,
    sen uzun bir uykuyu uyudun,ben düş gördüm

    Durmadan bir yoldan söz ettim:
    suyum ben,adımı unutmadım,
    dolanıp,bir gün yanına düştüğüm
    bir dağdan söz ettim;
    dünyanın işine karışmadım,
    beni avutmaz dünya,beni tutmaz da,
    dolanıp içinde kirinin
    yine temiz geldim.

    Göğsümde sedeften bir çiçek taşarım:
    bir büyü bu,hayata karşı yaptırdım
    konuşmam artık,kalbini kırdımsa senin
    bil ki yanına düştüm.

    Birhan Keskin



    Bu da geçer, Ya Hû!

  4. #14
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Birhan Keskin Şiirleri

    KARINCA

    Ruhumdaki sabır, kalbimdeki aşkla kurdum

    kor dantellerden bu yolu, ormanın altına

    yeter ki oku onu.

    Senin gördüğün ağzımın kenarında duran dua,

    ben ayaklarımın altındaki toprağa, döktüğüm

    gözyaşına inandım. Öyle uzun ki dünya;

    katlanmaya, kıvrılmaya, açılıp çarşaf olmaya.

    Mümkündür yol yapmaya bir ömür, yol almaya.

    Ah! yine de yolumdaki kederi kimse bilmesin,

    büyüsün, genişlesin, dolansın ömrümü;

    kapısı kapalı çoktandır, penceresi dargın.

    Kim anlayacak bu kor işaretleri?

    Kimsenin dilinden okunmasın içimde ufalan.

    Ovada ve dağda saklı bir mavi için

    düştümdü yola. Benim de yaban bir çığlığım vardı,

    çok zaman oldu, teslim ettim onu rüzgara.

    Kışa girdik kıştan çıktık

    ama değişmiyor insan

    karınca duası diyorlar ördüğüm yola


    Birhan Keskin



    Bu da geçer, Ya Hû!

  5. #15
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Birhan Keskin Şiirleri

    BEYAZ DELİK

    İçimin de dışımın da olmadığı, ya da içimi de dışımı da bilmediğim bir dünya zamanıydı; sanırım 8-9 yaşlarındaydım.
    Acıyı, kederi, neşeyi henüz ayrıştırmamıştım.
    Hayattı; yekpâreydi. Her şey, bir şeydi.

    Sokağın sonuna doğru uzayıp giden bir tepenin ağzına oturmuştu.
    Yüzünde yaz esmerliği, ağzını rüzgara karşı açmış; mırıldanıyor muydu yoksa rüzgarı mı yalamaya çalışıyordu? Anlamamıştım.
    Beyaz bir yaz günüydü. İlk o gün görmüştüm onu.

    Mevsimler birinden öbürüne devrilirken, elimizi arı sokarken, bisikletten düşüp dizlerimizi kanatırken canımıza bir şey olurdu; hissederdim. Ama acıya dahil değildi yine de bunlar.
    Hayattı, yekpâreydi işte.
    Zaman, hayatı parçalara ayırıp "parça parça" görmeye başladığımızda, acı, o yekpâreliği yitirdiğimizde oluşacaktı.
    Şimdilik dünya geniş ve ılıktı. Biz kendi ılık dünyamızın içinde salınan, uçuşan perilerdik.

    Gün ortasında yazlık sinemanın arka duvarından atlar, orada kurardım hışırtılı sessizliğimi. Sayamayacağım kadar çok sayıda, yeşilli mavili tahta sandalyelerin arasında, geceden kalmış ve öğlen güneşiyle gevremiş milyonlarca çekirdek kabuğunun ortasına yayılır, ılık güneşin ensemi yalamasına gözlerimi yumardım. Nereden geldiğimin, niye geldiğimin sorusunun olmadığı zamanlardı.
    Biz periler o zamanlar en çok ılık, beyaz yaz günlerini severdik.
    Kış mart demekti; ve mart hakkında hiç de iç açıcı olmayan bilgilerim vardı.
    Mecaz bilmezdim. Annem mart dokuz donludur derdi.
    Yazın ilk günleri benim "öylesine oluş"um gibiydi. Ilık ve uçucu, yekpâre ve sonsuz ve doya doya beyaz gün.

    Periliğimin yeşil vadisindeydim, uçuşmaktaydım ama sanki vadi bitmekteydi.
    Gözüm kendi içime ve dışıma bakmaya ayrılmaktaydı.
    Sanki dünyaya "yayılma hali" çatlamaya başlayacaktı.

    Bacak boyumun yetmediği bir bisikletle bisiklete binmeyi öğreniyordum.
    Bir öğretenim yoktu, karar vermiş kalkışmıştım, o kadar...
    Boyumdan büyük heyulayı sürüyerek dışarı çıkartır, bahçe duvarına yaslar, ayağımın altına yerleştirdiğim yüksekçe bir taş yardımıyla atlardım bisikletin tepesine. Pedallara bastığımda, duyduğum tek kuralı uygular, önüme değil ileriye bakardım. Sokağın sonundaki bayıra dek giderdim böylece. Ama sokağın sonunda, her seferinde düşerek inerdim durdurmayı bilemediğim o kocaman tekerlerin üstünden.
    Kaş, kafa, diz filan yarardım. Kaşım, kafam, dizim filan acırdı, ve bunların hiçbiri acı değildi.

    O günlerden biriydi. Öğlenin ıssızlığı vardı sokakta. Ve ben birazdan düşeceğim noktaya doğru hızla pedal çeviriyordum. Onu tepenin ağzında oturmuş gördüm. Eve, evlere, bahçelere ve hatta ağaçlara olan küsmüşlüğüyle, öylece oturmuş, anneannesi hariç her şeyden istifa etmeyi düşünen yüzüyle karşılaştım. O rüzgarı yalamaya çalışıyordu. Benimse durdurmayı da döndürmeyi de bilemediğim bisikletten düşerek inme vaktim gelmişti.
    Toparlanmaya, bacaklarım ve avuç içlerimdeki tozlu acıyı silkelemeye çalışırken beni seyrettiğini ve bana güldüğünü gördüm. Bir de mahcup oluşu; insanın rengi değişiyor, ısısı artıyordu.

    Bu ânı böylesine net hatıra etmiş olan zihnim, sonrasını hatırlamıyor. Nasıl oldu da tanışmıştık, ben mi onun yanına gitmiştim yoksa o mu benim yanıma gelmişti, bilmiyorum. Bildiğim bir yabancıya, ötekine yakınlık duymuştum. Esmer tenli, beyaz gülüşlü bir öteki "peri".
    En az benim kadar sessizdi. Benden de sessizdi. Kendi sessizliğimi bir kenara koyup, onun bana dokunan sessizliğini kırmaya çalıştım.
    Bir şey hoşuna gittiğine gülümserdi.
    Gülümsediğinde dünyada bir beyaz delik açılırdı.
    Ben o yaz o beyaz delikten içeri atladım.

    Kış (tekrar) gelmişti. İçerilere, yaza benzeyen sıcak odalara, camlarından damlalar süzülen pencere arkalarına geri çağrılmıştık.
    Kıştı; büyük sessizliğiydi dünyanın.
    Neden, sebep, özlem, isyan tanımazdık. Ve tabii böylece alınganlık ve kırgınlık da. Ne ben onu aradım ne de o beni. Kış gelmişti işte, ve biz içeriye çağrılmıştık o kadar.
    Yaz beni kendi vadimden çıkarmış, onun beyaz gülüşüyle tanıştırmış, onunla doyurmuştu.
    Ne kıştan yakınacak ne yazı özleyecek sebebim vardı.
    Yazlık sinemanın tahta sandalyeleri büyük alanın bir köşesinde üst üste istif edilmiş, üstleri geniş bir naylonla örtülmüştü.
    Hayattı; hâlâ yekpâreydi.
    Kış gelmişti işte ve biz içeriye çağrılmıştık.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  6. #16
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Birhan Keskin Şiirleri

    Ankara 2


    Halimi anlatacak sözler yazamam artık
    Bu kavruk mektuba
    Rüzgârdan yan yatmış otlar koydum
    Gerisini sen anla.


    Ankara,
    Kekliğinim, boynumda bir siyah halka.


    Birhan Keskin / Y'ol



    Bu da geçer, Ya Hû!

  7. #17
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Birhan Keskin Şiirleri

    Derin Zaman


    Ben senin sınırlı gövden ile
    beni sonsuz sarmanı diledim.
    Uykum seninle kışın kolları arasında
    devrilerek dönerek tamamlansın,
    içimde kuzeyin kuşları sussun istedim.
    Kışı ve kışın kalbimde ağırlaşan meyvesini,
    çiy düşmüş, soğumuş, donmuş bir dili
    hatırlamak için
    beni büyüleyen o kimyanın boşluğunda
    durup yalvardım:
    Beni bu siyah boşluğun içine bırakma,
    derin bir zaman istedim senden, ama
    bana onu verme! Ne kışa ne yaza uygun
    kalbim, çatlat aramızdaki donmuş dili,
    yokluğunun sebebini anlatamadım kendime,
    yokluğun ne vakittir karlı bir tepe gibi
    içimde.


    Ayağa kalk, yaklaş, dilini döndür ağzında,
    de ki:
    Ben onunla denizin dövdüğü dilsizzz
    taşlar üstünde sustuydum.


    Birhan Keskin / Kim Bağışlayacak Beni



    Bu da geçer, Ya Hû!

  8. #18
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Birhan Keskin Şiirleri

    ESKİ BAHÇENİN HAFIZASI


    Yakınında değilim öfkenin
    ve uzağında da değilim rastlantının
    kısa ânındayım
    ve sonsuzluğun da ardında
    ah! öfke için geç vakitteyim
    çölden çıkmak gerek bunun için,
    atları denize sürmek...
    Oysa kimseden çıkartmadım öfkemi
    saçlarımı uzatmak için kimseye
    söz vermedim
    kimseye yakın değilim inan
    susmaktayım, uzağında değilim unutmanın
    ah! öfke için geç vakitteyim
    durup dururken bir yerde
    karşıma çıkan rastlantıdayım
    hafızasındayım eski bahçenin
    sarhoş asmaların biriktirdiği
    boğazımı yakan acı bir imgedeyim
    güneşi anımsamada,
    ve orada durmakta
    ama orada kaybolmaktayım
    ah!öfke için geç,
    çok geç öfke için
    durgun gölü bulandırmak gerek...


    Gölde unuttuklarımızı rahatsız etmek!
    oysa gölün hafızası var
    ve o anımsar içinde unutulanı
    ve çürüyüp kendine dahil olanı
    ah! öfke için geç
    çok geç artık sahrada unutulan gökyüzü için.


    Ben seni çoğalttım
    ben seni çoğalttım
    sırlarım azaldı böylece



    Bu da geçer, Ya Hû!

  9. #19
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Birhan Keskin Şiirleri

    Kışın Bana Yaptıkları...


    III


    Seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp
    sanki senden bahsetmiyormuşum gibi yapıp
    sanki benden bahsetmiyormuşum gibi
    hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi
    fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana


    Yılları ve yolları, limanları ve fırtınayı
    ve aşkın belki hiç adı geçmeyen kuzeyini
    aşkın bu kuzeyden nasıl düşürüldüğünü,
    artık sonsuza dek yitirdiğimizi
    büyünün bitişini,


    hiç gerekmeyen yıllarda huzur,
    çok gereken yıllarda da fırtına
    nasıl yaşanır onu anlatacağım.


    Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
    bunun dayanıklı bir şey olmadığını
    sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
    yapılan bir şey olmadığını,
    başlangıçta bir melek konduğunu
    sonunda bir kelebek öldüğünü,
    yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
    bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
    olduğunu,
    bütün bunları sana
    nasıl anlatacağım



    Bu da geçer, Ya Hû!

  10. #20
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Birhan Keskin Şiirleri

    Taş Parçaları

    XXVI


    O kadar uzun yol geldik ki seninle
    Şimdi, sen ayrı ben ayrı olan o yolu
    Nasıl yürüyeceğiz?


    ( Biz seninle yoldayken
    yanımızdan ovalar,ağaçlar, titreşen
    rüzgârlar akmıştı.Bir yolumuz olduğunu,
    yol kazalarını, yol yorgunluğunu
    o zamanlar biliyor muyduk?



    Bu da geçer, Ya Hû!

Benzer Konular

  1. Karacaoğlan şiirleri
    Konu Sahibi Farazi Forum Karacaoglan
    Cevap: 19
    Son Mesaj : 18.Eylül.2012, 20:44
  2. Tuğrul Keskin Şiirleri
    Konu Sahibi Azecan Forum T
    Cevap: 29
    Son Mesaj : 27.Nisan.2011, 20:05
  3. J. Arar şiirleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Şairler ve Şiirleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 26.Şubat.2009, 16:30
  4. BurSa ŞiirLeRi..
    Konu Sahibi yaSmin Forum Şiir Köşesi
    Cevap: 7
    Son Mesaj : 18.Aralık.2008, 14:21

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, kapadokya balayı sesli chat, yakın tatil yerleri, Egepen Ankara