Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
Toplam 30 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #1
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    63
    Mesajlar
    6.980

    Standart Bedri Rahmi Eyüboğlu şiirleri

    BAHAR VE BİZ


    Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden
    Rabbim ne güzel çıldırır.
    Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak;
    Sevincinden titreyerek.
    Yılda bir kere kendini verir toprak
    Yılda bir kere yarılır bahçeler hazdan
    Rabbim ne güzel yarılır.
    Biz de bir kere sevinebilseydik.
    Çiçek açmış ağaçlar gibi çıldırasıya.
    Kimbilir belki bir gün sulh olunca
    Biz de deliler gibi seviniriz,
    Ağaçları ve baharı taklit ederiz
    Renkli bez parçalarıyla donatırız şehri
    Renkli ampuller asarız pencerelerden
    Kimbilir belki bir gün sulh olunca
    Biz de çatır çatır çatlarız binbir yerimizden
    Ağaçlar gibi.


    B.R.E


    BÜYÜK ŞEHİR


    Bir değil hallerin beş değil
    Nasıl anlatsam hepsini bir bir
    Nasıl bağlansam sana nasıl, büyük şehir.
    Yüz tane kolum olsa kucaklamağa yetmez
    Tepeden tırnağa dudak kesilsem bitip tükenmezsin.
    Anten misali gerilse bütün damarlarım
    Nasıl duyarım semt semt bucak bucak seni
    Nasıl sararım?
    Büyük hastanelerinde yatarım insan dolu,
    Büyük gemilerine binerim mahşer,
    Hanların dolu, hamamların dolu...
    Gel gör ki her Allahın günü
    Göz göze, diz dize
    Tramvayda, sinemada, meyhanede, mabette.
    Herkes kendi murdar karanlığına gömülmüş
    Herkes gurbette.


    B.R.E


    ÇAKIL


    Seni düşünürken
    Bir çakıl taşı ısınır içimde
    Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
    Bir gelincik açılır ansızın
    Bir gelincik sinsi sinsi kanar

    Seni düşünürken
    Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
    Deliler gibi dönmeğe başlar
    Döndükçe yumak yumak çözülür
    Çözüldükçe ufalır küçülür
    Çekirdeği henüz süt bağlamış
    Masmavi bir erik kesilir ağzımda
    Dokundukça yanar dudaklarım

    Seni düşünürken
    Bir çakıl taşı ısınır içimde.


    B.R.E


    ÇÜRÜMEK


    Her şey çürüyor canım kardeşim bu dünyada
    Hatıralar bile
    O hatıralar ki kafatasından muhkem bir yerde saklıdırlar
    O hatıralar ki tüyden hafif
    Gök mavisinden duru
    Etten kemikten uzaktırlar
    O hatıralar ki
    Bambaşka bir zaman içre yaşar dururlar
    Gel demeden gelir
    Git demeden giderler
    Nur topu gibi açıldıkları olur bazan
    Sonra sızım sızım sızlarlar
    Her şey çözülüp gidiyor bu dünyada
    Bir biri içinde
    Bir biri peşi sıra
    Bir tad dudakta
    Bir ses kulakta
    Sen toprakta çürürsün canım kardeşim
    Ben ayakta


    B.R.E


    DENİZ TÜRKÜSÜ


    Deniz dediğin bir tarladır
    Gülü gül, dikeni diken, tohumu tohum
    Toprak gibi verimli, toprak gibi cömert
    Betine bereketine kurban olduğum

    Deniz dediğin bir tarladır
    Uçsuz bucaksız bir tarla
    Göbeği insanlarla kesilmiş
    Çilesi insanlarla

    Deniz dediğin bir tarladır
    Sözü pek, eli ağır
    Dost gibi güldürür insanı
    Dost gibi ağlatır.

    Deniz dediğin bir tarladır
    Anadır, babadır, kardeştir
    İnsan eline hasret
    İnsan eli değer değmez ürperir
    Binbir yerinden çatlar sevincinden
    Nesi var, nesi yok çıkarır verir,
    İnsan eli değmemiş denizlere bir damla alınteri
    Bulutlar dolusu rahmetten mübarektir.

    Deniz dediğin bir tarladır
    Bulutlar, güneşler dibindedir
    Gecelere gündüzler dibindedir
    Yıldızlar mevsimler dibindedir

    Zifiri karanlık güller açılır dibinde
    Bağlar, bahçeler kat kat, katmer katmer, deste deste
    Bağlar, bahçeler zifir karanlık güller
    İnsan eline hasret beklemekte.

    Deniz dediğin bir tarladır
    Kapılar açılır içinde kapılar
    Bitip tükenmeyen bereket kapıları
    Balıklar akıp gider bölük bölük tabur tabur
    Alı al moru mor sarısı sarı.

    ...
    Deniz dediğin bir tarladır
    Üstünde başı boş rüzgâr
    Gönlünce at oynatır
    Üstünde bir avuç tuzlu köpük
    İçinde milyonlarca yürek
    Milyonlarca öpücük
    Bir insan eli arar konacak
    Bir insan eli muhkem, sıcak

    Hey benim
    Boydan boya cömert denizlerle çevrili
    Güzel memleketim
    Bu yaz tenha denizlerinde yıkandım
    İnsan eli değmemiş ormanlar gibi vahşi
    Dağ başında unutulmuş küçük kundaklar gibi yetim.


    B.R.E


    GEL VUR


    Bak şu güneş nasıl geliyor.
    Sen de öyle gel be!!!!

    Bak şu ışık nasıl vuruyor
    Sen de öyle vur be!!!!


    B.R.E


    İSTİDA


    Yarab!. İnsan oğullarından çektiğim yeter
    Gökyüzünden benim hisseme düşeni ver
    Altına dilediğim gibi ömrümü sereyim
    Mendil kadar olsun tarlamı ayır
    Beni doyuracak ağacı göster.
    Rabbim!.. İnsan oğullarından çektiğim yeter

    Yalnız senin ellerin gezinsin ömrümde
    Beni yalnız sen mahkûm eyle sen azat
    Ve yalnız sen canımı iste benden ki
    Nereye saklayacağımı şaşırmadan vereyim


    B.R.E


    MARİFET


    Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
    Ama biçimine getirip ezerlerse
    Güzel kokmak
    Kekik misali
    Lavanta çiçeği misali
    Fesleğen misali
    Itır misali
    İsâ misali
    Yunus misali
    Tonguç misali
    Nâzım misali


    B.R.E


    MAVİ GEZİ


    Mavi gezi bir ağaçtır
    Dalları deniz.
    Mavi gezi bir bahçedir
    Gülleri deniz.
    Mavi gezi bir gelindir
    Telleri deniz.
    Mavi gezi bir beşiktir
    Bebeği deniz.
    Bebeğimin:
    gözleri deniz
    elleri deniz
    dişleri deniz.
    Mavi gezi bir rüyadır
    görülmemiş.
    Mavi gezi bir cennettir
    ellenmemiş
    dillenmemiş.
    Mavi gezi bir masaldır
    söylenmemiş
    yazılmamış
    çizilmemiş.

    Mavi gezi bir mavidir, adı yok.
    Ağam sensiz bu mavinin tadı yok.
    Ağlamak yok, sızlamak yok mavi var
    Dünya boyunca yürek dolusu
    İman boyunca Allah dolusu
    Otur çakıllarını boya mavi yavrusu
    Hey betine bereketine, kalınlığına
    Etine buduna kurban olduğum, dibi görünen su.
    Bir kızım olursa adı DURUSU.


    B.R.E


    SEVGİ ÜSTÜNE


    Bütün kitapları yakmalı
    Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır
    Kitaplara göre insan
    Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş
    Gözleri, yüreği kamaşmış insandır
    Aptaldır, hastadır, kahramandır
    Bütün kitapları yakmalı
    Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.
    İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler
    Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar
    Bir tek meyve veren dalı keserler
    İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı
    Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli
    Bir tek meyve veren dalı kesmeli
    İnsan dediğin derya misali
    Üstünde milyonlarca dalga
    İçinde kıyametler kopmalı
    İnsan dediğin derya misali
    Uçsuz bucaksız olmalı.

    Gel çıkalım sevgilim gel
    Gel kurtaralım birler hanesinden
    Çekelim gidelim bir uçtan uca
    Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar
    Sevelim sevelim sevelim
    Sevebileceğimiz kadar


    B.R.E


    TAZE TAZE


    Dondurma kutusu üstünde
    Üç kırmızı çiçek
    Canımın içi kadar sıcak
    Dilediğim kadar kırmızı
    Özlediğim kadar gerçek.
    Dondurma kutusu üstünde yaz gelmiş meğer
    Neler getirdi kim bilir neler
    Neler götürecek.


    B.R.E


    ÜÇ DİL


    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Ana avrat dümdüz gideceksin
    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
    En azından üç dil
    Birisi ana dilin
    Elin ayağın kadar senin
    Ana sütü gibi tatlı
    Ana sütü gibi bedava
    Nenniler, masallar, küfürler de caba
    Ötekiler yedi kat yabancı
    Her kelime arslan ağzında
    Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
    Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
    Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
    Her kelimede bir kat daha artacaksın

    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Canımın içi demesini
    Kırmızı gülün alı var demesini
    Nerden ince ise ordan kopsun demesini
    Atın ölümü arpadan olsun demesini
    Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
    İnsanın insanı sömürmesi
    Rezilliğin dik alası demesini
    Ne demesi be
    Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin

    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Ana avrat dümdüz gideceksin
    En azından üç dil
    Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
    Ne şu ne busun
    Oğlum Mernus
    Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.


    B.R.E


    ZİNDANI TAŞTAN OYARLAR

    Bursa'nın ufak tefek yolları
    Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
    Tepeden tırnağa şiir gülleri
    Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

    Bir şubat gecesi tutuldu dilin
    Silâha bıçağa varmadı elin
    Ne ana ne baba ne kız ne gelin
    Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

    Ne bir haram yedin ne cana kıydın
    Ekmek gibi temiz su gibi aydın
    Hiç kimse duymadan hükümler giydin
    Döşek diken diken yastık batıyor
    Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

    Zindanı taştan oyarlar
    İçine bir yiğit koyarlar
    Sağa döner böğrü taşa gelir
    Sola döner çırılçıplak demir
    Çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir
    Döşek melul mahzun, yastık batıyor
    Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

    Bugün efkârlıyım açmasın güller
    Yiğidimden kötü haber verirler
    Demirden pencere taştan sedirler
    Döşek melul mahzun yastık batıyor
    Yiğidim şahinim aman burda yatıyor

    Mezar arasında harman olur mu?
    On üç yıl hapiste derman kalır mı?
    Azrail aç susuz canın alır mı?
    Döşek melul mahzun yastık batıyor
    Yiğidim şahinim aman yerde yatıyor...

    Dilinde dilimi bulduğum
    Gücüne kurban olduğum
    Anam babam gibi övdüğüm
    Dayan hey Aslan Ustam
    Abenim
    Yiğidim dayan.
    Dayan hey gözünü sevdiğim
    Bugün efkârlıyım açmasın güller
    Yiğidimden kötü haber verirler.

    Sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
    Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
    Şiirin gökyüzü gibi herkesin.
    Sen Kızılırmak kadar bizimsin
    En büyük ustası dilimizin
    Canımız ciğerimizsin.

    Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
    Bütün hışmıyla dilimiz
    Kökünden sökülmüş bir çınar gibi
    Yüreğimiz içindedir.

    Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
    Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
    Bir yanı nur içinde tertemiz.
    Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir.
    Konu Heyhat tarafından (10.Ekim.2009 Saat 12:50 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    68
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Bedri Rahmi Eyüboğlu Şiirleri

    ARKADAŞ DÖKÜMÜ


    Evvela dişlerimiz döküldü
    Sonra saçlarımız
    Arkasından birer birer arkadaşlarımız
    Şu canım dünyanın orta yerinde
    Yalnız başına yapayalnız
    Kırılmış kolumuz, kanadımız
    Tatlı canımızdan usanmışız

    Bir şüphedir sarmış yüreğimizi
    Ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi
    Bir şüphedir demir atmış ciğerimize
    Pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi
    Düğüm üstüne düğüm şöyle dursun
    Bir çalım bir kurum hepimizde
    Nereden inceyse oradan kopsun

    Bu canım dünyanın orta yerinde
    Hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize
    Yalan mı? Gözünü sevdiğim karıncalar
    İşte: Hamsiler sürü sürü
    Arılar bölük bölük geçer
    Leylekler tabur tabur

    Ya bizler? Eşref-i mahlukat! ..
    Boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz

    Bizler bölük bölük, bizler tabur tabur
    Bizler sürü sepet
    Yalnız birbirimizi öldürmüşüz


    B.R.E


    AŞIK VEYSEL E SELAM


    İki gözünde iki zindan
    On parmağında on çeşme nur
    Yüreği yanmış tutuşmuş
    Sıvas'tan bir aşık gelir.

    Kara diken tırmalama yüzünü
    Deli poyraz köstekleme hızını
    Dağlar taşlar incitmeyin dizini
    Yedisinde kaybetmiş iki gözünü
    Sıvas'tan Aşık Veysel gelir.

    Sekizinde düzenlemiş sazını
    Dokuzunda düşmüş garip yollara
    Sazına banmış sözünü
    Acısını, sızısını ekmeğine katık etmiş
    Pençe vurup sarı teli inletmiş
    Dağlar çiçek açmış Veysel dert açmış
    Elinde sazı var dut dalından
    Bir kara gün dostu tutmuş elinden
    Dağlar taşlar hoşnut kalmış dilinden
    Yol verin ağalar yol verin beyler
    Bu gelene Veysel derler.

    Saz petek misali, söz de bir arı
    Beraber uğraşıp yapmışlar balı
    Veysel bu sırra mazhar olmuş
    İki sanat bir gönülde birleşmiş
    Samanlık seyran olmuş.

    Ama sadece sanat sevgisi mi dersin
    Veysel'i Veysel eden?
    Usta olmak yeter mi dersin sazın sapına kadar?
    İşin içinde zokayı yemek var
    Yedisinde kaybetmese iki gözü
    Ne tadı kalırdı şu beytin ne tuzu
    Kuş olsaydın kurtulmazdın elimden
    Eğer görse idim göz ile seni...


    B.R.E


    BİGÜZEL


    Seni bigüzel giymişim içime gavurun kızı
    Bir kurşunda vurdular ikimizi
    Gün ışır, yaprak titrer, tohum üşür
    Acı güllerle kızarır hikayemizi.


    B.R.E


    BİR ŞAHİT ARANIYOR


    Yaşadım!
    Erik ağaçları şahidimdir
    Yıldızlar şahidimdir.

    Yaşadım!
    Avuçlarımın gücü yettiği kadar
    Dağları, kadınları, meyveleri
    Yaşadım!
    İncirin dallarına yürüyen süt
    Yonca tarlasından gelen nefes
    Horozun ibiğinden damlayan kan
    Yollar ve sevgili türküler şahidimdir.


    B.R.E


    CAN TÜKENİR


    Kimse bilmez can nerdedir
    Can tükenir can tükenir
    Saçımın telinden sızar
    Gözümün ferinden uçar
    Can tükenir can tükenir
    Her korku zerresinde ziyan
    Her kımıldanışında yaprak
    Can tükenir can tükenir.


    B.R.E


    CAN ERİĞİ


    Bir kelime buldum çın çın öter;
    Adı candır.
    Bir erik kopardım can dalından;
    İçi can dolu,
    Adı can, yaprağı can, lezzeti candır.
    Bir gölge düştü önüme dedi ki:
    Bir yüküm var benden ağır
    Bir yüküm var beni taşır
    Adı candır.

    Toprak dedi ki:
    Can Allahın yongasıdır
    Fakat ben bir deri bir kemik
    kaldım.
    Bir de misafirim var adı candır.

    Işık dedi ki:
    Renklerden, kokulardan,
    Seslerden önce koşup geldim
    İnsanoğluna nur topu gibi
    Bir müjde getirdim,
    Adı candır.


    B.R.E


    ELEMTERE FİŞ


    elemtere fiş
    kem gözlere şiş
    benim bir yarim var müthiş
    bazen yedi yaşında bazen yetmiş

    elemtere fiş
    kem gözlere şiş
    benim bir yarim var müthiş
    azcık rum azcık kürd azcık ermeni
    aklına esmeye görsün.
    Galata kulesinin
    tepesinden atar beni
    sonra benden önce iner, tutar beni

    elemtere fiş
    kem gözlere şiş
    benim bir yarim var müthiş
    yarısı imam yarısı keşiş
    misli menendi görülmemiş
    her parmağında bir marifet
    hünerli mi hünerli

    ayıptır söylemesi
    hemi Galatasaraylı hemi Fenerli


    B.R.E


    ERİMEK


    Erimek belirsizce herşeyde,
    Karışmak sulara yıldızlara,
    Sinmek kokusuna mor menekşenin,
    Yanmak damar damar, nefes nefes,
    Yaşamak tükene tükene.


    B.R.E


    ESKİCİ


    Eskiden yeterdim kendime
    Artardım bile
    Şimdi ne yapsam nafile! ...
    Ve
    Kim demiş 'can eskimez' diye
    Bu can tedirgin tende
    Can da eskimiş
    Ben de..


    B.R.E


    EVLERİMİZİ TAKDİM EDERİM


    Şu karşıdaki delikli kutuya ev derler
    İnsanoğulları burada yer burada içer
    Ve daha tuhaf tuhaf işler görürler
    Bunların çoğu ayıp şeylerdir söylenmez
    Evlerimizin üstü kapalıdır
    Ve bütün şairler gökyüzüne pencereden bakarlar
    Halbuki kuş yuvalarının üstü açıktır
    Ve kuşlar şiir yazmazlar




  3. #3
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    68
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Bedri Rahmi Eyüboğlu Şiirleri

    GİTTİ GİDER


    Gönül, kararın bulurum
    Ten yıpranır, elden gider.
    Üstüne kilit vururum,
    Kul, köle, kurban olurum
    Can çekişir, elden gider.
    İki gözüm iki çeşme,
    Düşerim canın peşine
    Yar tükenir, elden gider..


    B.R.E


    GİTTİ GİDECEK


    Sevmek
    Güzel meslek
    Ama zor
    Can dayanıyor
    Dayanmasına
    Ama yürek
    Gitti gidecek


    B.R.E


    HÜZÜN GELDİ


    Türküler bitti
    Halaylar durdu
    Horonlar durdu
    Al damar, mor damar, şah damar sustu
    Bahçeler put kesildi birer birer
    Meyveler salkım saçak taş.
    Bir bulut uçardı
    Başı boş bedava
    Yandı kül oldu.
    Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
    Yoruldu yüreğim yoruldu.
    Ağaç büyür arkasında koşamam
    Kervan yürür peşi sıra düşemem
    Yıldız akar uçsam da yetişemem.
    Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
    Yoruldu yüreğim yoruldu.


    B.R.E


    İSTANBUL DESTANI


    İstanbul deyince aklıma martı gelir
    Yarısı gümüş, yarısı köpük
    Yarısı balık yarısı kuş
    İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
    Bir varmış, bir yokmuş

    İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
    Anadolu'da toprak damlı bir evde
    Gülcemal üstüne türküler söylenir
    Süt akar cümle musluklarından
    Direklerinde güller tomurcuklanır
    Anadolu'da toprak damlı bir evde çocukluğum
    Gülcemalle gider İstanbul'a
    Gülcemalle gelir

    İstanbul deyince aklıma
    Bir sepet kınalı yapıncak gelir
    Şehzadebaşı'nda akşam üstü
    Sepetin üstünde üç tane mum
    Bir kız yanaşır insafsızca dişi
    Boyuna bosuna kurban olduğum
    Kalın dudaklarında yapıncağın balı
    Tepeden tırnağa arzu dolu
    Sam yeli, söğüt dalı, harmandalı
    Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
    Şehzadebaşı'nda akşam üstü
    Yine zevrak-ı derunum
    Kırılıp kenara düştü

    İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir
    Dokuzuncu Senfoniyle kolkola
    Cezayir marşı gelir
    Dört başı mamur bir gelin odası
    Haraç mezat satılmakta
    Bir gelinle güvey eksik yatakta
    Köşede sedef kakmalı tombul bir ut
    Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta
    Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
    Paslı Acem kılıçları
    Amerikan kovboyları
    Eller yukarı

    Ne kadar da beyaz elbiseleri
    Amerikan deniz erleri
    Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
    Sütten duru buluttan beyaz
    Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
    Yakışmaz
    Ama harbederken onlara
    Bambaşka elbiseler giydirirler
    Kan rengi, barut rengi, duman rengi
    Kin tutar, kir tutmaz

    İstanbul deyince aklıma
    Kocaman bir dalyan gelir
    Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
    Gerinir Beykoz'da
    Kimi Fenerbahçe'de yan gelir
    Dalyanda kırk tane Orkinos
    Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
    Orkinos dediğin balıkların şahı Orkinos mavzerle gözünden vurulur
    Denizin içinde ağaçlar devrilir
    Kan çanağına döner dalyanın yüzü
    Camgöbeği yeşili bulanır
    Bir çırpıda kırk Orkinos
    Reisin sevinçten dili dolanır
    Bir martı gelir konar direğe
    Atılan Kolyosu havada yutar
    Bir başkasını beklemez gider
    Balıkçı gülümser tatlı tatlı
    Adı Marikadır bu martının der
    Her zaman böyle gelir böyle gider

    İstanbul deyince aklıma Adalar gelir
    Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
    Çalımından geçilmez altmışlık madamların
    Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
    Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların

    İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
    Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
    Ama şu Kızkulesinin aklı olsa
    Galata kulesine varır
    Bir sürü çocukları olur

    İstanbul deyince aklıma
    Tophane'de küçücük bir sokak gelir
    Her Allahın günü kahvelerine
    Anadolu'dan bir sürü fakir fukara gelir
    Kimi dilenecek dilenmesine utanır
    Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
    Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
    Çöpçü olmuştur bugüne bugün
    Kiminin sırtında perişan bir küfe
    Kiminin sırtında nakışlı semer
    Şehrin cümbüşüne katılır gider
    Kalın yağlı bir kolana koşulur
    Piyano taşırlar omuz omuza
    Kendinden ağır yükün altında adamlar
    Balmumu gibi erir dururlar
    Sonra kanter içinde soluk alırlar
    Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
    Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
    Nazdan nazik çiniden bilezik eller
    Derken
    Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
    Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
    Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
    Gamı şadiyi felek
    Böyle gelir böyle gider

    İstanbul deyince aklıma
    Stadyum gelir
    Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
    Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
    Bulutlar atılır top top pare pare
    Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
    Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
    İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm

    İstanbul deyince aklıma
    Stadyum gelir
    Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık
    Memleketimin insanlarına
    Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
    Ben de bağırırım birlikte
    Avazım çıktığı kadar
    Göğsümü gere gere
    Ver Lefter'e yaz deftere
    Stadyum gelir
    İstanbul deyince aklıma
    Binlerce insanın aynı anda
    Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
    Heybetini düşünürüm
    Birbirine eklenir kafamda
    Binler yüzbinler milyonlar
    Sonra bir mısra havalanır ürkek
    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar

    İstanbul deyince aklıma
    Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
    Şimdi Orhan Veli gelir
    Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli
    Demindenberi senin tadın senin tuzun
    Senin şiirin senin yüzün
    Yaralı bir güvercin misali
    Başımın üstünde dolanır durur
    Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
    Neresine mi arayan bulur
    Erbabı bilir
    Deli eder insanı bu şehir deli
    Kadehlerin çınlasın Orhan Veli

    İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir
    Burgaz adasında kıyıda
    Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
    Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
    İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
    Bütün İstanbul'u dolaşırlar elele başbaşa
    Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
    Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
    Ziba mahallesinde gece yarısı
    Sabaha Galata'dan geçer yolları
    Maytaba alacakları tutar kahvede
    Zararsız bir deliyi
    Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
    Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
    Sonra oturup sessizce ağlarlar

    İstanbul deyince aklıma
    Sait Faik gelir
    Taşında toprağında suyunda
    Fakirin fukaranın yanıbaşında
    Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
    Kıldan ince kılıçtan keskin
    Hep iyiden güzelden yana
    Hep kimsesizlerin

    İstanbul deyince aklıma
    Said'in son yılları gelir
    Hey Allahım en güzel çağında Said'e
    Dört beş yıl ömrün kaldı denir
    Sait Sait olur da nasıl dayanır
    Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
    İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
    Bir zehir yeşilidir açılır
    Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
    Bir yeşil ki kasıp kavurur
    Küçük mavi çocuk
    İhtiyar balıkçı
    Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
    İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
    Dilimiz yaşadıkça yaşasın Said'in şiiri

    İstanbul deyince aklıma
    Sabiyem gelir
    Sabiyem boynundan büyük bir demetle
    Sarıyer'den gelir Pendik'ten gelir
    Bahar nereden gelirse velhasıl
    Sabiyem oradan gelir
    Ne delidir ne divane
    Aslını ararsan çingenedir
    Tepeden tırnağa güneştir
    Topraktır
    Anadır
    Analar içinde bir tanedir
    Biri sırtında biri memesinde biri karnında
    Karnı her daim burnundadır
    Canını mendil gibi takar dişine
    Yürekten birşeyler katar işine
    Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
    Alçakgönüllüdür Sabiyem
    Hem maşa satar, hem göbek atar
    Ver bir çeyrek güzelim der
    Neyse halin o çıksın falin
    Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz
    Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
    Görürüm üryamda bir sarı yılan
    Cenabet uğraşır durur benimlen
    Uyanır bakarım benim bebeler
    Yatağın ucuna kaymış
    Ayağımın parmaklarını emer

    İstanbul deyince aklıma
    Bir basma fabrikası gelir
    Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
    Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
    Kanter içinde mahzun
    Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
    Fabrikada pencereler tavana yakın
    Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
    Dışarda ağaçlar dizi dizi
    Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
    Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
    Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
    Dışarda dışarda dışarda
    Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
    Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm
    Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
    Kötü kötü düşünüyor
    İpeğin akışına doyum olmaz
    Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
    Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
    Bir top Amerikandan neler çıkmaz
    Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
    Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
    Gülsüm'ün gözleri kamaşır
    Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm
    Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
    Gülsüm'lerin sürüsüne bereket
    Yerine bir Gülsüm'cük bulunur elbet
    Gider Gülsüm gelir Gülsüm
    Azrail ettiğin bulsun

    İstanbul deyince aklıma
    Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
    Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
    Samsun'dan Sürmene'den Sinop'tan
    Yaz demez kış demez mutlaka gelir
    Kirli yelkeninde yeni bir yama
    Demirinin pası gelir dilime
    Nabzımda duyarım motorunun hızını
    Canımın içine sokasım gelir
    İri kalçaları pullu denizkızını

    İstanbul deyince aklıma
    Takalar gelir
    Alçakgönüllü kalender
    Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer
    İstanbul deyince aklıma
    Koca Sinan gelir
    On parmağı on ulu çınar gibi
    Her yandan yükselir
    Sonra gecekondular gelir ardısıra
    İsli paslı yetim
    Eyy benim dev memesinde cüceler emziren
    acayip memleketim





  4. #4
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    68
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Bedri Rahmi Eyüboğlu Şiirleri

    KAĞIT GEMİ..


    Kağıttan bir gemi yaptım küçücük
    Ya 5 öpücük sığar içine
    Ya 10 öpücük
    Kız kardeşim
    10 öpücük batar bu gemi dedi
    Sen misin
    15 öpücük
    Anam sakın denize atma dedi
    Doğru havuza
    Sen misin
    Doğru denize,
    Ama ıslanmasıyla batması bir oldu.

    Bir gemi daha yaparım ne çıkar
    Hem bu sefer öpücük yerine
    Sunturlu birkaç küfür
    Daha birkaç gemi yaparım
    Çok şükür..


    B.R.E


    KARA SEVDA


    ...ve nihayet gelip çattı
    Bir dilimi zehir zıkkım
    Bir dilimi candan tatlı.
    Masallarla indi yere
    Sebil oldu cümle hikayelere
    kara kara kazanlarda kaynadı
    Diyar diyar al kanlara boyandı
    Türkülerde ateş alev yandı tutuştu
    Gördes kiliminde nakış
    Minyatür bahçelerinde suret kesildi.
    Ve nihayet gelip çattı
    Elveda belirsiz bedava sevince
    Uçan kuşa eşe dosta elveda
    Bütün haşmetiyle gelip çattı
    Bir dilimi zehir zıkkım
    Bir dilimi candan tatlı.


    B.R.E


    KARABİBER


    İzmir'de bir ağaç gördüm
    Adı karabiberdi karabiber
    Yaprağının ucunu ısırdım
    Tadı karabiberdi karabiber.

    Bir yaşıma daha girdim
    Biber dediğin tuzluğa yaraşır
    Fidesi olur fidan olur
    Bir çınar boyunda karabiber
    İnsanın başı döner

    Çiçek mi,meyva mı,tohum mu nedir
    Nar tanesi gibi pırıl pırıl
    Çingen pembesinden sıcak
    Karabiber ağaçlar dolusu
    Karabiber sebil
    Karabiber salkım saçak

    İzmir'de bir ağaç gördüm
    Adı karabiberdi
    Ya karabiber türküsü Allahım
    Necati Cumalı söylerdi
    Soba borusu gibi bir sesi vardı
    Karabiberim,derdi karabiberim
    Candarmalar geliyor kalk gidelim

    İzmir'de bir ağaç gördüm
    Adı karabiberdi
    Benim,avuç içi kadar saksılarda
    Asma kütükleri,yeşerten anam
    Bu ağacı görse sevincinden ağlardı

    İzmir'de bir ağaç gördüm
    Adı karabiberdi
    Dalını,meyvasını,gölgesini
    Getirdi masamıza serdi
    Yapraklarını görsen bayılırsın
    Bir yazma oyası kadar ince
    Söğüt dallarından narin
    Saçlarının arasında dolaştığını duyarsın
    İncecik biberli ellerin


    B.R.E


    KARADUT


    Karadutum, çatal karam, çingenem
    Nar tanem, nur tanem, bir tanem
    Ağaç isem dalımsın salkım saçak
    Petek isem balımsın ağulum
    Günahımsın, vebalimsin.
    Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
    Yoluna bir can koyduğum
    Gökte ararken yerde bulduğum
    Karadutum, çatal karam, çingenem
    Daha nem olacaktın bir tanem
    Gülen ayvam, ağlayan narımsın
    Kadınım, kısrağım, karımsın.


    B.R.E


    KARINCA


    ulan karınca
    46'ncı kata nasıl çıktın
    merdivenle mi
    asansöre mi bindin?

    ulan insan
    kendini beğenmiş şaşkın
    demek senin yaptığını
    yapabildiğime şaştın
    bahse girer misin her işte
    karıncadan üstün olduğuna?

    insan oğlu güldü
    sonra 46'ncı katın
    pencerelerinden birini açtılar
    ikisi birden atladılar

    insancık torba kağıdı gibi
    patlayıverdi kaldırımda kan revan
    karıncaya gelince acelesi yoktu
    o daha 42'nci katın önündeydi.


    B.R.E


    KEÇİYİ YARDAN


    Keçiyi yardan uçuran
    Bir tutam ottur
    Gözümün önüne geliyor keçi
    Hala cıvıl cıvıl gözlerinin içi
    Ağzında ecel yeşili
    Körpe ıslak
    Ezilmiş yırtılmış bir çift yaprak
    Uçurumun dibinde incecik bir su
    Tatlı mı tatlı duru mu duru
    Açmış kocaman gözlerini
    Düşünür su
    Canlıyken ne kadar hafifti keçi
    Şimdi ne kadar ağır.


    B.R.E


    KUSURA BAKMA


    Kusura bakma
    İçinde bulunduğum an
    Bir yarın geçmişte neyleyim
    Gelecekte öteki yarın
    Zaman dediğin hasba üç ayaklı
    Birinin canı ötekinde saklı
    Şu anın canı gelecekte
    Geleceğin canı geçmişte saklı


    B.R.E


    NAFİLE


    Simsiyah
    Bembeyaz
    Bomboşum
    İster siyah tebeşirle çiz
    İster beyaz tebeşirle
    Nafile


    B.R.E


    PARAMPARÇA


    Ağaç bütün
    Işık bütün
    Meyve bütün
    Benim dünyam paramparça.

    Büyük bir ayna kırılmış
    Kırılıp yere dökülmüş
    Kainat içine düşmüş
    Düşmüş amma paramparça.

    Yaprak yaprak yapıştırdım
    Diyar diyar dolaştırdım
    Bir alevdir tutuşturdum
    Yandım amma paramparça.


    B.R.E


    PUL PUL..


    Yedi tepeye kurulmuş
    Pul pul
    Gümüş gümüş balıkları
    Pul pul
    Işıktan sudan örülmüş
    Canım İstanbul


    B.R.E


    SANA BÜYÜK ŞEHİRLERDEN BAHSEDECEĞİM


    sana büyük şehirlerden bahsedeceğim.
    en büyük camiler orada kurulur,
    en küçük mezarlar orada kazılır
    en kara yazılar orda dizilir.

    yüksek minarelerde sela verilir,
    civar hanelerde zina edilir.
    büyük şehirlerde yalan söylenir,
    halbuki küçük köylerin mezarlığı bile yoktur.

    büyük şehirlere bağlanma mehmedim.
    öyle bir şehre yerleş ki,
    küçük olsun fakat bizim olsun.
    sokaklarında tanımadık yüz,
    ensesine şamar atmayacağın kimse dolaşmasın.
    her ağacına elin,
    her karış toprağına terin değsin.
    ve kuytu evlerden birinde
    senden habersiz ölenler olmasın.


    B.R.E


    SELAM İLE HARAM


    Biz dünyadan gider olduk
    Kalanlara selam olsun
    Ama hep böyle gidecekse bu dünya
    Kalanlara haram olsun.


    B.R.E


    SİTEM


    Önde zeytin ağaçları arkasında yar
    Sene 1946
    Mevsim
    Sonbahar
    Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
    Dalları neyleyim.
    Yar yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.

    Yar yar!..Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
    Değirmen misali döner başım
    Sevda değil bu bir hışım
    Gel gör beni darmadağın
    Tel tel çözülüp kalmışım.
    Yar yar
    Canımın çekirdeğinde diken
    Gözümün bebeğinde sitem var


    B.R.E


    SUSADIM


    Susadım
    Üç tane elma soydular,üç tane portakal
    Nafile
    Bir bardak suyun yerini tutmadı
    Acıktım
    Kuş sütü,kuru üzüm getirdiler
    Nafile
    Bir çimdik somunun yerini tutmadı
    Seni düşündüm sevgilim şükrederek
    Su gibi aziz olasın her daim
    Ekmek gibi mübarek.


  5. #5
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    68
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Bedri Rahmi Eyüboğlu Şiirleri

    TUZ


    Bir yanım tuz,
    Bir yanım şeker
    Tuzdan yanayım

    Bir yanım deniz
    Bir yanım toprak
    Denizden yanayım

    Bir yanım sen
    Bir yanım ben
    Senden yanayım


    B.R.E


    TÜRKÜLER DOLUSU


    Kirazın derisinin altında kiraz
    Narın içinde nar
    Benim yüreğimde boylu boyunca
    Memleketim var
    Canıma ciğerime dek işlemiş
    Canıma ciğerime
    Sapına kadar.
    Elma dalından uzağa düşmez
    Ne yana gitsem nafile.
    Memleketin hali gözümden gitmez
    Binbir yerimden bağlanmışım
    Bundan ötesine aklım ermez.

    Yerliyim yerli olmasına
    ilmik ilmik, damar damar
    Yerliyim.
    Bir dilim Trabzon peyniri
    Bir avuç tiftik
    Bir çimdik çavdar
    Bir tutam şile bezi gibi
    Dişimden tırnağıma kadar
    Ressamım.
    Yurdumun taşından toprağından şurup gelir nakışlarım
    Taşıma toprağıma toz konduranın
    Alnını karışlarım
    Şairim şair olmasına
    Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
    içerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
    Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter
    Eğri büğrü , kör topal kabulum
    Şairim
    Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
    Ayak seslerinden tanırım
    Ne zaman bir köy türküsü duysam
    Şairliğimden utanırım
    Şairim
    Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum
    Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
    Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm

    Hey hey, yine de hey hey
    Salınsın türküler bir uçtan bir uca
    Evelallah hepsinde varım
    Onlar kadar sahici
    Onlar kadar gerçek
    insancasına, erkekçesine
    'Bana bir bardak su' dercesine
    Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.

    Ah bu türküler
    Türkülerimiz
    Ana sütü gibi candan
    Ana sütü gibi temiz
    Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
    Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
    Ah bu türküler,
    Köy türküleri
    Dilimizin tuzu biberi
    Memleket ahvalini onlardan sor
    Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i
    Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni...
    Ben türkülerden aldım haberi.

    Ah bu türküler, köy türküleri
    Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
    Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
    Dişisi dişi, erkeği erkek
    Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
    Bıçağı bıçak .
    Ah bu türküler köy türküleri
    Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
    Kiminin reyhasından geçilmez
    Kimi zehir, kimi zemberek gibi.

    Ah bu türküler, köy türküleri
    Olgun bir karpuz gibi yarırılır içim
    Kan damlar ucundan, murekkep değil
    işte söz, işte ses, işte biçim:
    'Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar'
    iliklerine kadar işlemiş sızı
    Artık iflah olmaz kavak ağacı
    Bu türkünün yüreğinde sancı var.

    Ah bu türküler, köy türküleri
    Ne düzeni belli, ne yazanı
    Altlarında imza yok ama
    içlerinde yürek var
    Cennet misali sevişen
    Cehennemler gibi dövüşen
    Bir çocuk gibi gülüp
    Mağaralar gibi inleyen
    Nasıl unutur nasıl
    Ömrunde bir kez olsun
    Halk türküsü dinleyen...


    B.R.E


    ÜZÜM YEŞİLİ


    Gel benim üzüm yeşilim
    Yandaki zeytine gidelim
    Gel benim üzüm yeşilim
    Çam ağacına gidelim
    Zeytinin rüzgarı tir tir
    Çam ağacınınki pir pir
    Benimki oldum olası delidir
    Gel benim üzüm yeşilim
    Nar ağacına gidelim
    Gel benim üzüm yeşilim
    Trabzon üzümüne gidelim
    Gel benim üzüm yeşilim
    Yeşillerin gönüllüsü
    Yeşillerin durucusu
    Haydi bakkala gidelim
    Bir kilo üzüm alalım
    Torba kağıdına girmeden
    Yürü çeşmeyi boylayalım
    Yıkansın üzüm yeşilim
    Sonra salkım almalı
    Çarşının içine dalmalı
    "Var mı" "Var mı" diye sormalı.
    Üzümün böyle derlisi
    Yeşilin böyle toplusu.
    Gel benim üzüm yeşilim
    Haydi maviye gidelim
    Biz değmesek
    Mavi küser
    Mavi bizsiz ne halteder
    Gel benim üzüm yeşilim
    Yeşillerin en nazlısı
    Sen üzümün yeşilisin
    Üzüm olman şart değil
    Bir çok dallara konarsın
    Hatır sualler sorarsın
    Gel benim üzüm yeşilim
    Seninle Bedros'a gidelim.


    B.R.E


    YAR YÜREĞİN YAR


    elmayı ikiye böldüler
    içinden kurt çıktığın gördüler
    ağacı lime lime dildiler
    böceğin halinden bildiler
    ferman padişahınsa dağlar bizimdir denildi
    dağların bağrı deşildi
    çözüldü mevsimlerin sırrı yaprak yaprak
    yedi kat yerin dibinden haber getirdi
    gözünü sevdiğim tohum, gözünü sevdiğim toprak
    kılı kırka yardılar oğul
    suyun sudan gizlisi kalmadı
    suyun sudan gizlisi kalmadı
    buğdayın macerası meydanda
    yıldızların sırrı aşikar oldu
    arı gözümüzün önünde sızdı balını
    karanfil alevini
    kırlangıcın alınyazısı
    penceremzin önünde yazıldı
    bir sensin gizlenen oğul
    ağlarsın gizli gizli
    seversin gizli gizli
    ölürsün gizli gizli
    çatlarsın arzudan, iştihadan
    yer yarılır yere geçersin
    söyleyemezsin
    yar yüreğin yar vakit tamamdır
    neler aldın dünyamızdan bunca zamandır
    yar yüreğin yar gör ki neler var
    belki seyyar kuşların ömrü kadar sade aydınlık
    belki vişne çiçekleri kadar beyaz ılık
    belki çürümüş yılanlar kadar mundar
    belki mahzende yıllanmış şarap kadar lezzetli
    bir aşktır fışkırıp çıkacak
    ne çıkarsa bahtımıza
    yar yüreğin yar bölüşelim
    beraber ağlayalım dertleşelim
    yar yüreğin yar yarmağa değer
    bir insan tanımak oğul, bir cihan tanımağa bedel...


    B.R.E


    YARADANA MEKTUPLAR


    Yıldızların, çivilediğin yerdeler,
    Bulutların, eksik olmasınlar,
    Hep ayni minval üzere, senden gelip sana giderler.

    Güneşin böler günlerimizi
    Bir portakal gibi ortasından ikiye
    Yarısını kulların yer, yarısını geceler.

    Denizlerin senin elinle doldurduğun kasede çalkalanmaktadırlar
    Ne bir damla artmış, ne bir damla eksilmişlerdir.

    Dağların bizim ayağımıza çok bol geldi;
    Onları bir defa bile giyen olmadı.
    Daha dün elinden çıkmış gibi hepsi yepyeni
    Şimdilik eskiyen bir şey varsa ömrümüzdür!

    Sorup duruyoruz:
    Niçin nüfus kütüklerinde her gün yeni bir isim,
    Kitaplarda yeni bir kahraman?
    Biz ölen ağaçları yontup
    Gemilerimize direk yapıyoruz
    Bizim canlarımızı alan acep onlarla ne yapar?

    Saksılarda hep aynı karanfiller açıyor Tanrım.
    Niçin, biz bir defa doğuyoruz?


    B.R.E


    YETİM BAHÇE


    Senin güllerin her yerde açar
    Dağda, bayırda, kırda, bozkırda
    Bozkır biraz şüpheli ama
    Günlerden bir gün açar mı açar
    Bozkır dediğin sakar
    Senin güllerin her yerde açar
    Ya benim güllerim
    Sevinen çocuk gözlerinde bir
    Bedava iyilik yapanların gözlerinde iki
    Bağışlamasını bilen yüreklerin en kuytu yerinde
    açar üç
    Benim güllerimle senin güllerin el ele
    En güzel bahçe
    Benim güllerim olmadıkça
    Senin bahçelerin yetim, yitik


    B.R.E


    YIKANSIN GÖZLERİM YIKANSIN


    Soyunsun gözlerimin cilasında
    İçersinden aydınlanmış tarlalar
    Soyunsun beyazlığı içlerinden gelen evler
    Soyunsun utancını arzular
    Yıkansın gözlerim yıkansın! ..

    Soyunsun gözlerimin cilasında
    Gelmiş, gelecek bütün kızlar,
    Soyunsun hafızanın insan gözü değmemiş yerinde
    Sineler, buseler, arzular
    Ve bütün bir ömür
    Lahzada harcansın
    Yıkansın gözlerim yıkansın! ..


  6. #6
    Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Aralık.2010
    Mesajlar
    410

    Standart Cevap: Bedri Rahmi Eyüboğlu şiirleri

    YIKANSIN GÖZLERİM YIKANSIN

    Soyunsun gözlerimin cilasında
    İçersinden aydınlanmış tarlalar
    Soyunsun beyazlığı içlerinde

    BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

  7. #7
    Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Aralık.2010
    Mesajlar
    410

    Standart Cevap: Bedri Rahmi Eyüboğlu şiirleri

    YETİM BAHÇE

    Senin güllerin her yerde açar
    Dağda, bayırda, kırda, bozkırda
    Bozkır biraz şüpheli ama


    BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

  8. #8
    Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Aralık.2010
    Mesajlar
    410

    Standart Cevap: Bedri Rahmi Eyüboğlu şiirleri

    YARADANA MEKTUPLAR

    Yıldızların, çivilediğin yerdeler,
    Bulutların, eksik olmasınlar,
    Hep ayni minval üzere, se



    BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

  9. #9
    Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Aralık.2010
    Mesajlar
    410

    Standart Cevap: Bedri Rahmi Eyüboğlu şiirleri

    YAR YÜREĞİN YAR

    elmayı ikiye böldüler
    içinden kurt çıktığın gördüler
    ağacı lime lime dildiler
    böceğin



    BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

  10. #10
    Uzaklaştırıldı
    Üyelik tarihi
    Aralık.2010
    Mesajlar
    410

    Standart Cevap: Bedri Rahmi Eyüboğlu şiirleri

    ÜZÜM YEŞİLİ

    Gel benim üzüm yeşilim
    Yandaki zeytine gidelim
    Gel benim üzüm yeşilim
    Çam ağacına gideli



    BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

Benzer Konular

  1. Karacaoğlan şiirleri
    Konu Sahibi Farazi Forum Karacaoglan
    Cevap: 19
    Son Mesaj : 18.Eylül.2012, 20:44
  2. Hüseyin Rahmi Gürpınar Biyografi
    Konu Sahibi SongüL Forum Edebi Kişilikler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 17.Aralık.2009, 16:49
  3. BEDRI RAHMI EYÜBOĞLU
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum Edebi Kişilikler
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 10.Ocak.2009, 22:02
  4. BurSa ŞiirLeRi..
    Konu Sahibi yaSmin Forum Şiir Köşesi
    Cevap: 7
    Son Mesaj : 18.Aralık.2008, 14:21
  5. Alİ Yüce şiirleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum A
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 21.Kasım.2008, 11:36

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, kapadokya balayı sesli chat, yakın tatil yerleri, Egepen Ankara