Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 1 Toplam 63 Sayfadan 1231151 ... SonuncuSonuncu
Toplam 627 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Like Tree128Likes
dqw
  1. #1
    Unutulmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eylül.2010
    Mesajlar
    4.907

    Standart Aşk

    Bazen Aşk Gider!.....
    "...Bazen ask gider..."
    Ve sen yılardır içinde yasadığın yürekten valizler dolusu anılarla kendi yalnızlığına taşınırsın...

    "...Bazen ask gider..."
    Ve hayat da gider onun peşinden... Terk edildiğin yerde öylece kala kalırsın...

    Bir sabah uyanırsın ki gözünü açtığın ömür senin ömrün değildir...

    Aynada tek parça görünen bedenin aslında lime limedir...
    Nefes diye içine çektiğin ciğerlerinde parçalanmış askının cam kırıklarıdır...
    Her sabah ölmeyip neden uyandığına lanet edersin...

    "...Bazen ask gider..."
    Önünde bir kadeh rakı küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece bakakalırsın arkasından...

    Kulağın hiç çalmayacak olan telefondadır...
    Zaman dursun saatler hiç geçmesin istersin...

    Tanrım ne olur gerçek olmasın ne olur güneş dogmadan geri dönsün teninde bir başka tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki hiçbir şey sormam ona bu geceyi yaşanmamış sayarım unuturum yeter ki asık olmasın...

    İçimde durmaksızın çığlık atar dualar...
    Ama bazen ask gider ve o çaresizce yalvardığın Tanrı bile gider peşinden...
    Sonra sabah olur güneş doğar...
    Askın gelmez bir türlü... Bir gecede değişir ömrün...
    O bir türlü inanmak istemediğin kader seninle alay eder gibidir...

    Ömrünü adadığın yıllarını önüne serdiğin askın bir gecede bir başka hayata karışmıştır iste...
    Bir gecede bir başkasının askı olmuştur...
    iNANAMAZSIN!...


    "...Bazen ask gider..."
    Ve sen yılardır içinde yasadığın yürekten valizler dolusu anılarla kendi yalnızlığına taşınırsın... Elin varmaya boşaltırsın dolapları...

    Çekmeceden çıkan her giysi parçası onunla geçirdiğin anıların tarihiyle ağırlaştıkça ağırlaşır...

    Onun kollarında geceler boyu cennet uykularına karıştığın yatak sen giderken utancından bakamaz yüzüne...

    Doğmamış bebeğin yerine koyup büyüttüğün cam önündeki o küçük mor menekşe yapraklarına kondurduğun veda öpücüğüyle büker boynunu...

    Valizlerini kapının önüne yığıp yüzün sırılsıklam son bir sigara için yığılırsın koltuğa... Gidiyorsundur iste...

    Askını kendi ellerinle bir başka aska teslim edip...
    Ömrünü onun ömrüne hayallerini onun hayallerine sevdanı onun sevdasına ekleyip...


    "...Bazen ask gider..."
    Ve adresi değişir evinin...
    Sesinin tonu değişir yüzünün rengi...

    Yastığının sıcaklığı yediğin yemeğin tadı uykuların değişir...
    Ve rüyaların her aksam açıp girdiğin kapıdan başka bir sevda giriyordur artık...

    Her gün oturduğun koltukta o bakmaya doyamadığın gözlerin ışığında bir başka sevda oturuyordur...

    Yıllardır evinde ağırladığın masalarına konuk olduğun hayatlarını paylaştığın dostlarının kahkahaları arasına bir başka ses karışıyordur artik...
    Senin gölgene alışkın duvarlar bile çoktan kabullenmiştir yokluğunu...

    Her gece uyuduğun yastığa bir başka sevda bırakıyordur kokusunu...

    O öpmeye kıyamadığın dudaklarda bir başka sevdanın adı...
    Aşkının o tek cennet bildiğin uykularında bir başka sevdanın rüyaları...

    Bazen ask gider ve anılar da gider peşinden...

    Siz hiç o yüreğinize sığdıramadığınız askınızı bir başka sevda için ağlarken gördünüz mü? Ben gördüm! Kör oldu gözlerim onunla sevdasına ağlamaktan...

    Bir alev topu gibi onun için çiğlik yanarken siz hiç askınızın önünde diz çöküp "Bu kadar çok seviyorsan bırakma onu sana kıyamam ne olur git" diye yalvardınız mı?

    Onu bir başkasının kollarında düşünürken siz hiç geceler boyu aklinizi kaçırmamak için kendi kendinize bağırdınız mi:

    "Unut onu unut onu unut onu ya da öl!... "

    içinizdeki o durmak bilmeyen yangının acısını dindirsin diye kanatıncaya kadar bileklerinizi ısırdınız mi?...

    Göz yasları içinde yastığınıza gömülüp her Tanrı'ya sığınmak istediğinizde artik başka bir yüreğe sevdalı olan askınızı ondan geri istemekten utanıp dua etmekten vazgeçtiğiniz oldu mu hiç?...

    Siz hiç yana sevdiğiniz bir sevgilinin yoluna gençliğinizi serip güle başka bir aska uğurladınız mı?


    "...Bazen ask gider..."
    Ama ölüm gelmez bir türlü...

    Ne yapsanız öfke duyamazsınız giderken bir kibrit aleviyle ateşe verdiği ömrünün alevleri içinde eriyip giden yüzünüze silinip giden kokunuza kül olan yüreğinize dönüp bir kez bile bakmayan o sevdanıza...

    Anlarsınız asktır bu öfkeyi bir türlü yurduna kabul etmeyen...
    Vefasız bir unutuşa kurban olsa da solup yitmeyen...




    Hayattan soğutup size ölümü özleten... Ölü bir bedende canlı kalmakta direnen... Anlarsınız asktır bu...

    "...Bazen ask gider..."
    Günler geçer ardından ve aylar...
    Bazen de yıllar...

    Bebekler büyür insanlar yaslanır insanlar ölür eşyalar eskir evler yıkılır kurur ağaçlar...

    Sokakların adi değişir...
    Acılar belleğin acımasızlığına teslim olur...

    Sevilen unutur seven yanar.

    Bazen ask gider... Ya da siz gittiğini sanırsınız..


    alıntı

  2. #2
    Unutulmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eylül.2010
    Mesajlar
    4.907

    Standart Cevap: Aşk

    Üç noktaydı susuşum bir virgül hatırına yazıyorum şimdi...


    Uzak kentin kayıp yıldızından rivayet olunur...…
    Üç noktaydı susuşum, bir virgül hatırına yazıyorum şimdi...
    Üç nokta . . . Üç çığlık ? ? ? Üç ölüm ! ! ! Ve tek bir virgül ,


    Kirpiklerinden aşk soluyan deli, yırttı acının kefenini, ölü kızın kalbine dokundu bu gece... Ve gözlerine ölüm kaçan kız, dokunulduğu her yanından kanadı...


    Bir ölünün gözlerinden düş bulaştı geceye, gece aklını yitirdi... Bir delinin iç çekişiyle karardı yıldızlar... Hıçkırıkları arşı kapladı… Bir deli ağladı… Ölü kızın kirpikleri adedince ağladı... Parmak uçlarından dokundu aşka... Saçlarına notası kırık şarkılar kondurdu...

    Gece; tortulu bir masalın hüznünü andırıyordu... Üçüncü kişiler hep susmuştu...

    Bir masal duyuldu sessizliğin en sığ dilinde... Uzak kentin kayıp yıldızıydı anlatan... Yoktu ihtilaf... Yoktu yalan... Bir deli ve bir ölünün masalıydı duyulan... Avuntusuz masallara şarkılar kuran bir deli ve masallara hep sonundan başlayan bir ölü...

    Çok geçmedi… Gülüşüne düşler inşa edilen soylu derviş, kent harabelerinin yoldaşlığında, gecenin en uzak saatinde, tuz kokulu bitişle susturdu masalı... Masal yitirdi kendini… Masal yitirdi gerçeğini… Bir deli ağladı… Kirpikleri tükenmişti, ölü kızın saçlarına denk düşüyordu, gözlerinde ki keder… Ve gece deli gömleğini giydi üstüne, masal üşümesin diye…

    Ve ben... Üçüncü tekil şahıs... Kent masallarının yorgun yüzü... Uzak diyarların cana ziyan hüznü... Ben... Bir masal boyu susan... Suskusu us'unu yumruklayan... Bir deliyi geçmişe yazan, bir ölüyü koynunda uyutan, bir dervişe yaslanan... Ben yani... Mezar boşluklarında kirpiklerini uykuya yatıran... Kefeninin cebinde ölüm saklayan... Ben... Suskun şiirleriyle geceyi ayartan...

    Suçluyum... Bir son bulaştırdım ellerime... Bir masalı yıkarcasına, bir deliyi ağlatırcasına sustum... “Geçmiş” dedim... Geçmedi... “Gelecek” dedim... Gelmedi... “Şimdi” dedim, dokundum masala... Kayıp yıldız kayıplığını kaybetti...

    Faili meçhul bir masalın tek sanığıydım ben... Masal mahallinde harflerim vardı, suçum aşikardı... Kalem; kelamla her buluştuğunda, adın kanardı, canım yanardı... Suçluydum evet... Bir masalı altı harf yaşatır sandım... Yedinciyi hiç yazmadım... Ne zaman canın yansa, susumu bastım yarana, usumu kanatırcasına... Hiç dinmedin... Sustun hep… Ben de sustum... Sessizliğimi tamamladı susuşun... Bir masalın ardından suçlarını bölüşüyorduk suskunluğumuzun...

    İçim acıdı... Masal kanadı... Ve omuz başında kanayan masal; yalandı! Yüreğimi burkan, kalemimi kıran, içimi senden çıkaran bir yalandı... Yine de... Adını bile yazamazken sen, adınla kanadım ben!



    Şimdilerde şehirler arası yalnızlık seferleri düzenliyorum gözlerine... İsimleri silinmiş mezar taşlarında gülümsüyorum... Ve hala ölü çocukların gözlerinde masallar arıyorum... Suçluyum... Bir masaldan arta kalan yanımla, suçlarımın bedelini ödüyorum...



    Affet beni kayıp yıldız... Affet... Günahsız ölümler düşlüyorum...

    Fatıma Arslaner


  3. #3
    Unutulmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eylül.2010
    Mesajlar
    4.907

    Standart Cevap: Aşk

    Gücün Varsa Mucizeyim Sana!......
    Adım adım geçiyor zaman.
    Bizse bir pamuk şeker peşine takılmış rengarenk balonların güzelliğine aldanıp arkada duran kocaman bir hayatı parçalıyoruz bin hüznümüze.
    Yaşanılmış o anlar lunaparkta serbest bırakılmış bir çocuk heyecanlığında biliyorum.
    Biliyorum hata yapmadan büyüyemez kimse.
    Kimi zaman döndürülebilir, kimi zaman döndürebilen hatalar.
    Oysa ne çok ihtiyacımız var sağlam bir omuza, güvenilir bir iki çift söze..


    Bir gün bittiğinde herşey, durduğunda mutluluğa akan saatler ve sustuğunda tüm dünya içindeki çocuk ele geçirir seni.
    Korkarsın ama sorgulamassın.
    Zordur aslında hazmetmek geçmişi, ama geç-miştir.
    Denemek istersin..
    Çünkü ihtiyacın vardır hala bir yerlerde birşeylerin tam olduğuna inanmaya.
    Çünkü bir boşluk vardır içinde asla doldurulamayacağını bildiğin ve günden güne büyüyen bir boşluk..
    Ne kadar erken başlarsa tedavi o kadar umutludur ya hastanın iyileşmesi.
    Hiç ummadığın bir anda birşey gelir ve senin için çaba gösterir.
    Alşkınmısındır sen bunlara hayır hemde hiç alışkın değilsindir belki ama içindeki çocuğun dokunduğu her neyse onuda ele geçirir.
    Zaten bu değilmidir mucize.
    Hayatın tüm pisliklerine bulaşmıştır belki, kimse istemez kimse yakıştırmaz seni..
    Oysa içinde bir yerlerde bir flaş patlar durur geçen her saniyeyi ölümsüzleştirmek adına hemde.
    Elleriniz buluştuğu anda yine mutluluğa akar saatler öncesi veya sonrası yoktur.
    İçinizdeki çocuklar bulur önce birbirini sonra siz.
    Mucize değilmidir bu..
    Herkes çocukluğuna dönmek isterken sizin koşulsuz şartsız çocukluğunuzu yaşamanız..
    Asıl mucize aşk değilmidir, kalpte başlayan ve hiç bir zaman da tamamen kalbi terketmeyen aşk..
    İyi bir hayat, helal kazanılan para, şefkatli bir baba gibi sıfatlara ihtiyacı olmayan..
    Sadece aşktır mucize..
    Sadece aşk..

    Ve bir gün bir yerlerde yaşandığında mucizeler bir yerlerde de biter gider..
    Oysa tek yapamamanız gereken hatadır, döndürebilen..
    Yaşı yoktur hiç bir heyecanın zaman sadece bedeninizi yaşlandırır.
    Ve tamamlanmayı bekleyen bin parça yap-boz gibi dağılığında hayat söylenmeyi bir kenara bırakıp dört elle sarılmak gerekir.
    Sonuç gelecektir elbet biliriz değil mi ? Üzülsekte, üzülmesekte..
    Sevinsekte, sevindirsekte gelecektir sonuç.
    Öyleyse neden inadına dikenli yollardan geçişimiz ?
    Mucizelere inancımız kalmadı mı dersiniz ?

    Şimdi kalkıyorum hayatın tam ortasından sana doğru.
    Sendelesemde bazen bir küçük çocuk var içimde düştüğünde kaldırılmayı beklemeyen.
    Ve yeni bir umut doğuyor içimden kuzey rüzgarlarının okşayıp geçtiği.
    Rotam sen, pusulam mucizem..
    Büyük bir şehrin yıkıntıları arasından sesleniyorum sana.
    Gücün varsa gel..
    Döndür hatalarımdan ve içimdeki çocukla tanış.
    Ben bir mucizeyim umudun ışığında, ve burda tamda içimde hala tamamlanmayan yap-bozlar var..
    Gücün varsa mucizeyim sana..
    Gücün yoksa gözlerime öyle derin bakma..



    alıntı

  4. #4
    Unutulmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eylül.2010
    Mesajlar
    4.907

    Standart Cevap: Aşk

    şimdi Gitme Yar?...


    Sen bir kitap kapağı gibi kapamışken adımı, ben her sözcükte seni okuyorum harf harf

    Tümcelerimin boyun büküşlerine aldırma yar!
    Gözü yaşlı satırlarımın kaçan döküşlerinde büyütüyorum keşkelerimi
    Harflerimin ayağı kayıyor uçurumlarından.
    Oysa sen bir liman sakinliğiydin yüreğime
    Bir gün batımı huzuru
    Uçsuz bucaksız bir özgürlüktün mavilerime
    Ateşe verdin kıyılarımı apansız, sinsice
    Züleyha'nın kaderine razıydım Yusuf(um)sun diye
    Peşinden koşmaya, kınanmaya, dile düşmeye
    Nerden bilirdim dil(in)den düşeceğimi?

    Bir sözünle ateşe verdin uğruna ödenen bedelleri
    Gitme demem, git şimdi!
    Bir metalin içine bindirip vedalarını, son bir kez kokunu çekmeden tiryakiliğim, son bir kez düşmeden kollarının girdabına, bir buseyi çok görüp Alnıma, en kara yazgıları sür de git!..

    Son fethedilen miyim meçhul ama, sen son Fatih'im
    Bilsen, kaç varlığa hiçlikti fetihlerin
    Ama dur, gitme!...
    Şu topraklarımda dalgalanan sancağını indir, öyle git!
    Yüreğimden sevdanı, dilimden adını sök de git!
    Ciğerlerimden kokunu, gönlümden gözlerinin okunu çek de git!
    Sözlerimi esaretten kurtar, dilimi çöz de git!

    Kaç kez uğurladım seni bu kentten? Kaç kez boynu bükük bıraktın ardından el sallayışlarımı garlarda?
    Dönüşünün umuduyla gidişine dayanamazken, bu müebbet vedaya nasıl dayanırım söyle?
    Ah yar
    En yakınımken uzağımdın. Şimdi benden öte bensin ki, ben bana t-uzağım

    Kin tutmaz kalemim, bilirsin.
    Sen kapatsanda c-ismimin üstüne son sayfanı, bu masalın devamını bir ömür bekler yüreğim
    Sana git diyebilmek için kaç alfabe satın aldım z-amansız pazarlıklarla bilsen.
    Tüm kırgınlıklarımı çıkarıp kumbaramdan saydım, bir git etmedi.
    Yanında me'si olmayan bir git yakıştırılmadı sevdama
    Ama çok istiyorsan, işte orda; alfabemin kıyısında bir git
    Eksik, mahzun, çaresiz
    İster al git, istersen k-al git-me Yar!...

    Yar demişim sana yokluğun dipsiz bir yar! İşte, diz çöküyor sevdana yüreğim, gitme!...
    Gitme, sensiz ıssız bu diyar...
    Konu Firuze_ tarafından (05.Haziran.2011 Saat 03:08 ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    Unutulmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eylül.2010
    Mesajlar
    4.907

    Standart Cevap: Aşk

    Yaslandım Kendime...


    /ardımda bana yaslanan yürek!
    Yaslandım Kendime... artık kime yaslana…/


    yaslandım kendime,
    k/arlanan gecede, üşürken ellerim
    muhasebemin ağırlığında terledim;
    ne de yalnızmışım meğer,
    ağlamak ne de çok yakışırmış sîmama,
    sevmek yüreğime

    yaslandım kendime,
    adımlarım geri sayarken fütursuzca
    korkularımı bağladım içimdeki zindana,
    cesaretimin yaralarını sarıp yola sevdalandım
    ağzımda aşk'ın acımsı tadı,
    zihnimin kuyularında Yusuf'un sevme sanatı,
    terliyorum ayazda; ateşim içimde…

    yaslandım kendime,
    tâ derûnumu vuran notaların söze dokunan tınısında,
    söze dokunan her yüreğin içimde bıraktığı izle,
    kendime teselliler verdim, omuz oldum kendime
    belimi bükmesin diye hazan,
    süpürdüğüm yapraklar yüreğimin meyveleri olmasın diye
    yaslandım kendime,
    içimin yakarışını dinleyeyim diye

    yasladım kelimelerimi can evime
    dualarıma,
    sustum…
    ve
    öldü(m) kelimeler(imle)!
    /ölmek yakıştı bana/
    nokta!



    alıntı

  6. #6
    Unutulmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eylül.2010
    Mesajlar
    4.907

    Standart Cevap: Aşk

    Sensizlik benim canımı acıtan...

    Bir anda muhteşem bir piyano sesi duydum. Ardından adaşımın sesi, Candan Erçetin, söylüyordu: “Yalnızlığa belki alışır bedenim, yalnızlıkla belki de başa çıkabilirim; çok zor gelse bile yaşar öğrenirim, sensizlik benim canımı acıtan..” Gerçekten onsuzluk mu canımızı acıtan? Bir ilişki bitiğinde aslında neye ağlıyoruz? Verdiğimiz emeğe mi?

    Kaybettiğimiz ve onun yerine başkasına harcayabileceğimiz zamana mı? Belki de sadece yok olan inancımıza…
    Sevdiği zaman gözü görmeyen, sürekli veren, fedakarlık edenler; ilişkiyi bitirdikleri zaman aptallıklarına mı yanıyorlar, yıkılan hayallerine mi? Beklentisiz sevmeyi becerebilseydik, yine de bu kadar yara alır mıydık? “Ona yıllarımı verdim, saçımı süpürge ettim, bir eş/sevgili olarak elimden gelen her şeyi yaptım, onu kendimden bile çok sevdim” diyenlerden misiniz?

    Peki bu kadar çok şeyi yapmanızı sizden kim istedi? Cevabı genelde “O” olur, ve üzgünüm bu çoğu zaman doğru değildir.

    Sadece çok sevdiniz, onu kaybetmemek için gereğinden fazla şey yaptınız. O sizden saçınızı süpürge etmenizi istememiştir. Siz bunu bir görev bilip yapmışsınızdır. Evet, sevgi fedakarlık ister, kabul ediyorum ve arkasındayım; aşk dediğin özveridir. Ancak, kendinizden fazla başkasını sevdiğiniz zaman ne olur? Sevilmeye değer olan karşı taraf olur. Bunu sözlerinizle, yaptıklarınızla, bilinçaltından yolladığınız sinyallerle etrafa yayarsanız, siz daha az sevilmesi gereken kişi olmaz mısınız? Bu durumda karşınızdaki şahsın poposu (pardon!) egosu kalkmaz mı?

    Madem siz daha az sevilmeye değersiniz, o zaman sevmeyi daha çok hak eden biriyle birlikte olup, aynı seviyede olduğu kişilerle birlikteliği tercih etmez mi partneriniz?

    Ama bu vicdana sığar mı, ben onun için……! Boşluk olan yere ne isterseniz onu koyun. Cümlenin içindeki tuhaflığı görebiliyor musunuz? “ Onun için!” Aşk başkası için değildir. Kendimiz içindir, sadece kendimiz için! Garip mi geldi? Çünkü öyle eğitildik. Büyüyüp iyi bir eş olmaya programlandık. Karşılıksız ve sadece kendimiz için sevmeyi öğrenmiş olsaydık, yaptıklarımızın hesabını istemezdik.

    Şuradan yola çıkalım. Bu ilişki kadın-erkek değil de; ebeveyn-çocuk ilişkisi olsun. Kötü ve zorlu bir evliliği istemeyerek yıllar boyu, sadece çocukları için yürüten kişi, evladıyla ilk kavgasında şöyle der. “ Babana/anana sırf senin için katlandım, sen boynu bükük kalma diye” Çocuktan gelecek cevap nedir peki? “ Bana ne, bana mı sordun, katlanmasaydın!” Yüreğe hançer gibi saplanan bu acı cümlede biraz doğruluk payı yok mu? Bunu ilişkiye döktüğümüzde de aynı durum geçerli. “Senin için şunu, şunu yaptım” dediğiniz anda verilecek cevap genelde; “YAPMASAYDIN!” olur.

    Birilerini sadece sevdik diye, kendimize bile yapmadığımız şeyleri ona yaparsak; bunun da karşılığında herhangi bir şey beklersek, ne olduğu önemli değil, alacağımız cevap hep bu olur.

    Sevdiğiniz insana dair yaptığınız her neyse, sadece kendiniz için yapın. Hem ilerde vicdan azabı duymazsınız; hem de hesap sormak zorunda kalmazsınız. Abartılı vericilik, almayı unutturur; bir zaman sonra karşılık istersiniz. Sizi mutlu etmeyen şeyleri sadece onun için yapmaktan vazgeçin. Sevdiğinize yemek yapmak sizi keyiflendiriyor mu, buyurun yapın, hiç itirazım yok. Ama bunu gün gelip, ben yıllarca senin için yemek yaptıma getirecekseniz, kalsın.

    Uzun zaman karşınızdakini alıştırdığımız şeyler, vakti gelince görevimizmiş gibi durur. Tek gün o görevi eksik yaparsanız, tepki alırsınız. Baştan ya yapmayın, ya da sadece kendiniz için yapın. İlk bakışta biraz ruhsuz bir durum gibi anlatıyorum, özellikle şu anda aşık olanlara çok da saçma gelebilir bunlar; ama öyle değil. Tecrübesi olanlar şimdi kafa sallıyor ve onaylıyor olmalılar. Karamanın koyunu deyiminden yola çıkarak söyleyebilirim ki, sevdiğiniz kişi aslında sizin görmek istediğiniz ve kafanızda büyüttüğünüz kişi olabilir. Bunun testlerini yapmadan, aşkın evrimine zaman vermeden kimseye gerektiğinden fazla özveride bulunmayın. Yok, ben illa yapacağım kardeşim diyorsanız, bunu sadece ve sadece kendiniz için yaptığınızdan emin olun. Çünkü bu sizin sevginiz; sevdiğiniz de dahil olmak üzere başka kimseyi ilgilendirmez…
    Candan Ünal
    Konu Firuze_ tarafından (05.Haziran.2011 Saat 03:09 ) değiştirilmiştir.
    Eftelya likes this.

  7. #7
    Unutulmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eylül.2010
    Mesajlar
    4.907

    Standart Cevap: Aşk

    SEVGİ NEYDİ?!..




    Sevgilerinin üstünden kışlar ve baharlar geçenlere!



    Hatırlayanımız var mı,sevgi neydi?
    İlk sevgi sözcüğünü ,ilk kıpırdanışını yüreğinin hatırlayanımız var mı?
    İlk hüznümüzün adını sevgi koyabiliyor muyuz şimdi geriye dönüp baktığımızda?Deruni coğrafyamızı kaplayan zifiri bulutların ve üzerimize örtülen maddeci felsefenin ağırlığına nezaman başkaldırmıştı sevgilerimiz,hatırlayanınız var mı?Ne zaman sevgilerimiz paralarımızdan önce tartılırdı;ya ne zaman Pazar eyledik sevgilerimizi,biliyor musunuz?En son nezaman bir sevgiyi söyleşmiştik bir sevgiliyle?!..Her gün bir parçamızı daha tüketen teknoloji çağında sevgiye en son ne zaman yürekten bir merhaba demiştik,hatırlayanınız var mı?Hatırlıyor musunuz,sevgi neydi?




    Üzüm henüz yaratılmamışken insanları sarhoş eden o muydu acep?!..O muydu canından ve cihandan geçiren sahip kıranları?.Binyıllar ve binlerce yıllar boyunce pervaneyi ateşe düşüren,bülbülü şeydalandıran o muydu?Neydi sevgi?!..



    SEVGİ BİR BAKIŞ,BİR GÜLÜŞ MÜYDÜ BAZEN;BİR AKIŞ,BİR KOŞUŞ MUYDU?..SEVGİ GÖNÜL KUMAŞINDA BİR NAKIŞ MIYDI?!..



    Hatırlayan var mı sevgi neydi?Leyla’ların,Şirin’lerin,Aslı’ların nazı mıydı o;yoksa Mecnun’ların,Ferhat’ların,Kerem’lerin niyazı mı?Hangisinde belirmişti ilk kıvılcımı sevginin?Neydi sevgi?!..
    Açıkken gözbebeğimize yerleşen de,göz yumduğumuzda gönlümüze sızan da sevgi değil miydi bir vakitler?Bir dudağın kıpırdanışından yanağımıza akseden pembelikler,utanmalar sevgi değil miydi yoksa?En son ne zaman kızarmıştı yanağımız,hatırlayanınız var mı?Uykumuzu en son ne zaman terketmiştik sevgiyi düşünmek adına?En son sevgi şiirini hangi gecede okumuştuk;?




    SAHİ, NEYDİ SEVGİ?BİR ÇUHAYI İPEK GÖREBİLMEK MİYDİ;TOPRAĞI AMBER NİYETİNE KOKLAMAK MI?SURETİ SİRETE,ARAZI CEVHERE,BEDENİ RUHA KÖLE EYLEMEK MİYDİ SEVGİ?SEVGİ BİR İYİLİK MİYDİ,ŞEFKATLİ BİR CÜMLECİK Mİ?NEYDİ SEVGİ,DIŞ MIYDI, YOKSA İÇ Mİ;ZAHİR MİYDİ,YAHUT BATIN MI;KALIP MIYDI,YA Kİ CAN MI?VAR OLMAK MI,VARLKITAN GEÇMEK Mİ?DÜNYAYA GÜLMEYE Mİ GELMİŞTİK,AĞLAMAYA MI;ÖLÜYOR MUYUZ,YOKSA DOĞUYOR MU?SEVGİ NEYDİ?!..




    Unuttuk,acep neydi sevgi?Bir yetimin başını okşarken dimağımıza yerleşen tat mıydı o?Bir bebeğin süt kokulu teninde ki su çiçeği miydi?Sabah evden çıkarken özlemeye başladığımız bir ses miydi?Hatırlayanınız var mı,sevgi neydi?
    Sevgi bir sigara dumanında,bir tren düdüğünde,bir dalganın en son hışırtısında ve bir turnanın kanadında mı kalmıştı?Sevgi Medine’de,Semerkant’ta,Sevgi Bağdat’ta,Endülüs’te,ta caddelerde,sokaklarda,evlerde,kapıların tokmaklarında çınlar durur muydu eskiden?Ya neden şimdi Ayasofya’da pitoresk,Divanyolun’nda kaldırım taşı,Ankara’da ittifak,Yeşil Kubbe’de Mevlana,Erciyes’te kar,Fırat’ta bir içim su olup girmiyor dünyamıza?!Neden nefeimiz daralıyor hummalı inatlarımız,kallavi benliklerimiz yüzünden?


    Neden gönül yuvalarımıza kuzgunlar pikeleniyor da nesillerimiz sersefil ve derbeder?!..Sevginin koynunda büyüttüğümüz nazeninlere nazı enin ile mi unutturdular,semenderlerimiz ateşe niçin yanmaktalar?Soralım ta içimize;neydi sevgi?



    Sevgi neydi sahi?Bir mektubun ilk satırı mıydı,bir telefondaki ilk ses mi?İnsanı mutlu eden o ilk satır mıydı defalarca okunan,yoksa ilk satır arayışları mı tekrar be tekrarlanan?Telefondaki bir ses insanın bir ömrünü doldurursa mı sevgiydi gerçekten,yoksa yeni sesler duymaya hiç yetmeyecek ömrün arayışları mı?
    Sevgi bir acıydı herhalde,bir kederdi,kah hüzünle,kah mutlulukla hatırlanan.Belki de sabırdı sevgi,affetmekti,gelecek günler adına.Sevgi sınanamaktı adl-i İlahi’de ve sınavı geçmekti ercesine.Sevgi bir tevbeydi,nasuh kisvesinde;bir dirilişti nefsi öldürerek.Sevgi bir iyi ad bırakmaktı fena yurdunda.Ömür geçer de ad kalır...




    SEVGİ:İKİ HECE...
    Sevgi,SEVMEK kelimesinden türetilen bütün öteki kelimelerin en güzeli...




    DERİN UYKULARA DALMADAN ÖNCE İLK SORU:
    Sevgilerinizi en son ne zaman hatırlamıştınız ve sevgiyi hak edenleri en son ne zaman?!..




    BİR SORU DAHA:
    SEVGİLERİNİZ YALAN MIYDI YOKSA?!..




    VE SON SORU:
    ÇORAK VADİLERE YÖNELMİŞSE SEVGİLERİMİZ,ÇEVREMİZİ KANDIRMIYORSA SULARA,İÇİMİZDEN AKAN NİL OLSA NE?!..








    İskender Pala

  8. #8
    Unutulmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eylül.2010
    Mesajlar
    4.907

    Standart Cevap: Aşk

    Aşk

    yalnızlığa düşülmüş bir dip nottur bu satırlar,

    aşk’ın kevgirinden süzülen…

    …./sokuldum bahri yâr’imin ihsan heybesine, aşk’a adanmış kelimeleri israf etme korkusuyla kaleme dokunurum nazla, niyazla…yalnızlığın gölgesini, kalemimin himayesine alırım. yakınlığında huzur bulduğum yâr’in huzurunda adımlarım mahcûp edamla./

    baharın kokusu yayılır duayla süslenmiş semaya; yüreği kavrulmuşların nefesleri arş’ın direği olur . yalnızlığa medhiye okuyan yürekler, karanlığın gizinde eşyanın hakikatini aralar, bir olan’ın yakınlığını dilerler. yalnızlığın beraberliğindeki huzurla avunuırlar gün geceye dönerken.

    yalnızlığının kuytusunda, huzurun dilencisi olan yürekler hatrına hayat bahşedilir şimdilerde arsız bedenlere. sükûtu semaya niyaz olarak yükselenler hatrına; nefes alacaklıyız. cana kafes olan bedenimiz hala hayata yol bulur bu girift dünyada, hala çırpınır soluklanmak adına.


    kimileri toplar cesaretini, toparlanır gider uzaklara; kimselere sormadan kimsesizliği seçerler. kimileri kalabalıklarda yalnız adımlarlar sokakları. sonlu alemin sonsuz huzur va’deden tarafını arar dururlar kaldırımların soğuk bakışları arasında. kâh bir yolu severler çıktığı sokağı bilmeden, kâh bir dergahı severler farkına varmadan…

    her birimiz aşinasıyız aslında hüznün, acının. her birimiz büyük bedeller ödeyerek satın alıyoruz hüznü, rahmetinden suâl olmayan yâr’dan. yüreğimize danışmadan dilimizden dökülüveren dualarla, bir iç geçirişimizle çiziliyor hüzün hayatımızın tahtına. yalnızlığı kendimiz dokuyoruz özenle hayatımızın kasnağına; ama duayı yüreğimiz okuyor yalnızlıkta, hazanda, hüzünle… gözyaşlarımız kendince süzülüyor simamızdan; yüreğimize itaatle…

    her birimiz aşinasıyız yalnızlığın, yalnızlıkla gelen sessizliğin. şimdilerde derinden gelen bir sesin niyazı dokunur söze, hâle…ve ağlarız sessizce…

    derinlerde bir yerlerde onarılmaz yaralar var;

    oralara dokunmuş bir kırıcı söz, bir keskin nazar, bir soğuk nefes…nokta!


    (alıntı)
    Konu Firuze_ tarafından (05.Haziran.2011 Saat 03:11 ) değiştirilmiştir.

  9. #9
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Aşk

    Güzel bir topic olmuş, keyifle okudum..Yüreğinize sağlık..Sevgiler






    Bu da geçer, Ya Hû!

  10. #10
    Unutulmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eylül.2010
    Mesajlar
    4.907

    Standart Cevap: Aşk

    Alıntı flu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Güzel bir topic olmuş, keyifle okudum..Yüreğinize sağlık..Sevgiler



    Beğenmenize sevindim, okuyan gözlerinize ve gönlünüze sağlık, sevgiler........



    Susmak zamanı şimdi..

    Yağmur olup toprağa karışmak..
    "Sessizlik en güzel sestir duyabilen için"
    Biraz da sessizliğim konuşsun...
    Harfsiz bir dil bulalım içimizde...
    "Sadece ikimizin anladığı bir hüzün olsun içinde"...


Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir, elektronik sigara, instakip.com, besyo, dini sohbet, islami forum, ejzane.com, muhabbet, ingilizce kursu, mehter takımı