Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
Toplam 33 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Like Tree1Likes
dqw
  1. #1
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Attila İlhan şiirleri




    ADIM SONBAHAR


    nasıl iş bu
    her yanına çiçek yağmış
    erik ağacının
    ışık içinde yüzüyor
    neresinden baksan
    gözlerin kamaşır

    oysa ben akşam olmuşum
    yapraklarım dökülüyor
    usul usul
    adım sonbahar


    A.A


    BEN SANA MECBURUM


    Ben sana mecburum bilemezsin
    Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    Büyüdükçe büyüyor gözlerin
    Ben sana mecburum bilemezsin
    İçimi seninle ısıtıyorum

    Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
    Bu şehir o eski İstanbul mudur?
    Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
    Sokak lambaları birden yanıyor
    Kaldırımlarda yağmur kokusu
    Ben sana mecburum sen yoksun

    Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
    İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
    Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
    Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
    Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
    Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

    Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
    Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
    Durup köşe başında deliksiz dinlesem
    Sana kullanılmamış bir gök getirsem
    Haftalar ellerimde ufalanıyor
    Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
    Ben sana mecburum sen yoksun

    Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
    Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
    Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
    Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
    Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
    Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
    Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Bu kurtlar sofrasında belki zor
    Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Sus deyip adınla başlıyorum
    İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
    Hayır başka türlü olmayacak
    Ben sana mecburum bilemezsin..


    A.A


    BENCE MALUMDUR

    dikenin
    kalbime battığı bir sonbahar günüdür
    sen elini bulutların içinde gezdirirsin
    bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler
    içini kurtlar kemirir
    bence malumdur
    buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün
    senin ateşler içinde olduğun
    bence malumdur
    ellerin muhakkak çocuk elleridir
    hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün
    onlar neden daima okul türküleridir
    süleymancıktan bahseder
    kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden
    süleymancıktan
    ve karınca yuvalarından bahseder
    ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından
    gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün
    sen ansızın gökyüzünde görünürsün
    gözlerinin rengi
    bence malumdur
    elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün
    eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur
    sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler
    sokakların üstüne bulutlar gelirler
    bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir
    bir yıldız bir yıldızın ardınca gider
    yıldızların kaybolduklari yer
    bence malumdur
    karanlıkta bir şeyler kopar dağılır
    uzaktan yabancı sesler duyulur
    sen elini bulutların içinde gezdirirsin
    elin hayallerimi dağıtır
    bilirsin
    sen elini bulutların içinde gezdirirsin


    A.A


    ELİMDEN GELEN BU


    Elimden gelen bu ben iki kişiyim
    Çoğalmak neyse ne azalmak zor
    Birisi seni her an bırakıp gittiğim
    Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
    Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
    Gözlerine kirli bir bulut getirdim
    Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

    Elimden gelen bu ben iki kişiyim
    Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
    Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
    Bir yerin üşüse onun sıcaklığı
    Öbürü en içten çağrını işitmiyor
    Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
    Bakışları kıyısız deniz uzaklığı

    Elimden gelen bu ben iki kişiyim
    İkisi birden çıkmaya uğraşıyor
    Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
    Birisi yeni baştan serüvene başlamış
    Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor
    Çoğalmak neyse ne azalmak zor


    A.A


    ELDE VAR HÜZÜN


    söyleşir
    evvelce biz bu tenhalarda
    ziyade gülüşürdük
    pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
    ne meseller söylenirdi mercan koz nargileler
    zamanlar değişti
    ayrılık girdi araya
    hicrana düştük bugün
    ah nerde gençliğimiz
    sahilde savruluşları başıboş dalgaların
    yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
    elde var hüzün
    o şehrayin fakat çıkar mı akıldan
    çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
    sırılsıklam aşık incesaz
    kadehlerin mehtaba kaldırılması
    adeta düğün
    hayat zamanda iz bırakmaz
    bir boşluğa düşersin bir boşluktan
    birikip yeniden sıçramak için
    elde var hüzün


    A.A


    HER SABAH, YANILMAK !..


    sabah olmak her gece kolay mı sanırsınız
    bulutları dağıtıp güneş olarak doğmak
    denizle gök arasında çiy yorgunu şehre
    kurşun kubbeleri buğulu minareleri ıslak
    soğuk bir trenden inmiştiniz / yalnızdınız

    bilmem kaçıncı defadır / yine yanılmıştınız

    hiç uyumamıştınız / gözleriniz yanıyordu
    yolculuk sanki bitmemişti / birdenbire
    kendinizi vagonda unuttuğunuzu sandınız
    sanki katar soluk soluğa tırmanıyordu
    dumanlı rampaları / bir kılıç gibi çıplak
    tiz çığlıklarıyla aydınlığı doğrayarak

    bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız

    jilet mavisi bir kadın elinde purosu
    değdiği yer açılıyor çok fena keskin
    kim olduğunu bilen yok / işin doğrusu
    yüzünü kaybetmiş aynalarda arıyordu
    amerikan bara tünemiş sek vodka içiyor
    geçmişinden rusça bir şarkı arayarak
    sarhoş olmamak en büyük korkusu

    bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız

    elbet en kötüsü sokaklarda tutuklanmak
    hani bir kere iki yanınızda iki sivil polis
    beyoğlu'ndan çekilip nasıl koparılmıştınız
    nabız gibi vuran o kötü ve karanlık his
    yakanızı hala bırakmadı asla bırakmayacak

    bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız


    A.A


    AYDINLIK NEYİN OLUYOR SENİN?


    aydınlık neyin oluyor senin
    gökyüzü akraban filan mı
    beni bulur bulmaz gözlerin
    şimşek çakıyorum yalan mı
    yüzünde yalazını gezdirdiğin
    saçlarından tutuşmuş orman mı
    akla ziyan bir şey elektriğin

    ayışığı mavisi dudaklarından mı
    o ışık zenginliği mi giyindiğin
    uzay tozları mı yıldızlardan mı
    elime dokunduğu an elin
    güneşler açıyorum sahi ondan mı
    aydınlık neyin oluyor senin


    A.A


    AYRILIK SEVDAYA DAHİL


    açılmış sarmaşık gülleri
    kokularıyla baygın
    en görkemli saatinde yıldız alacasının
    gizli bir yılan gibi yuvalanmış
    içimde keder
    uzak bir telefonda ağlayan
    yağmurlu genç kadın..
    rüzgâr
    uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
    mor kıvılcımlar geçiyor
    dağınık yalnızlığımdan
    onu çok arıyorum onu çok arıyorum
    heryerinde vücudumun
    ağır yanık sızıları
    bir yerlere yıldırım düşüyorum
    ayrılığımızı hissettiğim an
    demirler eriyor hırsımdan..

    ay ışığına batmış
    karabiber ağaçları
    gümüş tozu
    gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
    yaseminler unutulmuş
    tedirgin gülümser
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    çünkü ayrılık da sevdâya dahil
    çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
    hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
    her an ötekisiyle birlikte
    herşey onunla ilgili

    telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
    gittikçe genişleyen
    yakılmış ot kokusu
    yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
    yansımalar tutmuş bütün sâhili
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
    çünkü ayrılık da sevdâya dahil
    çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili..

    yalnızlık
    hızla alçalan bulutlar
    karanlık bir ağırlık
    hava ağır toprak ağır yaprak ağır
    su tozları yağıyor üstümüze
    özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
    eflatuna çalar puslu lacivert
    bir sis kuşattı ormanı
    karanlık çöktü denize
    yalnızlık
    çakmak taşı gibi sert
    elmas gibi keskin
    ne yanına dönsen bir yerin kesilir
    fena kan kaybedersin
    kapını bir çalan olmadı mı hele
    elini bir tutan
    bilekleri bembeyaz kuğu boynu
    parmakları uzun ve ince
    sımsıcak bakışları suç ortağı
    kaçamak gülüşleri gizlice
    yalnızların en büyük sorunu
    tek başına özgürlük ne işe yarayacak
    bir türlü çözemedikleri bu
    ölü bir gezegenin
    soğuk tenhalığına
    benzemesin diye
    özgürlük mutlaka paylaşılacak
    suç ortağı bir sevgiliyle


    sanmıştık ki ikimiz
    yeryüzünde ancak
    birbirimiz için varız
    ikimiz sanmıştık ki
    tek kişilik bir yalnızlığa bile
    rahatça sığarız
    hiç yanılmamışız
    her an düşüp düşüp
    kristal bir bardak gibi
    tuz parça kırılsak da
    hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
    hâlâ kıpkızıl gülümseyen
    -sanki ateşten bir tebessüm-
    zehir zemberek aşkımız...











    Bu da geçer, Ya Hû!

  2. #2
    Dost Üye Farazi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    35
    Mesajlar
    1.265

    Standart Attila İlhan şiirleri



    ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ


    Gözlerin gözlerime değince
    Felaketim olurdu ağlardım
    Beni sevmiyordun bilirdim
    Bir sevdiğin vardı duyardım
    Çöp gibi bir oğlan ipince
    Hayırsızın biriydi fikrimce
    Ne vakit karşımda görsem
    Öldüreceğimden korkardım
    Felaketim olurdu ağlardım
    Ne vakit Maçka'dan geçsem
    Limanda hep gemiler olurdu
    Ağaçlar kus gibi gülerdi
    Bir rüzgar aklımı alırdı
    Sessizce bir cigara yakardım
    Kirpiklerini eğerdin bakardın
    Üşürdüm içim ürperirdi
    Felaketim olurdu ağlardım

    Aksamlar bir roman gibi biterdi
    Jezabel kan içinde yatardı
    Limandan bir gemi giderdi
    Sen kalkıp ona giderdin
    Benzin mum gibi giderdin
    Sabaha kadar kalırdın
    Hayırsızın biriydi fikrimce
    Güldü mü cenazeye benzerdi
    Hele seni kollarına aldı mı
    Felaketim olurdu ağlardım.

    Attila İlhan
    vildan benden sana gelsin sevgili dai`m



  3. #3
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri




    PİA


    ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
    ellerini bir tutsam ölsem
    böyle uzak uzak seslenmese
    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    otelleri bomboş bulmasam
    içlenip buzlu bir kadeh gibi
    buğulanıp buğulanıp durmasam
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    çocuklar pia'yı görseler
    bana haber salsalar bilsem
    içimi büsbütün yıldız basar
    bir hançer gibi çıkıp giderdim

    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    singapur yolunda demeseler
    bana bunu yapmasalar yorgunum
    üstelik parasızım pasaportsuzum
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    seslendiğini duysam pia'nın
    sırtında yoksul bir yağmurluk
    çocuk gözleri büyük büyük
    üşümüş ürpermiş soluk
    ellerini tutabilsem pia'nın
    ölsem eksiksiz ölürdüm..



    Attila İLHAN









    Bu da geçer, Ya Hû!

  4. #4
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    Sevgili dost sevgili dai m teşekkürler armağanına, varlığına...Sevgili Ümit abim kattığın zenginliklere ne desem az kalır iyiki varsın



    Bu da geçer, Ya Hû!

  5. #5
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    62
    Mesajlar
    6.980

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    Ne demek sevgili Vildan.

    Ben sadece senin yaptığın çok güzel bir resme ufak bir fırça darbesi oranında katkı sağlayabilirim.

    Güzellikler sana ait.

    Asıl sen hoşgör lütfen,o ufacık fırça darbeleri ile senin tertemiz yüreğinde minik boya kırıntıları bırakıyorsam.

  6. #6
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    ADIMLA NASIL BERABERSEM


    Hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
    Bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan
    Koşar gibi yürüyüşün
    Karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün

    Hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
    Uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatın
    Karanlık boşluklarında akıp giderken zaman

    Adımla nasıl berabersem öylece beraberiz
    Seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye
    Gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat
    Koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz
    Ve sonra her zaman her ölümlüye
    Aynı şartlar altında kısmet olmıyan
    Gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda

    Hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
    Sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın..


    A.A


    AYSEL GİT BAŞIMDAN


    Aysel git başımdan ben sana göre değilim
    Ölümüm birden olacak seziyorum
    Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
    Aysel git başımdan istemiyorum
    Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
    Dağıtır gecelerim sarışınlığını
    Uykularımı uyusan nasıl korkarsın
    Hiçbir dakikamı yaşayamazsın
    Aysel git başımdan ben sana göre değilim
    Benim için kirletme aydınlığını
    Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

    Islığımı denesen hemen düşürürsün
    Gözlerim hızlandırır tenhalığını
    Yanlış şehirlere götürür trenlerim
    Ya ölmek ustalığını kazanırsın
    Ya korku biriktirmek yetisini
    Acılarım iyice bol gelir sana
    Sevincim bir türlü tutmaz sevincini
    Aysel git başımdan ben sana göre değilim
    Ümitsizliğimi olsun anlasana
    Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

    Sevindiğim anda sen üzülürsün
    Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
    İçinden bir gemi kalkıp gitmemiş
    Uzak yalnızlık limanlarına
    Aykırı bir yolcuyum dünya geniş
    Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki
    Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş
    Sakın başka bir şey getirme aklına
    Aysel git başımdan ben sana göre değilim
    Ölümüm birden olacak seziyorum
    Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
    Aysel git başımdan seni seviyorum.


    A.A


    BEKLE


    Gelecegim bekle dedi
    Ben beklemedim o da gelmedi
    ölüm gibi birşeydi
    Ama kimse ölmedi .


    A.A


    BELA ÇİÇEĞİ


    Alsancak Garı'na devrildiler
    Gece garın saati bela çiçeği
    Hiçbir şeyin farkında değildiler
    Kalleş bir titreme aldı erkeği
    Elleri yırtılmıştı kelepçeliydiler
    Çantasını karısı taşıyordu
    Hiç kimse tanımıyordu kimdiler
    Gece garın saati bela çiçeği
    Üçüncü mevki bir vagona bindiler
    Anlaşıldı erkeğin gideceği
    Bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler
    Bir türlü karısına bakamıyordu
    Ayaküstü birer bafra içtiler
    Gece garın saati bela çiçeği
    Şimdiden bir yalnızlık içindeydiler
    Karanlık gelmişi geleceği
    Birdenbire sapsarı kesildiler
    Vagonlar usul usul kımıldıyordu.


    A.A


    BÖYLE BİR SEVMEK


    Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
    Azıcık okşasam sanki çocuktular
    Bıraksam korkudan gözleri sislenir
    Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    Böyle bir sevmek görülmemiştir.

    Hayır sanmayın ki beni unuttular
    Hala arasıra mektupları gelir
    Gerçek değildiler birer umuttular
    Eski bir şarkı, belki bir şiir
    Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    Böyle bir sevmek görülmemiştir.

    Yalnızlıklarımda elimden tuttular
    Uzak fısıltıları içimi ürpertir
    Sanki gökyüzünde bir buluttular
    Nereye kayboldular şimdi kim bilir
    Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    Böyle bir sevmek görülmemiştir.


    A.A


    DUYGULAR


    Duygularım ağır yaralı
    Sanki kurşun yemiş kan kaybeden
    Duygularım
    Hayatını Kaybetmek üzere
    Ne duygularımı paylaşacak biri var hayatımda
    Nede beni seven biri
    Yani unutulmuş mazide kalmış biriyim....


    A.A


    GEÇERDİ HEP


    Geçerdi hep
    Pırıltılı kanunlar
    Neves gecelerden
    İhtimal buhranlı gecelerdi hep
    Yüreğinde yalnızlığın tortusu
    Vazoda yaseminler
    Ufukta yağmur kuşları
    Çözülmez bilmecelerdi hep
    Ansızın dalar
    Bir yorgunluğa uyanırdın
    Güneş çekilmiştir bahçelerden
    Lambalar çok erken yanmış
    Aldatılmak korkusu
    Sık sık bozulan yeminler
    Enfarktüs kuşkuları
    Sinsi bir kederdi hep
    Zaman zaman düşündüğün
    Aklına geldikçe güldüğün
    Şan şeref ve ün
    Beyhude şeylerdi hep..


    A.A


    HERŞEYİ BİRDEN İSTEMEK


    O kitabı da okudum bitirdim
    Hani o genç kızın beni unuttuğu
    Bir ara fena halde fikrindeydim
    Dudağındaki nem gözündeki buğu
    Durmadan hayal değiştiriyorduk
    Çetrefil bir hayat herkesin korktuğu
    Kaderlerimiz kalındı sevinçlerimiz çabuk
    Yaşamadan dağılıyor yarısından çoğu
    Erteleyip durduk suç ortaklığımızı
    Asıl ben yanlıştım o yanlıştı bazı
    Çünkü gecikmenin ağır yorgunluğu
    Yanıldığımız herşeyi birden istemekti
    İsteği gerçekleştirmez isteğin yoğunluğu
    İhtiyaç başka bir boyuta geçmekti
    Devreden çikarıp gereksiz sorumluluğu
    Tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim
    Sararmış yaprakların usulca savrulduğu
    Köprüler yıkıldı artık kendimleyim
    Parmak uçlarımda ölümün sogukluğu...


    A.A


    KORKARIM


    Ay soluk soluğa
    Yıldızlar akla ziyan bir irilikte
    Uzaydan yanmış kibrit kokuları
    Koklasam korkarım
    Koklamasam...
    Gizli yılan ıslıklarıyla özsuyu zaptediyor
    Henüz birer iskelet gibi çıplak
    Aşağıdan yukarıya agaçları
    Çiçekleri uyandı uyanacak
    Koparsam korkarım
    Koparmasam...

    Öyle yoğun bir elektrikle
    Çıtırdar ki saçları
    Kim değse tutuşacak
    Dokunsam korkarım
    Dokunmasam...

    Gözleri bir yangın başlangıcıdır
    Dudakları kırmızı alarm
    Uğultusu şehre yayılır
    Sokak sokak
    Tutulsam korkarım
    Tutulmasam...


    A.A


    MAHUR BESTE


    Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
    O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız
    Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
    Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
    O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız

    Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
    Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
    Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
    Gittiler akşam olmadan ortalık karardı


    Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
    Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
    Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
    Geceler uzar hazırlık sonbahara..


    A.A


    MUHAYYER


    Önemli gizli boyutlarıyla yeryüzündeki yaşantımız
    Ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
    Söylediklerimizle değil söylemediklerimizle varız
    O gün ki ölümün perdesine yapayalnız yansırız
    Ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız

    Bir incesaz ki süreklidir yaprak döken korularda
    Çılgınlıkları oluşturur en çapraşık duygularda
    Büyük çıkmaz akla gelip de sorulmayan sorularda
    Bazı insan içten içe düşünür hesaplar da
    Ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız

    Üflediği sustuğumuz tutkuların düşlerimizi çokçadır
    Çocukluktan çıktığımızı sanmak aslında çocukçadır
    Gerçi gençlik bir uçta yaşlılık bir uçtadır
    Birleştikleri gerçek o müthiş sonuçtadır
    Ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız..







  7. #7
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    NASIL BIR SEVDAYSA...


    Ay cok mu gecikti nerdeyse çıkar
    Sen yalnızlığıma varır varmaz
    Az sonra yağmuru durduracaklar
    Rüzgarı değiştirdim
    Ustura ağzı poyraz
    Yok canım yıldızları unutmadık
    Mutlaka yerlerinde bulunacaklar
    Kenarı yaldızlı mavi bir karanlık
    Sütlü çıplaklığını örtecek kadar
    Senin için olduğu asla bilinmeyecek
    Yapraklarını birden dökecek dutlar
    Şafak sökerken sekiz on kadar şimşek
    Balkonda işlemeli müstesna bulutlar
    Ayak bastığın an şehir de değişebilir
    Yoksa Moskova mı
    Belki Berlin belki Dakar
    Belki 30`lardan mehtap yorgunluğu İzmir
    Körfez`de şerefine donatılmış vapurlar
    Nerede ne zaman kaç kere yaşadık
    Nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar
    Bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık
    Dudaklarımızda birbirimizden mısralar..


    A.A


    O SÖZLER Kİ


    O sözler ki acıdır
    Mapusane avlularında
    Demirli kırbaçlar gibi şaklar
    O sözler ki sırasında
    Çiçek açmış bir nar ağacıdır
    Dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı
    Sırasında gizemli bıçaklar
    O sözler ki
    İmgelem sonsuzluğunun
    Ateşten gülüdürler
    Kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürler
    O sözler ki kalbimizin üstünde
    Dolu bir tabanca gibi
    Olup ölesiye taşırız
    O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan
    Uğrunda asılırız..


    A.A


    ÖLMEK YASAK


    Daha önce bıçaktan hiç su içmedim
    Hiç kısılmadı kerpetene bıyıklarım
    Gururlu bir gemiyim oldum bittim
    Sabah olur yelkenlerimi saklarım
    Özgürlük dediğim yerde demirledim

    Üstüme varma bulutları tutamam
    Böyle paldır küldür gideceklerdir
    Gelmezsen farketmez kimseyi aramam
    Asıl sevdiklerim en içimdekilerdir
    Onlarla yaşarım eğer yaşarsam

    Olur mu gecemi yeşile çalmak
    Yıldız çivilemek parmakuçlarıma
    Ölüm kadar çabuksa eğer yaşamak
    Hiç doğmamayı isterdim ama
    Bir kere doğmuşum ölmek yasak..


    A.A


    RÜZGAR GÜLÜ


    Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
    Nerede olduğumu bileceğim
    Sisler utanacak eğilecek
    Ağzının ucundan öpeceğim
    Saçına kalbimi takacağım
    Avcunda bir şiir büyüyecek
    Nerede olduğumu bileceğim

    Bu çıplak geceler yok mu
    Bu plak böyle ağlamıyor mu
    Camları kırmak işten değil
    Delirecek miyim neyim
    Kirpiklerimden mısra dökülüyor
    Kenya'da simsiyah yalnızım
    Yoksul bir şilepte gemiciyim
    Malezya'da yük bekliyorum
    Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
    Nerede olduğumu bileceğim

    Gözlerini söndürme muhtacım
    Ben senin aydınlığına muhtacım
    Yepyeni bir ilkbahar harcayıp
    Bir yaz boğup bir sonbahar harcayıp
    Rüzgar gülünü arayacağım
    Oran'da Pernanbouc'ta Tombuktu'da
    Vinçler yine akşamları indirecekler
    Yine karanlığa bulaşacağım
    Gözlerin rüzgarda savrulacak

    İkimiz iki sap buğday olsak
    Sen benim olsan, ben senin olsam
    Bir gece vakti aklına gelsem
    Uykunu tutsam bırakmasam
    Seni kucaklasam, kucaklasam
    Birbirimizin kalbini dinlesek
    Dünyanın kalbini dinlesek
    Büyük ateşler yaksalar
    İki güvercin uçursalar
    Nerede olduğumuzu bilsek..


    A.A


    SAKIN HA


    Sabiha bu adamlar beni alıp götürecek
    Sakın ha ağlamanı istemiyorum
    Soracakları varmış yıllardır sorarlar
    Anlaşılan bu sorgu daha yıllarca sürecek
    İlk götürülüşümü bak hatırlıyorum
    Sendikaya yazıldığım günlerdi sanıyorum
    Otomobil farlarına yağmur yağıyordu
    Cıgaram ıslanmış sokaklar nedense dar
    Bu defa aksi gibi zilzurna ilkbahar
    Çoçuğa bir şey söyleme sabiha belli olmaz
    Sakın ha ağlamanı istemiyorum
    Bakarsın çabuk biter akşama evdeyim
    Uzayacak olursa git hüseyin'i bul
    Eli kızıl kanda olsa bizi bırakmaz
    Çantamı hazırlarsın pijamam terliklerim
    İzin verirlerse seni de beklerim
    Hani bir gülümsemen vardır sanki istanbul
    Gözlerin gözlerimi bulur bulmaz
    İçimde bütün şehir atlı karınca gibi
    Döner ha döner ışık renk ve pul
    Hay allah bu ilkbahar beni öldürecek
    Rüzgardaki kokular dudaklarımdaki tuz
    Bu adamlar sabiha beni alıp götürecek
    Günlerden cuma sabah saat dokuz
    Sakın ha ağlamanı istemiyorum
    Paran var mı yok mu bilemiyorum
    Al şu yüz lirayı yanında bulunsun
    Yüz de bana kalıyor varımız yoğumuz
    Çocuğa bir şeyler al onunla avunsun
    Beyler ben hazırım haydi gidiyoruz
    Sabiha unutma seni bekliyorum'


    A.A


    SAKLI SEVDA


    Cam yeşili bir kız çok kirpikli
    Saçları nasıl karanlık bir kızıl
    Örtülü bir güzellik benzeri olamaz
    Dudaklarındaki kan etkiliyor asıl
    Duyarlığı alıngan gönlü ikircikli
    Ne yazsam ona tutsak
    / Adı Şehnaz

    Belki kadın belki çocuk iyice kuşkulu
    Hangi tutku buğulamış camlarını
    Bazen ne çok var bazen ne kadar az
    Kan kırmızı yaşayıp yaz akşamlarını
    Okşaması boğulmak öpmesi uğultulu
    Sabah olsam ona tutsak
    / Adı Şehnaz

    Saklı sevda sevdaların en saklanmışı
    Birbirimizde fena boğuluyoruz
    Hiç kimse birbirimizin yerini tutamaz
    Benimle yaşayamadığı ona uygunsuz
    Hiçbir şeye değişmem onunla yaşanmışı
    Uygunsam ona tutsak
    / Adı Şehnaz

    Saklı bir sevdadır bulduk sığındık
    Bu büyülü bir aşk çünkü yasak
    Gizli bir mutluluk ki ne söylesem az
    Bin yılda yaşasak hiç de yaşamasak
    Varımız yoğumuz aşkımız artık
    Hayatım ona tutsak
    / Adı Şehnaz


    A.A


    SANA NE YAPTILAR


    O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
    Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
    Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
    Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
    Seni görür görmez özgürlüğümden utandım
    Söyle ne içersin, çay mı kahve mi
    Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

    Saçların uzundu, omuzlarına akardı
    Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
    Onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
    Gülerdin, içimize aylar doğardı
    Görünmez dağların arkasından
    Eski gülümsemeni beyhude aradım
    O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
    Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

    Bir çay içer misin, yoksa kahve mi
    Kibritim yok, demek cigaraya başladın
    Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
    Böyle bir kız değildin sen eskiden
    Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
    Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
    O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
    Çok değişmişsin birden tanıyamadım.


    A.A


    SEN BENİM HİÇBİR ŞEYİMSİN


    Sen benim hiçbir şeyimsin
    Yazdıklarımdan çok daha az
    Hiç kimse misin bilmem ki nesin
    Lüzumundan fazla beyaz
    Sen benim hiçbir şeyimsin
    Varlığın yokluğun anlaşılmaz

    Galiba eski liman üzerindesin
    Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
    Dudaklarınla cama çizdiğin
    En fazla sonbahar otellerinde
    Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
    Yalnızlığı öldüresiye çirkin
    Sabaha karşı ölduresiye korkak
    Kulağı çabucak telefon zillerinde

    Sen benim hiçbir şeyimsin
    Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
    Henüz boş bir roman sahifesinde
    Hiç kimse misin bilmem ki nesin
    Ne çok çığlıkların silemediği
    Zaten yok bir tren penceresinde

    Sen benim hiçbir şeyimsin
    Yabancı bir şarkı gibi yarım
    Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
    Hiç kimse misin bilmem ki nesin
    Uykumun arasında çağırdığım
    Çocukluk sesinle ağlayarak

    Sen benim hiçbir şeyimsin...


    A.A


    SEVMEK İÇİN GEÇ ÖLMEK İÇİN ERKEN


    Akşamın acı su karanlığı içinden
    Soğuk kadife teması yalnızlığın
    Şuh bir kahkaha balkonun birinden
    Gizli işareti midir bir başlangıcın

    Sevmek için geç ölmek için erken

    Başbaşa çay elele yürümek derken
    Boğaz vapurları mı iskele sancak
    Telefonda kaybolmak sesini beklerken
    İnsan insanı yeniler doğrudur ancak

    Sevmek için geç ölmek için erken

    İçimdeki gökkuşağı besbelli neden
    Bulutların içinden kuşlar yağıyor
    Bir şiire başlarsın birini bitirmeden
    Hiç kimse gözlerine inanamıyor

    Sevmek için geç ölmek için erken

    Sevmek sevildiğini bile farketmeden
    Yaklaştıkça ölüm soğuk bir yağmur gibi
    Sevmek zehir zemberek ve yürekten
    Gecikerek de olsa vuruşur gibi

    Sevmek için geç ölmek için erken..


    A.A



    SÖYLER


    Zaman olmuştur ki
    Dumanlı havuzlarda soğuk nilüferler
    Bulutlara savrulmuş ateş kuşları
    Korkulu bir hicrani söyler

    Zaman olmuştur ki
    Dalgınlıkları hisarbuselik kızların
    Bildik şarkıları birden unutuşları
    Aynalarda solan gün
    Bilinmez hangi uğultulu
    Ahval-i perişanı söyler

    Zaman olmuştur ki
    Loş salonların heyhula büfelerinde
    O kristal fanuslu yorgun saat
    Fena halde durmuş görünse de
    Başka bir boyutta başka bir zamanı söyler

    Zaman olmuştur ki
    Falcının avucunda tuttuğu sihirli küre
    Aslında yaşanmamış belki hiç yaşanmayacak
    Ancak ne kadar renkli
    Ne kadar yanardöner bir ömr-i zerefşani söyler

    Zaman olmustur ki
    Belki sonbahar belki akşam
    Tepeden tırnağa silme yıldız
    Belki haziran gecesi
    Sanki bir hayal oturmuş o tenha piyanoya
    Parmak uçlarında tatyos efendi'nin
    Herkesin unuttuğu bir bestesi
    Çalıyor doya doya
    O evçara beste ki
    Çevresinde avizelerden
    Gökkuşağı serpintileri
    Güllerdeki şuhu
    O serv-i hiramani söyler

    Zaman olmuştur ki
    Yanar mor zambaklar buğulu gece lambaları
    Bir katar kaybolur haydarpaşa garı'ndan
    Bırakıp gümüş çığlıklarını tel tel ardında
    Ağır ve cefakar bir marşandiz katarı
    Kıvamlı bir sessizliğe batmış ıhlamurlar
    Yalnız kuzguncuk'taki yalıda
    Karanlık bir gazelhan
    Yanık yanık bir aşk-i bi-amani söyler

    Zaman olmuştur ki
    Sızar gecenin suları simsiyah camlardan
    Havada ölüm parıltısı adeta çelik
    Fi bin dört yüz beş
    Dersaadet'te yazıldı işbu gazel
    Avuçları kan yüreği delik deşik
    Yaşlanmış ama uslanmamış
    Bir eski militanı
    Bir şair-i devranı söyler..















  8. #8
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    USTURANIN AĞZINDA


    Yıllar var ki serçeleri unutmuşum
    Üzerimden gökyüzünü almışlar gibi
    Asfaltların karanlığında boğulmuşum
    Ufacık oysa hep böyle uçuşurlarmış
    Karlı ağaçların arasında alfabemdeki
    İyimserlikleri bir türlü anlaşılmamış

    Yıllar var ki serçeleri unutmuşum
    Kuruş kuruş beni vurmuş öldürmüşler
    Boşa çıkmış başkaldırmam sarhoşluğum
    Onlarsa benim için ışık biriktirirlermiş
    Şafak kapılarında gülüşürlermiş
    Çocuk zenginlikleri hiç bitmemiş..


    A.A


    YAĞMUR KAÇAĞI


    Elimden tut yoksa düşeceğim
    Yoksa bir bir yıldızlar düşecek
    Eğer şairsem beni tanırsan
    Yağmurdan korktuğumu bilirsen
    Gözlerim aklına gelirse
    Elimden tut yoksa düşeceğim
    Yağmur beni götürecek yoksa beni
    Geceleri bir çarpıntı duyarsan
    Telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
    Sarayburnu'ndan geçiyorum
    Akşamsa eylülse ıslanmışsam
    Beni görsen belki anlayamazsın
    İçlenir gizli gizli ağlarsın
    Eğer ben yalnızsam yanılmışsam
    Elimden tut yoksa düşeceğim
    Yağmur beni götürecek yoksa beni.


    A.A


    YASAK SEVİŞMEK


    Öteki kapımdan gel bunu açamazsın
    Eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel
    Hem tetik bulun ardında biri olmasın
    Hanidir ben bu evde saklanıyorum
    Adımı değiştirdim başka bir adla yaşıyorum
    Gece gündüz siyah gözlük kullanıyorum
    Öteki kapımdan gel bunu açamazsın
    Sabaha karşı gel bütün gözlerinle gel

    Pancurların gerisinde kararıyorum
    İçime belalar doğuyor sonbahar doğuyor
    Telefonda sesini tanıyamıyorum
    Yüzün parmaklarımdan akıp kayboluyor
    Böyle hep bir şey kopuyor bir şey kırılıyor
    Sabaha karşı gel eski gözlerinle gel
    Öteki kapımdan gel bunu açamazsın
    Hem tetik bulun ardında biri olmasın

    Artık hiç kimse beni yaşamıyor
    Aşklarımı büyük kemanlarla çizdiler
    Korkularım oldum bittim kimsesizdiler
    Yalnız bir mısra mıyım ıslanıyorum
    Bir revolver romanımı tamamlıyor
    Oyun bitti ışıklarımı söndürdüler
    Yokmuşsun gibi gel öldürmek vakti gel
    Öteki kapımdan gel bunu açamazsın
    Üzerime kilitleyip mühürlediler
    Hem tetik bulun ardında biri olmasın..



    A.A


    34 FN 346


    geceyarıları
    tenhadır buraları
    ne in ne cin
    kırmızı lambası
    sanki kan damlası
    demiryolu geçidinin

    dağılmış su dumanı şimşekli bir karanlığa
    yağmurun altında çınar
    çınarın altında o karaltı
    bırakılmış bir araba
    34 FN 346
    sağ arka lastiği yırtılmış
    camlarında kurşun delikleri
    içinde barut kokusu var
    hala çalışıyor silecekleri
    bir sola bir sağa
    bir sola bir sağa

    geceyarıları
    tenhadır buraları
    ne in ne cin
    kırmızı lambası
    sanki kan damlası
    demiryolu geçidinin

    şimşekler yaladıkça nikelajını
    tırnak uçlarında çıtır çıtır
    yoğun bir elektrik sokağa
    bu araba mutlaka çalınmıştır
    şüpheli ne zaman bulabilecekleri
    dışarda unutmuş bir ayağını
    bir genç direksiyona yıkılmıştır
    kanı sımsıcak damlıyor
    dirseklerinden koltuğa
    roman çoktan bitmiş
    yol bitmiş bitmiş kavga
    hala çalışıyor silecekleri
    bir sola bir sağa
    bir sola bir sağa
    bir sola bir sağa

    geceyarıları
    tenhadır buraları
    ne in ne cin
    kırmızı lambası
    sanki kan damlası
    demiryolu geçidinin..


    A.A


    AĞIR KAN KAYBI


    Biz yalnızlıktan doğduk o dağdağalı sudan
    Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet
    Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku
    Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
    Köy köy bucak bucak memleket memleket
    Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu
    Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku

    Buzlu mehtap alçakca kesmişti yolumuzu
    Bütün kapılardan açıkca kovulmuştuk
    Silahımız avcumuza yapışmıştı soğuktan
    Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet
    Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku
    Kestiremedik ne yaptığımızı kim olduğumuzu
    Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
    Köy köy bucak bucak memleket memleket
    Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu
    Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku

    Ne kadar korkmuştuk elimizden tutmadılar
    Doğrudur kendi içimizde daraldığımız
    Kim neyi savundu bilinmez nereye kadar
    Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet
    Başka bir yalnızlıkta boğulduk / havasızlıktan
    Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
    Köy köy bucak bucak memleket memleket
    Ne solculuğumuz solculuktu ne sağcılığımız
    Karanlık bir kapı ölüp üstümüze kapandılar
    Kimse bizi sevmedi / ağır kan kaybıyız..


    A.A


    AĞUSTOS ÇIKMAZI


    Beni koyup koyup gitme, n'olursun
    Durduğun yerde dur
    Kendini martılarla bir tutma
    Senin kanatların yok
    Düşersin yorulursun
    Beni koyup koyup gitme, n'olursun

    Bir deniz kıyısında otur
    Gemiler sensiz gitsin bırak
    Herkes gibi yaşasana sen
    İşine gücüne baksana
    Evlenirsin, çocuğun olur
    Beni koyup koyup gitme, n'olursun..


    A.A


    AH


    yüzünün yarısı göz kadife yansımalı
    bulutlu siyah ah bulutları eflatun
    o boy aynasından çıktı fransızın malı
    vişne asidi vardı tadında rujunun
    ah sinema yıldızı filan olmalı
    ağızlığı kristal son derece uzun

    bir kibrit çakıldı mı ah yağmurluklu kız
    alevinden anlamlı dumanlar üfürüyor
    ah çocuk yüzünde gül goncası ağız
    saçlarından incecik su tozu dökülüyor
    sığınak gibi derin ağaçlar gibi yalnız
    karartma başlamış ışıklar örtülüyor

    ellerinde ruh gibi ah portakal kokusu
    kırkmaları morsalkım göz kapakları saydam
    çok vapurun battığı bir liman orospusu
    bir hırsla öptüm ki ah ölürüm unutamam
    ay ışığında deniz akordeon solosu
    pırıl pırıl yaşadım üç dakika tastamam

    görkemli çadırında italyan lunaparkın
    sanki zeytin düşürür yerlere gözlerini
    ah tahtına kurulmuş bol sakallı bir kadın
    sutyenler tutmuyor çılgın göğüslerini
    kaşları ip incesi kumral kirpikleri kalın
    kim görse şaşırır sakalının süslerini

    tavana asılmış sosyalist saçlarından
    ah sabah sabah omuzları kan içinde
    işkence sonrası genç bir kadın militan
    yığınlar uğulduyor hummalı gençliğinde
    adı bile çıkmamış dudaklarından
    doğru yaşadığının sımsıkı bilincinde ...


    A.A


    ARABESK


    ıslığında usturalar bileniyor
    bıyıkları marşandiz katarı
    zulasında eroini esrarı
    tutuklandıkça yenileniyor

    kafası kızdı mı taksim'de akşam
    bütün lahmancunlar ondan sorulur
    oğlanın birine takıldı / tamam
    çengelköy'lü sevtap diye meşhur

    göğüsleri hakikat birer kumru
    eskiden de süslenir boyanırmış
    ayak ayak üstüne atıp oturdu mu
    insanda can mı bırakırmış

    sabaha karşı bir büyük rakı
    yıldız tozuması külüstür mehtap
    arabada sevişmek başlıca merakı
    ne kanun tanıyor ne de kitap

    bu yollara düşecek adam mıydı
    çiçek yaptırmalar parfüm filan
    bu sefer yakasını fena kaptırdı
    sevtap başını yiyecek anlaşılan

    boşversene / daha ölmedik ulan..


    A.A


    ARTI SONSUZ


    yağmurun yerden göğe yağdığı
    bu gece yasak bölgedeyim
    büyük çingenelerin çaldığı
    kaçak silahların içindeyim
    sevişmek kapısının kapandığı

    bir nabız yoklar ki daima
    hızlı bir nabız yoklar elim
    öpüştüklerim hırsızlama
    çirkin bir ağızda dişlerim
    bir bıçak değer dudağıma

    gök yarıldıkça şimşeklerden
    soğuk aynalarda kilitliyim
    tırnaklarımdaki elektrikten
    su gibi erir iliştiklerim
    kıvılcımlar uçar kirpiklerimden

    doğumdan öncesini yaşıyorum
    henüz belli olmadı kimliğim
    vücudunu arıyor ruhum
    bir yerde atomun çekirdeğiyim
    bir yerde artı sonsuzum.


    A.A


    BAKARSAK


    Zarif bir hüzündür bembeyaz dolaşan kuğuya bakarsak
    Mücevher titreşimleriyle mütereddit bir akşam suya bakarsak
    Fazlasıyla ısındı deniz kaynadı kaynayacak
    Dipten bir deprem yaklaşıyor suyun üzerindeki buğuya bakarsak
    Ne kadar yoksul ve çıplak görünürse görünsün ağaçlar
    O kadar yakındır ilkbahar özsuyu yürümüş dallara uğultuyla bakarsak


















  9. #9
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    BANA BİR ŞİMŞEK ÇAK


    bana bir şimşek çak
    ortalık fena karanlık
    yüreğim örtülüyor
    ağır bir dalgınlığa genişliyorum
    durmadan değişen o mevsimde
    dağlarda kalın
    omuz omuza bulutlar
    çok fena kalabalık
    ellerim çıplak
    bana bir şimşek çak
    kötü bir tuzaktayım
    bilmem ne yapsak
    aklımda fikrimde onlar
    yaşlı ve genç
    erkek ve kadın
    korkularıma tutsak

    bana bir şimşek çak
    içim içime sığmıyor artık
    vahim bir çağrışımdan
    daha vahimine atlamaktayım
    bana bir şimşek çak
    belki fena halde
    yanılmaktayım
    o ince kız çocuğu
    gün doğmadan her sabah
    bir hapisaneden bir nezarethaneye
    kelepçeli götürülüyor
    dudakları titrek
    gözlerinde buğu
    bilmem ki nasıl anlatayım
    bağışlanmaz suçu dünyayı sevmek
    bir de o
    adını bile bilmediği
    kıvırcık saçlı'devrimci'öğrenciyi
    fakülte kapısında vurulmuş
    yağmurun altında
    çıplak
    bana bir şimşek çak
    çok yanlış anlaşılmaktayım
    hesabım yanlış bir mahkemede görülüyor
    içimdeki zemberek
    boşandı boşanacak
    yaşamak mı gerek
    yoksa unutmak mı
    şaşırmaktayım
    galiyef yoldaş ne olacak
    galiyef yoldaş sibirya sürgünü
    sanki yalın bir bıçak
    kayarak
    bir kırlangıç hızıyla
    bulutların arasından
    karanlığın böğrüne saplanacak

    galiyef yoldaş ne olacak
    galiyef yoldaş sibirya sürgünü
    elinde bir mektup eski yazıyla
    artık yüzünü bile unuttuğu
    karısından
    burnunda sadece kokusu var
    ilkbahar kadar müşfik
    sonbahar kadar yumuşak
    galiyef yoldaş ne olacak
    avrasyada hala mazlumların uğultusu
    kısa bozkır atlarının nallarından
    gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor
    azadlık mermileridir
    çekirdekleri çelik
    cehennem gibi sıcak

    bana bir şimşek çak
    sala veriliyor görünmez minarelerden
    İzmir de istibdat'ı yaşamaktayım
    bir yangın soluğu sokak içlerinden
    kordonboyunda muzaffer atlılar
    fahrettin paşanın süvarisi
    bana bir şimşek çak
    yolumu aydınlatacak
    gazi'nin gözlerinden
    mavi bir şimşek
    kuva-yı milliye mavisi
    aynı emaneti taşımaktayım
    'hürriyet ve istiklal benim karakterimdir'
    çünkü hain sinsi ve korkak
    aynı düşmana karşı
    savaşmaktayım.


    A.A


    BATAN BU KÖHNE ŞİLEB


    garson masa iyi manzarayı değiştir
    sırası mı mehtabın yıldız yağmurunun
    bu gece yalnızım onlar gelmeyecek
    sapa bir yerindeyim umutsuzluğumun
    hava soğuk olmalı ağaçlar bütün duman
    eğer bulabilirsen ölü bir kar getir
    beyazlığı kalın bir su gibi uzayan
    bu gece yalnızım onlar gelmeyecek
    batan bu köhne şilebde ne işleri var

    çünkü battım kasa boş ne para ne çek
    çünkü bütün telefonlar ısrarla alacaklı
    bu gece yalnızım onlar gelmeyecek
    hani o sarışın kirpikleri saçaklı
    yanağını viski bardağıyla serinleten
    sonra nilay hani kafayı buldu mu ağlar
    cam yeşili yasemin cıgara dumanı nursen
    batan bu köhne şilebde ne işleri var

    garson masa iyi manzarayı değiştir
    büyük şimşek çakmalı gök gürültüsü filan
    şöyle dalları kıran şakırtılı bir yağmur
    köpek havlamaları bulut karanlığından
    zehir bulabilir misin çabucak öldürecek
    artık arsenik mi olur siyanür mü olur
    hangisi olursa olsun hepsi işime yarar
    yoksa bir tabanca bul bir avuç mermi getir
    bu gece yalnızım onlar gelmeyecek
    batan bu köhne şilebde ne işleri var ?


    A.A


    BELKİ GELMEM GELEMEM


    Sen istinyede bekle ben burdayım
    İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
    Çünkü ben buradayım karanlıktayım
    Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
    Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
    Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
    Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum
    Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

    Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
    Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
    Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu
    Ben senin olmadığını arıyorum
    Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
    Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
    Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa
    Hiçbiri benim değil
    Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
    Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
    Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git..


    A.A


    BELMA SEBİL


    seni ben kallavi sokağı'nda gördüm
    sen beni görmedin görmedin
    kapıları çaldım adını sordum
    söylemediler öğrenemedim
    seni ben kallavi sokağı'nda gördüm
    bir daha görmedim bilmedim
    belma sebil adını yakıştırdım
    aklıma geldikçe her sefer
    gözlerinin mavisini bitirdim
    saçlarının siyahına başladım

    kallavi sokağı'nda güvercinler
    benim karanlık istanbul'um
    bir esnaf kahvesine oturdum
    belma sebil ya geçti ya geçer
    rüzgarını içime doldururum
    kallavi sokağı'nda güvercinler
    bunca yıl sönmemiş umudum
    nisan değilse mayıs
    perşembe değilse pazar
    ben belma sebil'i bulurum..


    A.A


    BEN ARTIK KÜSÜM


    beni de kırdılar içimde kırdılar
    karanlık camlardan sular akıyordu
    şimşekli bir boşlukta saat vurdu
    beni de kırdılar belki yalnızdılar
    belki onların da çocukluğu yoktu
    bütün şarkılara kapalıydılar
    bir genç kız değmemişti saçlarına

    beni de kırdılar ben artık küsüm
    yağmurları yağmıyor ağaçlarıma
    sularından içmiyorum susadım ama
    beni de kırdılar soğuk bir ölüm
    çevik bir bıçak gibi çakıldı aklıma
    oysa bir şarkıyım yeniden doğan günüm
    bütün şarkılara kapalıydılar.


    A.A


    BİR ÜÇ BEŞ


    desen ki denizin tuzu
    çiğ düşmüş kadife donlu patlıcanlar
    desen ki kendilerinden karga çığlıklarıyla kaçanlar
    en fakiri en zengini çirkini ve orospusu
    seni unutmuş olsun
    sen ki üşümüş gökte o yalnız bulutsun
    kıskanmadığın cömert bir maviliğin ortasında o
    bildiğin yalnızlığın ellerinden tutmuşsun
    desen ki unutulmuşsun

    denizler kızılca kıyamet akıp geçiyor
    zamana karşı geliyorsun
    bir üç ve beş leylekler artık gitti
    şimdi seni artık karanlıkta bir liman çekiyor
    unutulduğun unutulmadığın bilinmediğin bir liman
    bir üç ve beş derken şişede rom bitti
    sen yaşamaya başladığın zaman

    üşümüş gökte o yalnız bulut
    kendini hiç yerinde hissetmiyeceksin
    keyif senin
    istersen talihini billur akıntılarla bir tut
    ellerini göğsüne kavuştur
    doğu batı kuzey güney diyerek
    koştur
    bir üç ve beş istersen rom kadehleri gibi
    nasıl ki unutulmuşsun
    devril
    ve bitir maceranı..


    A.A


    BİRAZ PARİS


    1. place pigalle

    telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek
    birdenbire geldi beklemiyordum
    hayli dargın sesi kalın ve titrek
    umutsuzluğuma geldi oysa yorgundum
    üstelik incittim de istemeyerek

    akşamdı samanyolu patlamıştı
    bütün sacre coeur silme akordeon
    mulhouse'lu muydu neydi işte unuttum
    ilk yudumda ağlamaya başlamıştı
    şakakları ter içinde gece saat on
    kibrit aranıyor göğüs geçirerek
    bütün sevgilerinde yanılmıştı

    bir omzuna almış sanki gökyüzünü
    dudakları masmavi alsace lorrain
    yüzü cermenlerin en eski hüznü
    hölderlin bakıyor sisli gözlerinden
    ellerini şöyle okşayacak oldum
    duydum nabzının gök gürültüsünü

    adı yağmur mu akşamüstü mü
    uzak bir panayırda ip atlayan çocuklar
    dalgalar vurdukça sarsılan mendirek
    gecesi kaydı mı nedense beni arar
    dilinde özürler bilerek bilmeyerek
    zenciler çaldı mı cazın hali başka
    oturduğu yerde içtikçe eksilerek
    barın camlarına orospular çiziliyor
    özlem büyük korku epeyce şaka

    telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek
    birdenbire geldi beklemiyordum
    hanidir içimden bir başkası geçiyor
    gözlerim hanidir ondan uzakta
    hölderlin'i bırakmıştım artık sevmiyordum.


    A.A


    BÜYÜK YOLLARIN HAYDUDU


    İşte sımsıcak lejyoner bakalları içinde
    Margot'nun sigarillosuna ateş tutuyor
    Tersine dönük gözkapakları uykusuzluktan
    Kirli sarı bir gök birikmiş kadehinde
    Hiçbir kibriti bir seferde yakamıyor

    Asıl bu ödlek flüt onu böyle yıkan
    Uykusuzluktan çok bu ödlek flüt margot'nun
    Çıplak gözlerindeki rom lekesi dişlerindeki
    Tebeşir beyazı açlık paletindeki karanlık
    Rimelindeki is ve dudak rujundaki kan
    Je hais les dimanches şarkısı juliette greco'nun

    İşte dudaklarını konyağa vermiş dinlendiriyor
    Tersine dönük gözkapakları uykusuzluktan
    Bir yatak biliyor musunuz ah biliyor musunuz

    Göğsüne yeşil mürekkeple margot'nun gözleri oyulmuş
    Her gittiği yere bir tutam sigarillo dumanı götürecek
    Margot'nun paketinden bir siyah götürecek kusuk siyah
    Kendine geceler boyamak için izmir'de istanbul'da

    Nasıl yapıyor bilmiyorum bir türlü aklım almıyor
    Beyoğlu'ndan st-placide'e çıkıyor basmane'den passy'e
    İzmir'de 15945'ten soruyorsunuz gitti diyorlar
    İstanbul'da siyasi polis bile adresini bulmamış.


    A.A


    CARICIN DE GEÇEN KIŞ


    Akşamları göl eflatun bir keder
    Sazlıklarda pırıl pırıl
    Buz tutmuş bataklık kuşları
    Ağaçlardan
    Çürük sarı ve kızıl
    Son yapraklar dökülüyor
    Rüzgarlı sonbahardan
    Nasılsa kurtulmuşları
    Gümüş karanlığında anlaşılmaz sesler
    Havada mutsuz bir bulut
    Umutsuz ve kararsız süzülüyor
    Neredeyse akşam yıldızı
    Yorgun kırmızı
    Neredeyse ay
    Neredeyse ay
    (Herşey niçin bu kadar eski
    Niçin bu kadar uzak)
    Caricin'de geçen kış
    Tepeden tırnağa katran ve su buharı
    Volga'nın uykusuna bir rüya gibi sarkmış
    Ateşten örümcek nehir vapurları
    Neredeyse akşam yıldızı
    Yorgun kırmızı
    Neredeyse ay
    Neredeyse ay
    Caricin'de geçen kış
    Dalgın bir sarışın
    Karanlık bir miralay
    Birisi nijniy novgorod'dan henüz gelmiş belki
    Belki kazan'a öbürü yola çıkacak
    (Herşey niçin bu kadar eski
    Niçin bu kadar uzak)
    Caricin'de geçen kış
    Seyrek sakallarında yıldızlar
    İskelede namaza durmuş
    İhtiyar bir tatar
    Altında sokak lambasının
    Dalgın bir sarışın
    Karanlık bir miralay
    Kadının astragan mantosu sırtında
    Uzun ve beyaz ellerini çaresiz kavuşturmuş
    Kısa kirpiklerinde incecik buz tozu
    Adam buz mavisi pelerin astragan kalpak
    İçinde bir atmaca ayrılık korkusu
    Yüreğini parçalar
    (Herşey niçin bu kadar eski
    Niçin bu kadar uzak)
    Caricin'de geçen kış
    Neredeyse akşam yıldızı
    Yorgun kırmızı
    Neredeyse ay
    Neredeyse ay
    Kararmış bir can gibi çınlıyor
    Donmuş gölün üstünde akşam ayazı
    Kararmış ve kocaman
    Konakta zaman zaman
    Koridorda ürkek ayak sesleri
    Kapının ardında fısıltılar
    Onun için herkes kaygılanıyor
    Bugün de geçti svetlana radiceva
    Ardında nemli bir is kokusu
    Giderilmez pişmanlıklar
    Eflatun bir keder
    Bırakarak..


    A.A


    CEBBER OĞLU MEHEMMED


    kaman civarına bahar gelince yıkılır ovadan apdal çadırları
    yücesinde pare pare duman tutmuş
    düdüldağ'ın yaylasında mekan kurulur
    hoş gelmişsin evvel bahar
    nisan ayı içinde donanır dağlar
    donanır yeşilinden alından
    istasyon deresi kabarmıştır
    hacıdağ'ın selinden
    dağlar sıra sıradır eylim eylim
    dağlar uzanır bir uçtan bir uca
    dağlar birbirinden yüce
    yamaçlarında kireç yakılır
    bir ömür boyunca kahrı çekilir
    kimse anlamamış sırrını hikmetini
    bu bereket nereden gelir
    başınızdan duman eksilmesin gavurdağları
    siz hikayet eylediniz bana
    bahçe kazasının kaman köyünden
    cebbar oğlu mehemmed'in hikayesini

    yılların yücesinden şöyle bir seyran edelim
    bir avuç toprağıma çöreklenmek için
    yürümüş selamsız sabahsız
    destursuz girmiş memleketime
    yedi çeşit frenk askeri
    uğursuz bir hava çökmüş
    üstüne memleketimin
    uğursuz ve karanlık
    çocuklar gülmemiş artık
    sessiz sessiz ağlamış analar
    oduna giderken vurulmuş
    ve yahut harman yerinde
    avuçları buğday kokan delikanlılar

    ve nice gavurdağı kızlarının
    birer birer ırzına geçilmiş
    yalvarmış ihtiyarlar allah'a
    - rivayet şöyledir kim -
    dumanlı bir güz akşamı
    şu mor dağlar efendim
    destur demiş de yürümüş
    silkinip kalkmış ayağa

    gel haberi öteden verelim
    çıkmış dağlara kendiliğinden
    cebbar oğlu mehemmed
    fransız'a silah çekmiş
    hür yaşamak uğruna
    ırz uğruna namus uğruna
    ana için baba ve kardeş için

    şu mübarek topraklar
    şu mübarek vatan için
    derken efendim
    bir gün kaman'dan öte
    uğrun uğrun haber ulaşmış
    urfa'nın antep'in köylerine
    gözü kanlı maraş beylerine

    cebbar oğlu mehemmed
    burcu burcu çam kokan bir yaz akşamı
    omuz vermiş bir ağaç gölgesine
    usul usul türkü söylüyor
    - hasret kuşun kanadında
    deli kuşlar uçun gayrı
    yazımız böyle yazılmış
    bu diyardan göçün gayrı -
    kirveleri durdu ve süleyman
    on sekiz adım gerisinde
    şahin gibi tünemişler kayaların üstüne
    avuçları sıcak bakışları ok gibi
    deliyor her dokunduğu yeri
    biri doğuya bakıyor diğeri batıya

    iptida durdu görüyor geleni
    yel midir toz mudur anlamıyor
    lakin bıyıkları terlemeden
    çeteci olan garip ökkeş
    çok geçmeden getiriyor haberi
    tabur tabur üstümüze varıyor
    düşman yola çıktı savranlı'dan

    hemen mevzie sokuldu mehemmed
    yanıbaşında durdu ve gerisinde süleyman
    çeteler yer tutup pusu kurdular
    kanlı geçit boyuna
    düşman yanaşırken kaman köyüne
    bekletmeden yaylım ateşi açıldı
    mermi kurşun yağmur gibi saçıldı
    ilk seferinde on beş kişi vurdular
    ve bir hayli düşman kırdılar
    yamaçlarda koptu kızılca kıyamet
    cesaretlerine söz yoktu ama
    neyleyip nitsinler düşman daha çoktu
    düştü birer birer bütün yiğitler
    gürültüler boğazda sustu nihayet

    demek diz üstü düşmüş mehemmed
    kirvesi durdu'nun yanıbaşına
    kanlar akar yarasından
    al al olmuş çevresinden

    köpük köpük gözlerini doldurur
    bir başına mehemmed yedi düşman öldürür
    mavzerinin namlusu hala sıcak
    tutulmaz
    ölümün derdi büyük yiğenim
    çare bulunmaz

    aynı akşam doğurmuş karısı döne
    mavi gözlü bir çocuk sarışın
    bir avuç toprak sarmışlar altına
    ve kemal koymuşlar adını..
















  10. #10
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    CİNAYET SAATİ


    Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
    Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
    Dört bıçak çekip vurdular dört kişi
    Yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu

    Deli cafer ismail tayfur ve şaşı
    Maktulün onbeş yıllık arkadaşı
    Üçü kamarot öteki aşçıbaşı
    Dört bıçak çekip vurdular dört kişi

    Cinayeti kör bir balıkçı gördü
    Ben gördüm kulaklarım gördü
    Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
    Hiçbiriniz orada yoktunuz

    Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
    On üç damla gözyaşını saydım
    Allahına kitabına sövüp saydım
    Şafak nabız gibi atıyordu
    Sarhoştum Kasımpaşa'daydım
    Hiçbiriniz orada yoktunuz

    Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
    Polis kaatilleri arıyordu
    Deli cafer ismail tayfur ve şaşı
    Üzerime yüklediler bu işi
    Sarhoştum Kasımpaşa'daydım
    Vapuru onlar vurdu ben vurmadım
    Cinayeti kör bir balıkçı gördü

    Ben vursam kendimi vuracaktım.


    A.A


    CİNNET ÇARŞISI


    -sirkeci garpalas 32-

    elektrik çiçekleri açıldı mı sayaç dönüyor
    ben de dönüyorum sirkeci garpalas 32
    birisi neuilly'den iki uçak mektubum var
    hangisini açsam birkaç satır daha yalnızım

    çocukluk serüvenlerim tüccar horn filmindeki

    hangi kız yüzüme baksa mutlaka parasızım
    yıldız falımda yolculuk görünüyor
    benim için bir şey yapın suçlu değilim ki
    kimin kapısını çalsam elini tutacak olsam
    kendiliğinden atıyor bütün sigortalar
    şehrin bütün ışıkları bir anda sönüyor
    ben de sönüyorum sirkeci garpalas 32
    birisi neuilly'den iki uçak mektubum var

    yine bir radyo ıslığı sızıyor kulaklarıma
    şimdi baylan'a gitsem hiç kimseyi bulamam
    iki kırk beş seansı başladı üstelik yağmur

    yoksa seni içim sıra çok mu hızlı yaşadım
    uzak olduğumuz halde ne oldu bilmiyorum
    aramızda her şey bitti artık gelmesen de olur
    bana yazmasan da olur seni hiç sevmiyorum
    halbuki gelip gelip rüyalarıma giriyor
    o çocuk yüzlü siyah trençkotlu kadın
    aylardır bir plak arayan sayanora ismindeki
    onu yüksekkaldırım'da akşamları görüyorum
    siyah bir lale gibi yorgun boynu bükük
    yarıyarıya yabancı yarıdan fazla uykusuz
    kim olduğumu bilmiyor ne yaptığını bilmiyor
    bir vitrin aydınlığında gizlice bakışıyoruz

    rahmaninof'un piyano konçertosu saat dokuz
    nargile meraklısı kadınlar emirgân'da tek tük
    yine her satır başında vlaminck'e dönüyorum
    yırtıcı bir kuş gibi yalnız bulutlar içindeki
    ne kadar ampul varsa beyoğlu'nda kör kütük
    kirli bir sis ıslak elleriyle hepsini örtüyor
    yine konyak sarısı yumuşak bir sonbahar
    herkes ümitsizliğini sırtlamış evine götürüyor
    ben de götürüyorum sirkeci garpalas 32
    birisi neuilly'den iki uçak mektubum var

    nerdesin inge nerdesin nerede değilsin ki !


    A.A


    CLAUDE DİYE BİR ÜLKE


    claude diye bir ülke siyah palmiyelerin
    değişerek her gece genç kızların öptüğü
    yanlış erkekler gibi çizdiği raphael'in
    şüpheli dudakları ayva tüyü

    cladue diye bir ülke kuşların ürküttüğü
    tüylü sevişmesi yağmurlu geyiklerin
    kırık masallarının uzaktan göründüğü
    lesbos adasındaki bitmemiş şiirlerin

    cladue diye bir ülke mermer prensesin
    ağzıyla emdiği yılanların sütünü
    o kadar korktuğu ibranî peygamberin
    ay doğunca yaşayan ay batınca ölü

    radyoaktif etkilerle saçların birden
    balmumu bir heykel başında uzaması
    röntgen yansımaları seramik gözlerinden
    ellerinin inatla göğsünü araması
    boşlukta katılaşan bir kadın kahkahası
    akvaryum yeşili flamand resimlerinden
    kaşlarının aynalarda incecik alınması
    her şimşek çakışta kendiliğinden
    sebâ melikesinin odalık hareminden
    kuduslü bir kızın âzeri ağlaması
    servirû sultan'ın yahudi dişlerinden
    çıplak ten aydınlığına işleyen sızı

    claude diye bir ülke neuilly'de damgalanmış
    fransız pullarının paris laciverdine
    kendinden başlayarak herkeste yanılmış
    rüyalar işleyince eksik erkekliğine

    claude diye bir ülke hiç kimse uğramamış
    okyanus diplerinden yoğun sessizliğine
    dünya haritasından oyulup çıkarılmış
    uluyan bir köpek bırakılmış yerine..


    A.A


    DELİKDEŞİK


    kirpi gibisin çocuk
    her tarafın diken
    kim elini uzatsa
    delik deşik

    üstelik sen de kan içindesin..


    A.A


    DİYALEKTİK GAZEL


    büyük bir şaşaadır ölüm
    ebruli nurlarla gelir
    öyle bir yanardağdır ki öfkesi
    mutantan destur'larla gelir

    karşıtıyla yüklüdür herşey
    mutlak çözümlerden vazgeç
    tartışılmaz mükemmellikler
    ne gizli kusurlarla gelir

    sen sen ol korkma karanlıktan
    dik ışık çekirdeklerini
    çünkü en berrak sular bile
    en yağlı çamurlarla gelir

    nasıl doğmakla başlarsa ölüm
    ölmekle başlar öyle hayat
    bil ki dünyayı sarsan sıçramalar
    birikmiş şuurlarla gelir..


    A.A


    DUVAR


    - bu şiir ikinci dünya savaşı içinde
    kahredilen bütün dünya duvarları
    için yazılmıştır.-

    ben bir duvarım hiç güneş görmedim
    sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar
    yüzümüz benek benek tahta kurusundan
    ve sinemiz baştan başa ak üstünde karalar
    - kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim
    - sıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan
    - dilim dilim sırtımdaki yaralar
    ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim
    biz de duvarız dinliyen duyan düşünen duvarlar
    bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
    ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar

    yüzündeki deniz parlaklığıyla durur hatıramızda
    o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
    o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
    bir cumartesi akşamı girdi kapımızdan
    gözlerinde kıpkızıl diken diken öfkesi
    adeta birden bire aydınlandı zindan
    onu böyle görünce nasıl da korkmuştuk
    sapından fırlamış bir balta gibi çehresi
    ve omuzlarında delikanlı gölgesi

    o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
    o sırt üstü yatağında yatardı
    sımsıcak gözleri şimdi bile aklımdadır
    bir sana bakardı bir bana bakardı
    dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
    toprak ana bütün zincirlerinden çözülmüş
    sabahlar akşam üstleri manolya gibi parlak
    tarlaların yüzü gülmüş
    işte her akşam geçtiği denize çıkan sokak
    ah işte annesi annesi sevgilisi
    işte biz dinliyen duyan düşünen duvarlar
    işte o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk

    dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
    bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
    o bir kaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü
    çığlıklarını değil kırbaç sesini duyduk
    biz duvarız neyleyim gözlerimiz ağlamayı bilmez
    onu bir gece sabaha karşı büsbütün götürdüler
    kendi gitti ismi kaldı yadigâr bağrımızda
    o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda

    ya biz idam duvarıyız karşımızda çok insan öldürdüler
    onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
    temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamadık
    öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil
    getirirler vururlar biz öyle dururuz
    yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil
    elimizden ne geldi de yapmadık
    ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz

    onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
    bir mayıs sabahı toprak rezil gök rezil
    yıldızlar küfür gibi yüzümüze tükürür gibi
    şafak sancılarıyla iki büklümdü ufuk
    ve simsiyah çamur gibi bir manga ortasında
    siyaset meydanına geldi dev yumruklu çocuk
    bulutlar eğilip alnının terini sildiler
    ve mermiler birdenbire ölümü getirdiler

    o düştü biz yine ayakta kaldık
    halbuki ne kadar yorgunuz
    öyle bakmayın bu yaralar şerefli yaralar değil
    ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz.!


    A.A


    EMİRGANDA ÇAY SAATİ

    çerağân sarayı'ndan büyükdere'ye
    üşümek sonbaharında eski çınarların
    uzadığı yerde gizlice akşamların
    başlayıp adetâ kendini dinlemeye
    kafeslerin ardında bol gözlü bir kadın
    ansızın giydirilmiş ipek ferâceye
    bir çay yalnızlığı emirgân'dan öteye
    değdikçe ısındığı yaldızlı bardağın
    nedîm'den yansıması tatyos efendi'ye
    tenhâ bir genç kız sesiyle hicazkâr'ın
    kuytularda çürüdüğü bağdadî yalıların
    yorgun sarmaşıklarıyla sarkmış bahçeye

    soğuk kuşlar gibi dağılır boğazda
    rüzgârın getirdiği donuk bir yağmur pusu
    istinye'de gemilerin karanlık uykusu
    kırık direkleriyle dalgın ve hasta
    birden içimi kaplayan ölüm korkusu
    selâm verilince meçhul bir namazda
    gâzâli'yse biraz mevlânâ biraz da
    kubbenin altındaki divan uğultusu
    'şeref' vapurundan en kirli beyazda
    yüzlerce harbiyeli sürgün yolcusu
    havada bir asılmış adam kokusu
    istanbul jöntürkleri hüzzâm bir yasta

    yankılarıyla telaşlı geceleri bir bebek'ten
    motorların taşıyıp o kadar bitiremediği
    en yılgın sonbahar benim gözlerimdeki
    çok daha dumanlı mütâreke günlerinden
    alaturka saat kaçta ikinci tömbeki
    miralay sadık bey'in nargilesinden
    dem çekip kumrular gibi sebilleri şenlendiren
    osmanlı sehpâların gölgesindeki
    emirgân'da acılaşmak koyu bir semâverden
    çaylar gibi kararıp kaç defalarca eski
    bir şiir üzüntüsüyle müseddes biçimindeki
    çoktan unutulmuş kilitli defterlerden.


    A.A


    EMPERYAL OTELİ


    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    sımsıcak bir merhaba diyecektim
    başımı usulca dizine koyacaktım
    dört gün dört gece susacaktım
    yağmur sönecekti yanacaktı
    sameland seferden dönecekti
    duvardaki saat duracaktı
    kalbim kendiliğinden duracaktı
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    emperyal otelinde bu sonbahar
    bu camların nokta nokta hüznü
    bu bizim berheva olmuşluğumuz
    bir nokta bir hat kalmışlığımız
    bu rezil bu çarşamba günü
    intihar etmiş kötümser yapraklar
    öksürüklü aksırıklı bu takvim
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    sesleri liman sislerinde boğulur
    gemiler yorgun ve uykuludur
    sabahtır saat beş buçuktur
    sen kollarımın arasındasın
    onlar gibi değilsin sen başkasın
    bu senin gözlerin gibisi yoktur
    adamın rüyasına rüyasına sokulur
    aklının içinde siyah bir vapur
    kıvranır insaf nedir bilmez
    otelin penceresinde duracaktın
    şehri karanlıkta görecektin
    karanlıkta yağmuru görecektin
    saçların ıslanacak ıslanacaktı
    kış geceleri gibi uzun uzun
    tek damla gözyaşı dökmeksizin
    maria dolores ağlayacaktı
    istanbul'u yağmur tutacaktı
    bütün bir gün iş arayacaktım
    sana bir türkü getirecektim
    kulaklarımız çınlayacaktı
    emperyal oteli'nin resmini çektim
    akşam saçaklarından damlıyordu
    kapısında durmanı söylemiştim
    yüzün zambaklara benziyordu
    cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu
    tepebaşı'ndaki küçük yahudiler
    asmalımesçit'teki rum kemancı
    böyle rüzgarsız kalmışlığımız
    bu bizim çektiğimiz sancı
    el ele tutuşmuş geziyordu
    gazeteler cinayeti yazıyordu
    haliç'e bir avuç kan dökülmüştü
    emperyal oteli'nde üç gece kaldık
    fazlasına paramız yetmiyordu
    gözlerin gözlerimden gitmiyordu
    dördüncü gece sokakta kaldık
    karanlık bir türlü bitmiyordu
    sirkeci garı'nda sabahladık
    bilen bilmeyen bizi ayıpladı
    halbuki kimlere kimlere başvurmadık
    hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
    hiç kimse elimizden tutmuyordu
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun .... kanıma girdin ..... kabulümsün.


    A.A


    GECENİN KAPILARI


    Bütün kapılar kapandı, dışardayım
    Birden karşıma çıkmayın korkuyorum
    Uykusuzum fena halde, sokaktayım
    Karanlık bastırdı mı bozuluyorum

    Fena bir yerimden koptuğum doğru
    Kendimden çok fazla yaşamaktayım
    Nereye bağlanacak bu işin sonu
    Aslında ben kimim meraktayım

    Bütün kapılar kapandı, sokaktayım...


    A.A


    GEÇ KALMIŞ ÖLÜ


    Korkacak bir şey yok hesap tamam
    Sıram geldi mi hatta güleceğim
    Kendimi hazırladım biliyorum
    Önce turgut arkasından ömer haybo
    Daha sonra varujan sonra nureddin
    Sonra ben değilsem demokrat toni
    Sonra o değilse mutlaka benim
    Kendimi hazırladım biliyorum

    Aysel'in gölgesine saklandım
    Hep susamışım su içiyorum..














Benzer Konular

  1. Kimi Sevsem Sensin (Attila İLHAN)
    Konu Sahibi gogeselam Forum E-kitap (ekitap)
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 24.Temmuz.2010, 12:50
  2. Attila ilhan Anısına
    Konu Sahibi Heyhat Forum Serbest Kürsü
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 10.Ekim.2009, 15:06
  3. İlhan İrem
    Konu Sahibi Fairy Forum I-J-K-L
    Cevap: 8
    Son Mesaj : 25.Eylül.2009, 17:32
  4. Değişimin Anlamı-İlhan Selçuk!
    Konu Sahibi yaziklar_olsun Forum Hikaye - Yazılar
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 05.Nisan.2009, 02:44
  5. Attila ilhan Hayati (biyografisi), edebi kisiligi ve eserleri
    Konu Sahibi Farazi Forum Edebi Kişilikler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 05.Şubat.2009, 15:29

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet, ingilizce kursu, mehter takımı Ayetel Kürsi Perde kitap özetleri