Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 2 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci 1234 SonuncuSonuncu
Toplam 33 adet sonuctan sayfa basi 11 ile 20 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Like Tree1Likes
dqw
  1. #11
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    GİBİ REDİFLİ GAZEL


    yorgun kadınlar içtik
    yalnızlıktan uğuldayan
    tuzlu kan gibi
    nice akşamlar devirdik
    çengi kıyamet
    'kızıl sultan' gibi

    vurdukça mızrap
    öyle yoğun bir melâl
    dağılır ki tamburdan
    bastırır eski sevdalar
    göz gözü görmez
    duman gibi

    su karanlıktır
    ve kadehler boşalmış
    leylaklar darmadağan
    kıvılcımlar savurup narçiçeği
    çöker bir daha başımıza gökyüzü
    tutuşmuş tavan gibi

    kanlı hesapları vardır
    kıyamete kadar sürecek
    ölümlü şairlerin
    kim bilir nerden bilecek
    ne çığlıklar geçer daha dünyadan
    attilâ ilhan gibi..


    A.A


    HACI MURAD IN ÖLÜMÜ


    hacı murad'la olduk eski kafkasya'da
    ihtiyar çuvaşgili santur çalıyordu
    ne çaldığı zaten anlaşılmıyordu
    oğlu belki o saat asılıyordu
    şarap patlak vermişti isyan masada

    atlas gömlekleri boyundan ilikli
    sabahlara kadar hançer dokuyanlar
    mezmur okuyarak duvar duvar
    dudaklarında karanlık ilkbahar
    gözbebekleri çelik çekirdekli

    çalarak getirdiği korkak tatarların
    bakunin yazması kitaplarından
    dinamitler yürür bakü sokaklarından
    siyah bir toz olur doru kısraklarından
    öfkeli kazakları II'nci nikola'nın

    ölmek fısıldadıkça son semaveri
    bulutlanır çay kristal fincanda
    ıslıklar gizlice bilenir zindanda
    bir ustura çizgisi azerbeycan'da
    hacı murad'ın üzengileri..


    A.A


    HANNELISE


    yağmurda çıkıp geleceksin hannelise
    yağmur gözlerinden çıkıp gelecek
    bir öğle sonu paris'te hannelise
    bir kahvede grands boulevards türküsünü çalacaklar
    paris ve yapraklar sararmış etrafımda
    seine'e kanat vurup bir rüzgar geçiyor
    gare d'orleans'da saat şimdi üç diyecek
    yağmurdan çıkıp geleceksin hannelise

    gözlerine bakıp sanki mavi diyeceğim
    sanki çocuk diyeceğim
    aydınlanacaklar
    balığa çıkmış bir ihtiyar rıhtımda
    suya atıp söndürecek
    cigarasını
    bir öğle sonu paris'te hannelise
    bir kahvede grands boulevards türküsünü çalacaklar

    insan kendisine rağmen yaşayamaz
    kalbimiz beyaz derken biz siyah diyemeyiz
    diyemeyiz hannelise
    sen mutlaka lichtenstein dükalığından bahsedersin
    yapraklarını döker ıhlamur ağaçları katedralin önünde
    ben içimde müstesna bir ateş bahçesi donatırım
    bembeyaz
    bembeyaz hannelise..


    A.A


    HARP KALDIRIMINDA AŞK


    sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin
    hiç görmediğim yıldızlar gözlerine doğmuş
    bir büyüklük duygusu dağlar gibi yüreğinde
    ah biz mutluluğu böyle aranıp duracak mıyız
    yağmur hep böyle yağacak mı hatıralara
    eksik olan bir şey var sana bana dair
    belki bir rüzgar belki rüzgardan da hafif
    ama kalbimiz yine uzak bir deniz gibi boş
    heybetli gurupların belirdiği saatlerde

    sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin
    acaba nasıl öğrenmişim nasıl farkında olmadan
    her şey nasıl olup geçmiş nasıl barut yağmış
    nasıl güneş vurmuş zehirlenmiş şehrin üstüne
    şimdi hangi kıyılarda gemiler demir alıyor
    güney rüzgarlarına açıp yelkenlerini
    belki bir italyan kızı tüfeğine dayanmış
    senin gibi barışı tasarlıyor dağlarda
    mahzun esirler harp şarkıları kadar mahzun
    gizlice talim ediyor hürriyet adımlarını

    sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin
    ah şu harp bitse rüzgar gibi bir nefes alabilsek
    kimseler kimseler çıkmasa yolumuzun üstüne
    yağmur yağsın varsın ıslansın saçlarımız
    yalnız duyulmaz olsun göğsümüzdeki darlık
    dilimizdeki kilit kolumuzdaki zincir
    ömrümüz meçhullerden meçhullere akıyor
    saatler bizim değil kitaplar bizim değil
    bizim değil yaşamak bizim değil hiçbir şey
    kendi dünyamızda yabancılar gibiyiz
    ya çok erken ya çok geç doğmadık mı sevgilim
    buna rağmen mutluluğa inanıyoruz.


    A.A


    HAYIR


    bu döşeği sen mi serdin elin dert görmesin ana
    ana uyuyacağım ninni çağır danalar girsin bostana
    çetin bir yörük kızı hoyrat murat dağı'ndan
    bir papatya getirsin bir gelincik getirsin
    elimden tutsun beni metristepe'ye götürsün
    gönlümce bir hu diyeyim hısımım ali osman'a
    yamacına yöresine rüzgarlı camlar dikeyim

    bu höşmerimi sen mi ettin eline sağlık ana
    ana lokma dökelim aşure kaynatalım
    hayır dağıtalım hayır ali osman dayıma
    ördüğün bu çorabı sağlıcakla giyiyorsam
    tuzladığın bu ayranı afiyetle içiyorsam
    tuttuğun bu yoğurdu yoğurduğun bu ekmeği
    kaynattığın bu bulguru çalakaşık yiyorsam
    etime ve sütüme ineğimin ıslıklı memelerine
    kabıma kaçağıma toprağıma bu benim diyebiliyorsam
    ali osman dayımın yoksul yüreği bunun bedeli

    metristepe göğüne uğru yıldız uğramaya
    ana bu benim yüreğim hısımım ali osman'ın yüreği


    A.A


    HERŞEYİ BİRDEN İSTEMEK


    o kitabı da okudum bitirdim
    hani o genç kızın beni unuttuğu
    bir ara fena halde fikrindeydim
    dudağındaki nem gözündeki buğu

    durmadan hayal değiştiriyorduk
    çetrefil bir hayat herkesin korktuğu
    kaderlerimiz kalındı sevinçlerimiz çabuk
    yaşamadan dağılıyor yarısından çoğu

    erteleyip durduk suç ortalığımızı
    asıl mutluluğun içinde bulunduğu
    bazı ben yalnıştım o yalnıştı bazı
    çünkü gecikmenin ağır yorgunluğu

    yanıldığımız herşeyi birden istemekti
    isteği gerçekleştirmez isteğin yoğunluğu
    ihtiyaç başka bir boyuta geçmekti
    devreden çıkarıp gereksiz sorumluluğu

    tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim
    sararmış yaprakların usulca savrulduğu
    köprüler yıkıldı artık kendimleyim
    parmak uçlarımda ölümün soğukluğu..


    A.A


    ISSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI


    cam ipliğinden sıkı dokunmuştur
    kristal vitrindeki bu loş kadın
    soğuk tenhalığında kaşları alnının
    ince bir hayretle sanki donmuştur
    yansımaları sokağa vurmuştur
    kafasındaki müstehcen dazlaklığın
    sedef boşluğunda aralık ağzının
    sevişmelere çağrısı korkunçtur

    taşralı bir 'köpek' buna tutulmuştur
    simsiyah bir ünlem önünde camların
    her gece jiletle kazıyamadığın
    kaç kere kaçırmayı filan kurmuştur
    çünkü kadınlar gözünü korkutmuştur
    kraliçesi budur yalnızlığın
    ürettiği nilüfer iç bataklığının
    cansız olmasından neler ummuştur

    ıssızlık çığlığını şehirde unutmuştur.


    A.A


    IŞIK MEZARLIĞI


    birden demir kuşlar fazla şehir
    demir ağaçların tamamladığı
    yeşilden sarıya gözleri değişir
    gagaları kırmızı neon yaprağı
    asmalımesçit'te dolmuş durağı
    yarı gece açıkça geçilmiştir
    meçhul kaatillerin bıraktığı
    bir silah gibi parlıyor şiir

    uykusuzlukların ateş aldığı
    gece barlarında içkiler zehir
    kınından çıkar öfke bıçağı
    sabaha karşı cinayet işlenir
    ölen kim aslında öldüren midir
    besbelli hiç anlaşılamayacağı
    karakolda intihara heveslenir
    bir acil serviste hazır yatağı

    korku yalnızlığın gelişmesidir
    gece hiç kimsenin kurtulamadığı
    ay şimşek mavisi belirmiştir
    bıçak parıltısıyla yalar sokağı
    sarhoş bir fahişenin ağladığı
    gözlerinde kahır birikmiştir
    sevdiği itlerin farkına varmadığı
    parasını yiyorlar allah bilir

    geceleyin beyoğlu ışık mezarlığı..


    A.A


    İHTİYARLAR BALLADI


    onlara ün mü gelir bazı bir ses mi duyarlar
    yumuşak bir kedere ufalır bakışları
    idam mahkûmlarıdır aslında ihtiyarlar
    ölüme koşullanmış bütün davranışları
    yorgun öksürükleri oturup kalkışları
    yaşayıp durmaktan gizlice utanırlar
    her gece artık gitmek vaktidir sanırlar
    geçmiş günlerinden bir destek aranırlar
    uysal bir gülümseme tek sızlanışları
    idam mahkûmlarıdır aslında ihtiyarlar
    ölüme koşullanmış bütün davranışları..


    A.A


    İKİ YÜZLÜ MELEKLER


    sayende sayeban olduk İstanbul şehri
    sayende sebil olduk aç kaldık sefil olduk
    yıldızlar dem çekti güvercinler gibi başucumuzda
    ve yaktı perişan eyledi sine-i sad-paremizi
    saplanıp hançer misali bir hilal
    sokaklar serseri biz serseri
    yüksekkaldırım’da
    bir cezayir şarkısını dile getirdi plaklar
    cadde-i kebir: bütün ışıklarını yakmış bir gemidir
    sinemalar nerdeyse boşalacaklar

    vay anam vay
    sen ne dersin İstanbul
    sen garip bir şair olsan söyle ne halt edersin
    kimin gücü yeterse kahretsin pazarlığı
    sefalet akıyor gürül gürül sokaklardan
    yol üstünde bir şehvet çarşısı tıklım tıklım
    yol üstünde sevda pazarlığı aşk pazarlığı
    kurtulmadık gitti bu denlü kepaze hayattan
    hep böyle gecelerin koynunda yaşadık
    geceler serseri biz serseri
    karakoldaki aynada safran gibi kirli yüzümüz
    gözlerimiz hasta gözleri ellerimiz hasta elleri
    kırılmış kavala dönmüşüz

    sen söyle serseriler kıralı İstanbul
    sen söyle iki gözüm
    hangi merhem çaredir şu bizim yaramıza
    yel üfürdü su götürdü gençliğimizi
    elimiz boşa geldi meydanlarda kaldık
    meydanlar serseri biz serseri
    sağımız sefalet solumuz ölüm
    işte geldik gidiyoruz
    kahrolasın
    kahrolasın İstanbul şehri..


















  2. #12
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    İKİNİZDEN HANGİNİZ


    ikinizden hanginizin
    saçları gece laciverdi siyah
    yıldız tozundan ışıltılı
    ve zengin

    bakır çalığı gözleri
    derin
    yer yer
    eflatuna çalıyor

    ikinizden hanginizin
    nemli dudakları fuschia
    kirpikleri kaşlarına dolaşık
    ağzı fena halde aşık
    başladığı her öpüşte kalıyor

    ikinizden hanginizin
    neyi noksan neyi fazla
    ikinizden hanginize sorsan
    her defasında
    kendisini ötekisi sanıyor
    çok fena aldanıyor

    sahi siz
    hanginiz
    hanginizsiniz ?


    A.A


    İSTANBUL AĞRISI


    Kanatları parça parça bu ağustos geceleri
    Yıldızlar kaynarken
    Şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
    Sen
    Eğer yine İstanbul'san
    Yine kan kopuklu cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
    Pançak pançak şiirler tüküreceğim
    Demek yine ben
    Limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
    Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
    Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları
    Mavi asfaltlara çökmüş
    Diz bağlıyor
    Eğer sen yine İstanbul'san
    Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
    Sirkeci Garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
    İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa'dan
    Anadolu üstlerine bakıp bakıp
    Ağlayan
    Sen eğer yine İstanbul'san
    Aldanmıyorsam
    Yakaları karanfilli ....... eğer beni aldatmıyorsa
    Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
    Yine senin emrindeyim
    Utanmasam
    Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
    Kendimi yani şu bildiğim Atilla İlhan'i
    Zehirleyebilirim
    Sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
    Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
    İmtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den
    Tophane İskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş
    Direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şöförler
    Uykusuz dalgalanıyor
    Ulan İstanbul sen misin
    Senin ellerin mi bu eller
    Ulan bu gemiler senin gemilerin mi
    Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
    Liman liman götüren
    Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
    Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
    Neden durmaksızın imdat kıvılcımlari fışkırıyor
    Antenlerinden
    Neden
    Peki İstanbul ya ben
    Ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
    Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas
    Ya benim kahrım
    Ya senin ağrın
    Ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
    Çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
    Burgu burgu içime boşalttığın
    O senin ağrın
    O senin
    Eğer sen yine İstanbul'san
    Yanılmıyorsam
    Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
    Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
    Satır satır okumak istediğim
    Sen
    Eğer yine İstanbul'san
    Eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
    Ulan yine sen kazandın İstanbul
    Sen kazandın ben yenildim
    Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
    Yine emrindeyim
    Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
    Parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
    Hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
    Yanılmıyorsam
    Sen eğer yine İstanbul'san
    Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
    Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
    Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
    Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
    Kaç kere yazdım kimbilir
    Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
    1949 Eylül'ünde birader mirc ve ben
    Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
    Sana taptık ulan
    Unuttun mu
    Sana taptık.


    A.A


    JİLET YİYEN KIZ


    o kızı nerede nasıl görsem
    aklımı başımdan alır ağzı
    saçları şıra köpüğü desem
    kaşları bıçak izi kırmızı

    yakut pulları mı? bu ne görkem
    kanlı gözbebeklerindeki yazı
    beni nasıl büyüledi bilmem
    kirpikleri örümcek kırmızı

    kızıl demirden bir ünlem
    salınması yangın yalnızı
    korkmasam öpmeye eğilsem
    dişleri elektrik kırmızı

    çarpılmışım başım sersem
    sevdim jilet yiyen kızı
    göğsündeki kumrulara değsem
    gagaları zehirli kırmızı

    gece gündüz tek düşüncem
    kasıklarımdaki ince sızı
    artık kimseyle sevişemem
    anladım sevişmek kırmızı

    jilet yiyen kız merih'li gecem
    birlikte bulacağız belâmızı
    sonumuz kuşkusuz cehennem
    kırmızı kırmızı kırmızı...


    A.A


    KADINLAR SONBAHAR


    Kadınlar sonbahar yapraklarını dökmeye başlar
    Titrek dudaklarında sarışın bir keder
    Nabız kaybolur kan susar dolaşım yavaşlar
    Sisli bir nebuloz gökte yazılmamış şiirler

    Dargın sevgililer yalnızlıklarına uzaklaşıyor

    Anlaşılmaz çocukluğun ortaokullarından ders zilleri
    Kilitli defterlerde kurutulmuş menekşeler
    Tehlikeli yolculukların kanat çırpan mendilleri
    Sazdan saza azalan hicranlı köçekçeler

    Dünkü delikanlıları yaşlılığa taşıyor

    Eylül şehirleri yağmurlu gürültülerle alır yerlerini
    Deniz kahvelerinde son kadehlerde bulutlar birikir
    Ilık bir aydınlıkla yıkayıp yorgun ellerini
    Görgülü ihtiyarlar bir bir ortalıktan çekilir

    Yaşlandıkça insan dünya başkalaşıyor.


    A.A


    KALK GİDELİM KADINLAR BALLADI


    Sabit dudak ruju epeyce telefon
    Kirpikleri devirip göğüs geçirmeler
    Burnu rendelenmiş memeleri silikon
    Ağızlıkla çakmağın alevini içmeler
    Yarı ömrü meyhane yarısı berber
    Aşk faslını unuttuk
    Hey Allah pardon
    Yuvası aşk yuvası görkemli salon
    Kapısı vızır vızır spor mercedes'ler
    zar saydamı bluz bluejean pantolon
    Kadın erkek farketmez asıl olan çekler
    Lafı hiç uzatmaz sevişmeye geçer
    Az buz kazanmıyor
    Gecesi üç milyon
    Kalk gidelim kadınları bu ne ilk ne son..


    A.A


    KAPTAN -1


    eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum

    gece yarısını yaşamaktan yorgunum

    ayazın avucunda unutmuştun ellerini
    önünden geçtiğim halde beni tanımadın
    ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
    şiirlerim kül rengi kumrular gibi uçuşuyorlar
    bakır çalığı göklere katiyyen tahammülüm yok
    hele paris’in gökleri aklımı başımdan alıyor
    bana seni senden evvelki poitiers’li kızı
    hatırlatıyor

    ayazın avucunda unutmuştun ellerini

    karanlığın arkasında kıvılcım gözlü orospular
    gölgelerine yaslanmış evliya gibi bekliyorlar

    ışıklar kırmızı yandığı zaman duracaksın

    ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
    soğuk gözlerinde buğulanmıştı ölsen tanıyamazdın
    hatta ricardo bile hani vatansız ricardo
    burnumun dibinden geçti geçen gün beni tanıyamadı
    oysa au vieux chatalet’de akşam sabah beraberdik
    üçümüz viyana kahvesi ve sıcak rom içerdik
    üstelik o krapfen severdi güzel olurmuş rivayet
    neden ve nasıl sevdiğini anlayamadım gitti

    yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim

    montmarte metrosu civarında seni gözden kaybettim
    o zenci yine arkanda mıydı hiç dikkat etmedim
    ağzında yoksul bir ıslık ıslak bir cigara gibi
    sidney bichet’nin caz havalarını çiğneyip tüküren
    o saklasın varsın seni sevdigini biliyorum ben
    yüzünün renginden geliyor bütün üzüntüsü

    bir gazete aldım ama evde okuyacağım

    kahvelerden birine girip bir grog ısmarlasam
    seni öldürmek için çareler tasarlasam
    sükut bembeyaz buz tutsa bıyıklarımda
    ve türküm kaybolsa sessizliğin hırçın türküsü
    ve ben unutulsam yazdığım şiirler
    senin için yazdıklarım herkes için yazdıklarım
    eski padişahlar gibi unutulsa birer birer
    ve ben seni unutsam hiç hatırlamasam
    ellerim oldum olasıya seni unutsalar

    yarı gecenin içinden bir zenci sütbeyaz bakıyor
    rue lafatette’de dünden bugüne geçiyorum
    eflatun gözlerini bir grog kadehinde unuttum..


    A.A


    KARANTİNALI DESPİNA


    bir gül takıp da sevdalı her gece saçlarına
    çıktı mı deprem sanırdın ' kara kız ' kantosuna
    titreşir kadehler camlar kırılır alkışlardan
    muammer bey'in gözdesi karantina'lı despina

    çapkın gülüşü şöyle faytona binişi kordelia'dan
    ne kadar başkaydı her kadından her bakımdan
    sınırsız bir mutlulukta uyuturdu muammer bey'i
    ustalıkla damıttığı o tantanalı aşklarından

    işgal altüst etti nasıl da izmir'de her şeyi
    öğrendi kullanmasını despina bu yanlış geceyi
    körfez'de parıldayan yunan zırhlılarına karşı
    miralay zafiru'yla ispilandit palas'ta sevişmeyi

    gemi sinyallerinin gece bahçelere yansıması
    havuzda samanyolunun hisarbuselik şarkısı
    demlendikçe yalnızlığı aydınlanıyor muammer bey
    olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması..


    A.A


    KIRMIZI PAZAR


    Kız sen burda yeni misin peki leyla nerde
    Hani çekirdek gözlüm örümcekten korkan
    Kim ulan beni herkes tanır git patronuna sor
    Elektrikçi ihsan dedin mi içkide üstüme yoktur

    Leyla güzel kızdı ben böyle göz görmedim
    Sen de güzelsin bak omuzların mesela
    Biz elektrikçi kısmı karanlıkta güreşiriz
    Ölüm tellerde ıslık çalar gözümüz pektir
    Saçların kendinden mi sarı boyadın mı
    Öyle örtülü bakma içimi karıştırıyorsun

    Buranın tesisatını biz yaptık cahit'le beraber
    Düğmeye şöyle dokun süt gibi aydınlık
    Cahit askere gitti bak leyla da gitmiş
    Geceleri uyku tutmuyor işin yoksa cigara iç
    Yıldızlar boğazıma dizili inanmazsın
    Dilsiz misin nesin bir şey söylesene
    İstanbul'dan mı geldin yalnız mısın ?


    A.A


    KİM KALDI ?


    silah atılmıyor
    güvercin şakırtısıdır
    şafakta yaldızlanan
    şadırvanda su
    ıhlamurlarda ezan
    görkemli bir namaz uğultusu
    heyhat
    hamzabey cami-i şerif'inden kim kaldı
    kim kaldı eski selanik'ten
    laternalar sustu
    sürahiler tenha
    tek kibrit çakılmıyor
    kim kaldı ittihat ve terakki'den
    o jöntürkler ki - `hariçten
    evrak-ı muzırra celbederlerdi' -
    o fedailer ki barut öksürürler
    sakal tıraşları mavi
    kırmızı bıyıkları biber
    kim kaldı
    müdafaa-i hukuk cemiyeti'nden
    avcı ceketi
    körüklu çizme
    astragan kalpak
    bazen `ittihatçı'
    hafif `iştirakiyun'
    öfkeli kaşları salkım saçak
    kumral bıyıkları mahzun
    hani felaket tütün içerler
    ceplerinde idam fermanları
    bellerinde Söğüt yaprağı bıçak
    ya millet meclisi'nde meb'us
    ya kuva-yi seyyarede asker
    kadehlerde rakı
    nazlı beyaz
    vaniköy korusunun `teşrinler'deki sisi
    gramofonda incesaz
    meyhane musikisi
    o şenliklerden heyhat kim kaldı
    ezeli dalgınlığımızın ıslığıdır ney
    keman yanlış anlaşılmasından tedirgin
    utlar vahim sorular soruyor
    öldü nazım samilof sarı mustafa
    yıkılmış strasnoy ploscat'ın saat kulesi
    eski bolşeviklerden kim kaldı ?


    A.A


    KİM O?


    kapının ziliyle sıçradım
    gecenin saat üçü
    açtım baktım
    kimseler yok

    zili duyduğum kesin
    birisi çalmış olmalı
    gelen yoksa ben miyim
    kırk yıl daha genç
    polisten bırakmışlar..















  3. #13
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    KİMİ


    Kapıyı açık bırak
    Hiç kimse görmese de
    Belki biri gelir
    Elsiz ayaksız
    Varla yok arası
    Hanidir bekliyorum..


    A.A


    KORKUNUN İSİ


    kederli bir ağustostu
    mehtabı ölüm tehlikesi
    tellerde bir vınlama
    elektriğin titremesi
    adeta gümüş kaplama
    yağlı beyaz bir taksi
    bebek'te unutulmuştu
    cihangir'e son müşterisi

    gece böcekleri sustu
    kadın değil koyu sinema
    bir renkli film güzelliği
    içi hayli eskimiş ama
    yosmalığı kusursuzdu
    cıgara bir cıgara daha
    besbelli eksiklendiği
    dolmabahçe'de kustu

    hem sarhoş hem huzursuzdu
    hayatı büyük bir yanılma
    pektaş holding'in metresi
    yani sırılsıklam mutsuzdu
    kul köle olmuştu adama
    gençken ne kadar korkusuzdu
    yaşlandıkça artıyor endişesi

    gecelerdir uykusuzdu
    bu da gelmişti başına
    herhalde başka bir kız buldu
    etine dolgun genç irisi
    adam ondan soğumuştu
    az kaldı kovulmasına
    kederli bir ağustostu
    acı sular geliyor ağzına
    gözlerinde korkunun isi..


    A.A


    KORKUNUN KRALLIĞI


    geceleri bir ıslık
    penceremin altında birileri
    beni çağırıyorlar
    (yoksa yanılıyor muyum)
    koşup bakıyorum kimseler yok
    sarayburnu'nda sis düdükleri
    mektuplarım kayboluyor posta kutusundan
    birileri çalıyor ama kim
    geçen akşam yağmuru değiştirdiler
    yumuşak başlamıştı tatlı ve ılık
    nasıl olduysa kestiremedim
    az sonra sülfirik asitti gökten yağan
    (cam iplikleri halinde yağıyor
    değdiği yeri eriterek
    duman duman)

    biryerlere gidecek oluyorum
    ardımda birileri
    hayal meyal varla yok arası
    cigaralarını avuçlarında saklamış
    gözlerinde aynalı güneş gözlükleri
    (bilmem yanılıyor muyum)
    daha dün geceyarısı
    telefonda birileri
    fakat konuşmuyorlar
    bir bubi tuzağı sessizliği hüküm sürüyor
    türlü olasılıklarla yüklü
    olağanüstü iri
    bir o kadar da tehditkar
    (bilmem yanılıyor muyum)
    beni dehşete düşürmek istiyorlar

    nasıl oluyor anlamıyorum
    gece yayın bitmiş televizyonu kapamışım
    ekranda ansızın birileri
    kapalı demir bir kapı gibi suratları
    gözleri ateş saçıyorlar
    gözlerinde tarifsiz bir hışım
    bıyıkları zifiri karanlık
    ele geçirebilirlerse beni öldürmek
    besbelli maksatları
    (yanılıyor muyum neyim)
    yanlış bir mıknatıs fırtınası içindeyim
    şişe yeşili şerare atlamaları
    şurup kırmızısı çakıntılar
    sağım solum her tarafım elektrik
    korkuyorum
    korktuğumun bilincindeyim
    birileri
    şalteri indirdi indirecek
    işim bitik..


    A.A


    MARIA MİSSAKİAN


    yüksekkaldırım'da bir akşam
    maria missakian'i düşündüm
    eğer kendimi bıraksam
    yağmur olabilirdim yağardım

    kasım'da bir çınar olurdum
    yaprak yaprak dökülürdüm
    kalbimi sıkı tutmasam

    döküp saçıp boşaltsam
    içimde yükselen şiiri
    kaldırımlara döküp harcasam
    gözleri balıkçıl gözleri
    dudaklarında tutup rüzgarı
    maria missakian adında biri
    gelse göğsüne kapansam

    gece gölgesine sokulsam
    gökyüzünde bulutlar büyüseler
    yağmuru dinlesem anlatsam
    şimşekler kırılıp dökülseler
    bizi sokaklarda bıraksalar
    leylekler üşüyüp gitseler
    dönüp arkalarına bakmadan

    yine akşam oldu attilâ ilhan
    üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
    belki paris'te maria missakian
    avuçlarında bir çarmıh acısı
    gizlice bir sefalet gecesi
    çocuğunu boğarmış gibi boğup paris'i
    sana kaçmayı tasarlar her akşam..


    A.A


    MEMLEKET HAVASI


    Bu bizim gökler gibisi hiç bir dağda çatılmamıştır
    Yıldızlarımızın titremesi yüreğine deprem indirir
    Hiç bir yerde bu denize bu acı tuz katılmamıştır
    Topraktan sağdığımız pekmez güneşin başını döndürür..


    A.A


    MEVSİMİDİR


    mevsimidir
    müphem bir meltem yoklar dal uçlarını
    gizlice ürperir yaseminler
    körfezde deniz dalgın
    bilinmez hangi aşktan arta kalmış
    vahim bir yalnızlığı dinler

    mevsimidir
    artık erken kararır sular
    her biri bir bulut ardına sinmiş yıldızların
    korular terk edilmiş
    ağaçlar duman duman
    yalılar tenha
    kanlıca ilk yağmurla serinler

    mevsimidir
    nedense ölmeye heveslenir insan
    uzaya
    bir avuç yıldız tozu gibi savrulmaya
    rayından çıkmıştır yaşamak
    bir eskimişlik duygusu nereye baksan
    gücü yetmez kimsenin kimseyi kurtarmaya
    çünkü ne güzeller
    zehir zemberek güzeldir artık
    ne zehir zemberek çirkindir
    yeni çirkinler..


    A.A


    MİKAHA


    Tanrının sokaklarda yalnız dolaştığı zaman
    Adına kör karanlık diyorlar
    Güneş de üç-buçuk aylık piçini düşürecek bulvarlara

    Hıncımdam Makon'da bir Çinli’ye gözlerimle söveceğim
    Saygon'da bir otel odasında bulacağım seni
    Ellerini Portekiz'de unutmuş olacaksın
    Gümrüksüz gireceksin düşlerime çırılçıplak
    Beyrut’ta uçağı kaçıracağım Mikaha
    Sana dönmek mi bir daha
    Tövbeler olsun...

    Özlediğin bu muydu yoksa
    Tutkulu bir kelepçe vurdular yüreklerimize
    Adına aşk diyorsun
    Oysa balıklar Singapur'dan getirmemişlerdi
    Ağızlarında bu tutkuyu
    Roma'da kendini satan bir kadın görüp
    Kadınlığından utanmıştın
    Melekliğinden utanan şeytanlar gibiydin
    Sen de yüreğini ellere sattın Mikaha!
    Sana dönmek mi bir daha
    Tövbeler olsun...

    Bak yine inanasım yok işte
    Sensiz geçmezdi bu mevsimler
    Bulvarlara kar yağmazdı
    Gecenin kör karanlığında
    Tanrı bizim için ağlamazdı
    Sevmeyi sevilerek öğrenmiştik
    Tanrı'ya da biz öğretmiştik üstelik

    Belli ki sevmeleri de bırakamıyorum artık
    Tanrının da gözyaşları tükendi artık Mikaha!
    Sana dönmek mi bir daha
    Tövbeler olsun...

    Kolay diyorsun
    Gel bir de sen yaşa sensizliğimi
    Yalan söylüyor Kuveyt'li petrol kralı
    Beş gece içmez sana yüzük alırdım
    Gözlerini Pire'li tayfalara çaldırdın
    Belki Hong Kong'da bir şişe pirinç rakısına satarlar
    Belki de ucuzundan ölmeyi göze alırsın
    Ama sen; ölmüyorsan-ölemiyorsan-ölemeyeceksen
    Paris benim kentim değil ki
    Bu serseri izler senin izlerin Mikaha!
    Sana dönmek mi bir daha
    Tövbeler olsun...

    Bak bu mezarı benim için kazdılar
    Bu çiçekleri dişi eller getirdi
    Sözüm var
    Ölürsem erkekçe öleceğim
    Ama sensiz ölmeyi beceremem Mikaha!
    Sana dönmek mi bir daha
    Tövbeler olsun...


    A.A


    MUHALİF RÜZGAR


    bugün pazartesi
    senin galiba beş dersin olacak
    yine salondaki aynada taradın saçlarını
    istemediğin bir şeyi yapmış olmanın öfkesi
    yine karartmış alnını
    fakat acele etmek lazım
    geç kalırsan tramvay kaçacak
    ve bir yasak levhası gibi asacak suratını
    o suratsız müdire hanım

    bugün pazartesi
    dün pazardı
    belki evde kalıp balerin resimleri yaptın
    kulağında uzak bir piyano sesi
    belki neşeliydin
    belki düşüncen vardı
    belki de yağmur gibi inerken hatıralar
    herhangi bir köşe başında
    bana rastladın

    ben senin hayatına muhalif bir rüzgar gibi girdim.


    A.A


    MUSTAFA KEMAL


    dağ başını efkâr almış
    gümüş dere durmaz ağlar
    gözyaşından kana kesmiş gözlerim
    ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
    ağlar ağlar cihan ağlar
    mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
    altmış üç ilimiz altmış üç yetim
    yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
    her geçen seni bizden parça parça götürür
    mustafa'm mustafa kemal'im

    diz dövdüm şavkı aktı sakarya'nın suyuna
    sakarya'nın suları nâmın söyleşir
    hemşehrim sakarya öksüz sakarya
    ankara'dan uçan kuşlar
    kemal'im der günler günü çağrışır
    kahrolur bulutlara karışır
    gök bulut yaşmak bulut
    uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
    divan durmuş bekleşir
    mustafa'm mustafa kemal'im

    nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
    çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
    sol yüzünde güneş südü sıcaklık
    ellerinden öperim mustafa kemal
    senin dalın yaprağın biz senin fidanların
    biz bunları yapmadık
    sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal
    elsiz ayaksız bir yeşil yılan
    yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
    hani bir vakitler kubilay'i kestiler
    çün buyurdun kesenleri astılar
    sen uyudun asılanlar dirildi
    mustafa'm mustafa kemal'im..


    A.A


    MÜJGAN A AŞK ŞARKILARI


    1
    dinlerdim telâşlı kanûnlardan sarışın türkçeyi
    nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi
    ürkek bir çilenti usulca yoklardı bahçeyi
    nerde tâvus kuşları nerde müjgân'ın gençliği
    nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi

    okşamak kumrallığını içimden uysal lambaların
    beyhude ıslıklarını yakınlaşan sonbaharın
    akşam tenhalığında birlikte duygulanmaların
    saklı mutluluğuyla dalgından çok daha fazla dalgın
    nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi

    bir parça son yalnızlığa öncekiler hazırlıktır
    insan bırakmaz sevdiğini sevmek insanı bırakır
    kalırsa gözlerinin elinde yaldızı belki kalır
    ney üşür kanûn pırıldar udlar oldukça karanlıktır
    nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi


    2

    o akşam da lambamızı söndürmüştük nedîm ile
    nedîm'den bile kıskandığım sevdiğim ile
    son şarkılar dağılmıştı mevsim ile
    yalnız çamlıca'da bir ud yankılanırdı

    dünyayı tumturaklı bir yalan sayanlar
    yalanın dehşetini yaşlandıkça anlar
    nâzım'ın pirâye'yi sevdiği zamanlar
    ölse ölümünden ne suçlar çıkarılırdı

    boğucu bir sessizlikte ateşten goncalardır
    o demirden şiirler ki sanki tabancalardır
    umutsuz hangi gününde el atsan ateşe hazır
    nâzım onları yazarken duvarlar çatırdardı

    gördün sessizce buluştuğunu nâzım'la nedîm'in
    lâcivert ıssızlığında yıldızlı bir serviliğin
    birinin elinde vâridât'ı simavnalı bedreddin'in
    birinin ağzında gül elinde mey kâsesi vardı

    3

    istanbul puslu karaltıyla müstef'ilün bir gemi
    duyulur padişah saltanatıyla bulutlara demirlediği
    soğuk akşamlar çalar saatlar kadife konakta
    ben uyansam da ayışığından müjgân uyumakta

    o soyut kuşlar su aydınlığında atlas yorganların
    yüz yıllık hüznüyle yüklü osmanlı zindanlarının
    pul pul dağılırlar tasalı bol yansımalı boşlukta
    ben uyansam da ayışığından müjgân uyumakta

    gece hattât yesârî'nin süzüldükçe vav kayıkları
    işlenir yeni baştan bütün sevmek yanlışlıkları
    bilmem tamamlanır mıydık bir başka yaşamakta
    ben uyansam da ayışığından müjgân uyumakta

    o şarkı söylese çalgıların korkup bıraktıklarından
    büyülü tamburların kendi başlarına çaldıklarından
    ulaşır hâfız post'a sesi yankılarla sonsuzlukta
    ben uyansam da ayışığından müjgân uyumakta

    4

    akşam kılıçlar düşürdüğü ayın ışığından boğaz'da
    müjgân mıdır bir uzak gülümsemek midir sazda
    ferahnâk'ta iyimser kötümser çarçabuk hicâz'da
    müjgân mıdır sevilmek yanlış anlaşılmak mı biraz da

    üretir sessizliği erguvanlar düşler sevdayı tamamlar
    suları yansıtır camlar cıvalı bir beyazda
    müjgân mıdır yoksa sabahlamak mı hâfız'la şirâz'da
    divanlardan gül çığlıkları horasanlı papağanlar
    şehzâde çılgınlıkları o unutulmaz yazda

    müjgân mıdır sevilmek yanlış anlaşılmak mı biraz da..










  4. #14
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    NASIL OLDUYSA


    nasıl olduysa birden adımı unuttum
    adını unuttuğum o sıcak şehirde
    yıldız alacası yüzen bir zakkum
    yanımda o hayal kız ikide birde
    yolumu gözlerine bakıp bulduğum

    sahi ben ne hırçın bir çocuktum
    ele avuca sığmaz aklı fikri şiirde
    mısra mısra başımı belaya soktum
    İzmir cezaevi dokuzyüz kırk bir'de
    kaşla göz arası liseden kovuldum

    inanmakta geç sevmekte çabuktum
    bazen yaşadıklarım aklıma gelir de
    kaç kere umutsuzluğun yolunu tuttum
    istenmeyen adam hemen her devirde
    hemen her devirde ateşten bir buluttum

    binlerce umuttan belki bir umuttum..


    A.A


    NEFESLER-4


    su dinlerim gök anlarım
    alevi tenime sığmaz
    teni canla bütünlerim
    büyür bedenime sığmaz

    demiri tavında dövmeli
    emekten ürünü sağlamalı
    yarını bugünden giymeli
    yarıyolda durmak olmaz
    değiştir ki değişesin
    karşıtınla çelişesin
    bileşim yollar uğrağı
    gelişim sınır tanımaz..


    A.A


    NEYDİ O BİR ZAMANLAR


    istanbul ve sen / neydi o bir zamanlar
    sanki gençliğime doğru yaşlanıyordum
    çengelköy'de yaz unutulmaz erguvanlar
    hangi yanıma dönsem seni bulurdum
    içimdeki lambanın kırıldığı anlar

    istanbul ve sen / sırılsıklam yaşananlar
    yanardöner bir ayna yeniden ruhum
    çengelköy'de yaz unutulmaz erguvanlar
    gözlerinin sisinde sevdalı bir yolcuyum
    hayal meyal gemiler dumanlı ilkbahar

    istanbul ve sen / ikinizden kalanlar
    tekrar tekrar ısrarla yaşayıp durduğum
    çengelköy'de yaz unutulmaz erguvanlar
    rüya mıdır gerçek mi kendi kendime sorduğum
    istanbul ve sen / neydi o bir zamanlar ?


    A.A


    NÖBET DEĞİŞİMİ


    istediğim yağmur hazır mı bakalım
    yerlerine konuldu mu soğuk katiller
    karanlığı ya gevşek dokudularsa
    öldürüleceğimden emin olmalıyım

    şimşekler gecikti herhalde unutulmuş
    acı yeşil keseceklerdi birden yolumu
    hani viraj ıslıklarıyla hain otomobiller
    sarı sarı göz kırpan trafik ışığı

    yeryüzünde çok fazla bir yalnızlığım
    başka yalnızlıklara hak tanımayan
    biliyorum kuralları bozduğumu
    yerimi uysal birine bırakmalıyım..


    A.A


    ONSEKİZ


    alnında satır gibi indirmiş kaşlarını
    ağzı yüzü kan revan içindedir
    içinde birşeye baktığı belli
    kimbilir nedir
    belki tortulu kalın bir nehir
    belki bir şehir / bir nehir gibi uğultulu
    elektrik bilemiş kaldırım taşlarını
    belki hiç olmayan sevgilisidir
    o filmden çaldığı genç kız hayali
    saçları yalnızlığına dağılmış
    belli belirsiz tutukluluk hali
    tenhalara kaçırır bakışlarını

    iki gecedir yerinden kıpırdamadı
    çenesi kilitki dudakları şiş
    karanlıkta gizlice sakal büyütüyor
    içindeki başka bir kata inmiş
    belki arka bahçeye uzak çocukluğundan
    morsalkım kokuları böğürtlen tadı
    yukarda haşarı uçurtmalar
    annesi içerde çamaşır ütülüyor
    akşama yatılı misafirleri var
    erzurum'dan
    koşma oğlum bu nasıl çember çeviriş
    az önce düştü de burnu kanadı
    belki bıyıklarında yaladığı kan

    birini çağırıyorlar onu olabilir mi
    adını hatırlasa bilmece çözülecek
    adını hatırlamıyor kaç yaşında olduğunu
    hatırladığı içindeki bir gemi
    yıllardan ilkokul belki 23 nisan
    heybeli'ye geziye gidilecek
    yol boyunca aralıksız kuş yağmuru
    gemiyle yarışan yunuslar
    maviliğin gözlerine sığmayan sonsuzluğu
    o ilk hürriyet sarhoşluğu

    korkudan ihtiyarlayabilir mi
    yirmi yaşında insan ?


    A.A


    ÖMER HAYBONUN SON GÜNLERİ


    Bir bıçak ısırmasın ömer haybo
    dişleri çıtır çıtır çelik
    yanılıp beyoğlu'na çıkmasın
    topraklüle sokağını tutmasın
    bütün şaraplar ölü kırmızı
    bütün kadınlar çabuk
    hiçbiri durduğu yerde durmuyor
    ömerhaybo'nun gözü hiçbirini tutmuyor
    haydut ömer haybo

    her gün onsekiz sularında acı siyah beyaz
    ondokuz ellibirde bir alman gemisini limandan çıkarıyor

    yirmibir buçukta alkazar sineması'nda kötü seyirci
    yarından sonra beklediğim ömer haybo
    gelmeyecek ömer haybo
    lionel hapton'a tutulmuş cazdan anlamaz
    polis romanları yazıyor acaba neden yazıyor
    parmak uçlarında bronz kuruşların madeni kirliliği
    birkaç kere öldü ömer haybo
    korsan ömer haybo

    hangi şehirde olsa sabahları yabancı
    boğulmuş geceler mahallesini bir türlü bulamıyor
    hangi otobüse binmesi lazım bilemiyor yanılıyor
    herkesin gittiği yer onun gitmeyeceği
    terazi burcunun kötümser çocuğu
    namuslu bıyıkları kirli siyah
    ah ömer haybo..


    A.A


    PUSUDAKİ


    Gece bir anda yıldız
    Bahçe bir anda çiçek
    Uzaktan denizin kokusu
    Karanlıkta kımıldayan böcek

    İçimi bir anda
    Aydınlatır mimozalar
    Bir anda yaşamak yeniden güzel
    Yepyeni bir aşk
    Pusuda hazır.


    A.A


    RAST "ZENCİ" PEŞREVİ


    4. Sunturlu Bir Karanlık

    dudakları ateş aldı narçiçeği
    sonra tırnakları dikenli alev
    yer gök yangın sıcağı sarışın
    gümüş bir çil lira parlaklığı
    şehveti kristal gibi tınlıyor

    sunturlu bir karanlık edinmeli
    taşkömürü siyahlığında bir gece
    niye zenci bir herif olmasın
    bıyıkları masmavi mıknatıslanmış
    duman fışkırıyor erkekliğinden

    o kadar acıkmıştır ki aydınlığı
    doyurmaya bir gece yetmeyecek
    birkaç zenciyi kolayca içerebilir
    gözeneklerinden sızmalı karanlık
    bütün deliklerinden içine dolmalı

    'Ayıp resimler' bölümünden...

    -5.

    epeyce yaşlı
    hantalca biraz
    kapılardan sığmaz
    erkek güzeli kadın
    omuzları geniştir bilekleri kalın
    gülmesi ısırmayı andırıyor
    ensesi tıraşlı
    kül rengi saçlarını 'erkek' kestirmiştir
    sık sık
    arkaya tarıyor

    balkonda rakı sofrası her akşam
    eski hovardalar gibi 'ahkâmla içer
    'felekten kâm alıyor'
    radyoda hüzzam faslı
    çamlıca'da mehtap
    tamam
    arasıra çok fena dalıyor
    cigara paketinin arkasına hesap
    aybaşında emlak vergisi
    hisar'daki arsaya ne verirler
    bekir'e yaş günü hediyesi
    bakkala hesap
    beşer biner

    kıvırcık
    gece mavisi kirpikler
    bunlar göz müdür göl yansıması mı
    kadın güzeli erkek
    gizli aynalarda kaşlarını alıyor
    her defasında incelterek
    bulutlarda kaçıcı bir ışık mıdır
    şüpheli bir erkekliğe karışması mı
    tehlikeli bir kadınlığın
    zehirli bir sarmaşık mıdır
    yaprakları nemli
    salyası yapışkan
    bir türlü tutamadığın

    erkek güzeli kadın
    kadın güzeli erkek
    dibinde fosforlu bir karanlığın
    sabahlara kadar boğuluyorlar
    nefes nefese sevişerek..


    A.A


    RİNNA-RİNNAN-NAY


    melengecin dalında çifte sığırcık diley çifte sığırcık
    ciğerime ateş değdi öley diley öley gencecik
    zehir pamuk ırgatlığı gavur gündelikçilik

    rinna-rinnan-nay
    yüreğim bölündü lay
    damarlarım delindi
    kan gider kan gider

    melengecin dalında çifte saksağan diley çifte saksağan
    boynumda dönüp batır öley diley şol kahbe devran
    ağlarım bir yandan kan kusarım bir yandan

    rinna-rinnan-nay
    ellerim kırıldı lay
    gözüm seli duruldu
    kum gider kum gider

    melengecin dalında çifte güvercin diley çifte güvercin
    eğnimde göynek yok öley diley ayağım yalın
    ölürsem kahrımdan öldüğüm bilin

    rinna-rinnan-nay
    yollarım kapandı lay
    bulutlar parçalandı
    gün gider gün gider

    melengecin dalında çifte ispinoz diley çifte ispinoz
    azıktan yetimim öley diley katıktan öksüz
    dirliksiz düzensiz hanidir hürriyetsiz

    rinna-rinnan-nay
    künyemiz yazıldı lay
    kervanımız dizildi
    can gider can gider..


    A.A


    SAÇLARIN ÖRÜLMÜŞ OLMALI


    Seni birden hatırlarım akşamlar içinde
    fevkalade tatlı bir sesin söylediği
    şöyle kolay dokunaklı aydınlık ve temiz
    gittikçe yakınlaşan bir melodi gibi
    kalbim artık ürperen bir mandoline benzer
    ne güzel şeydir seni hatırlamak

    saçların örülmüş örülmüş olsun
    ve beyaz ellerin geceye karşı çıplak
    porselen tabakta yıkanmış kayısılar
    yere düşmüş bir kitap bir şiir kitabı
    içinde hürriyetten bahseden mısralar

    insan bir düşünse ne çok şey bulabilir
    hatırlamak gülmek ve ağlamak için
    arzularımız nereye sürüklüyor bizi
    neredeydik hangi rüzgara karıştık
    ve şimdi ne tür manzaralar çekiyor
    karanlık içinde açılmış gözlerimizi

    saçların mutlaka örülmüş olmalı
    mektepli bir kıza benzemelisin
    aklında kimbilir kimden bir mısra
    gözlerin nur gibi parlasın saadetten



















  5. #15
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    SALI SABAHA KARŞI


    salı sabaha karşı telefonla sıçradım
    ay batıyor / aynalarda giyotin aydınlığı
    gecenin bu saatinde beni kim arayabilir
    dizimi uyku sersemi bir iskemleye çarptım
    kıvılcımlar dizi dizi her yanıma dağılıyor

    doktor sabiha desem yıllar var konuşmuyoruz
    kanser diye duymuştum sol göğsünü almışlar
    şu anda izmir'de midir ne yapıyor kimbilir
    son defa hastahanenin avlusunda konuşmuştuk
    steteskobu / beyaz gömleği / soğuk ecza kokusu
    sesi dargın söyledikleri yorgun ve umutsuz

    sakın mırç olmasın parmaklarıyla oynayan
    yerli yersiz aramak onun marifetidir
    olmayacak şeylerden birden heyecanlanıyor
    radyodaki parazit / asansörün uğultusu
    bütün gün korkusunu camlarda görmemek için
    traş aynasında bırakır gözlerini sabahtan
    o kadar yalnız ki yabancılarla selamlaşıyor
    tek başına ne tartışmalar sokaklarda geceleyin
    ben de tuhafım / nereden aklıma gelebilir
    mırç çoktan ölmedi mi / genç sayılırdı doğrusu
    içimdeki şehirlerde demek gizlice yaşıyor

    ister misin aramak aysel'in aklına essin
    plaj güzeli aysel'in / istanbul'da bir zamanlar
    küstah sarışınlığını kristal bir zırh gibi
    gururla taşırdı / dibinde şimdi rakı şişelerinin
    her gece olay çıkarıyor / arkasından karakollar
    tozlu ışıklarıyla karanlıkta bir gemidir
    polisleriyle küfür kıyamet bana telefon ettiği
    öksürükten boğularak / suratı bütün ter
    nerde eski aysel / nerde jeanne d'arc güzelliği
    içtiği için mi korkar korktuğu için mi içer

    salı sabaha karşı telefonla sıçradım
    ay batıyor / aynalarda giyotin aydınlığı
    gecenin bu saatinde beni kim arayabilir
    elektrik tozlarının iyice boğuklaştırdığı
    ses bildiğim bir ses / kimindir çıkaramadım
    ' -ben suat'ım / sizi terminal'den arıyorum
    iner inmez aradım / galiba izliyorlar
    istanbul çok değişmiş / yalnızım çok yabancıyım
    gidecek başka yerim yok / korkuyorum..


    A.A


    SEN BEYAZ BİR KADINSIN


    asıl büyük sarhoş benim
    uzaktaki
    ben ki tek damla şarap içmedim
    ekmeğin beyaz zeytinin siyah
    olduğunu biliyorum
    asıl büyük sarhoş benim
    uzaktaki
    benim kusturucu sarhoşluğum
    yoksulluğum

    yüzüme bakmasan da
    yağmura düşürsen de gözlerini
    gözlerime bakmasan da ne kadar
    o kadar aydınlığın gökyüzüme uzanıyor
    uykularımda nefesinin sıcaklığı
    o kadar
    hangi akşam kapımı çalan sen değilsin
    sen değil misin gizli bir kıvılcım gibi
    gözbebeklerimde duran
    umutsuzlandığım her akşam
    senin rüzgârın almıyor mu
    uğultulu yorgunluğumu
    yoksulluğun eşiğinde kapaklandığım zaman
    ellerimden sımsıkı tutmuyor mu senin
    iyimserliğin

    ben bu tezgâhı kurdumsa senin için kurdum
    senin için dokuduğum basma ve pazen
    denizin yeşilinden süzdüğüm balık
    göğün mavisinden çaldığım kuş
    senin için
    felsefe okudumsa
    iktisat okudumsa gece yarıları
    boğazım kurumuş içim bir kalabalık
    sıcacık mısralar okudumsa yunus' dan
    senin için okudum
    geceyarıları

    sen beyaz bir kadınsın
    uzaktaki
    GÖZLERİN AKLIMDAN ÇIKMIYOR
    sen beyaz bir kadınsın
    karanlıkları dinleyen
    uzaktaki
    sarmaşıkları duyuyor musun rüzgârda
    yorgun başını
    üşümüş yastığına koyuyor musun
    uyuyor musun ?


    A.A


    SEN BURDA BİR YABANCISIN


    bu rüzgarın tadı senin hiç tatmadığın
    bu yolcular bilmediğin bir yerden geliyor
    konuştukları dil ömrünce duymadığın
    gözlerini sakla sen burda bir yabancısın
    akşam tren raylarına yağmur yağıyor

    devrilmiş bu sokak ayak basmadığın
    çarmıha gerilmiş afişler ıslanıyor
    karanlıkta bir kadın tanımadığın
    bir şeyler söylüyor anlamadığın
    şüpheli oteller üstüne geriniyor
    sen burda bir yabancısın saklanmalısın
    akşam tren raylarına yağmur yağıyor.


    A.A


    SEN YOKSUN


    sen yoksun
    deniz yok
    yıldızlar arkadaşım
    ya bu gece harika bir şeyler olsun
    yahut bir bomba gibi
    infilak edecek başım

    ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
    istanbul minareler odamda gibi
    gökyüzü temiz ve parlak
    işte kolkola girmiş en mesut günlerimiz
    muhalif bir rüzgar karşı sahilden

    fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
    havada kanat sesleri
    ve çılgın kokular

    deniz yok
    yıldızlar uzaklaşıyor
    ben yine yalnız kalıyorum
    istanbul minareler kaybolmuş
    sen yoksun...


    A.A


    SERÜVENİN SONU


    yankılanır
    abanoz sokağı'ndan
    fahişelerin tamtamları
    tamtamları
    ingiliz sarayı iki adımlık yer
    viyana oteli tenha bir liman
    koridorlarında bıyıkları ıslak
    gözleri kan çanağı
    yalnızlık adamları
    adamları

    305'te şüpheli bir cıgara
    ucunda tel tel dökülen bir çocuk
    ne yanına dönse simsiyah
    yağmurun kederli camları
    camları
    birini bekliyor ama kimi
    elleri ter içinde teri soğuk
    kapıyı dinler arasıra
    akşamları
    militan akşamları

    yukardaki odalar bütün boş
    fakat merdivenlerde fısıltılar
    belli belirsiz ayak sesleri
    birileri mi var
    o mu çok sarhoş
    siyasi polis olmasın
    yoksa serüven bitti mi
    anlaşılmaz telefonlar çalıyor
    karanlık anlamları
    anlamları..


    A.A


    SİLAHLI DÖRT BESMELE


    Dört atlı Sarıgöl Boğazı' na devrildiler
    Rüzgârı burunlarıyla biçip arkalarına dökerek
    Kara sular gibi boşandı gecenin boşluklarından
    Köpek havlamaları
    Dört atlı Sarıgöl Boğazı' na devrildiler
    Omuzlarında çapraz tüfek , kalpaklı ve siyah çizmeliler
    Yıldız yıldız sıyrılıp akıyor
    Padişah karanlığında mahmuzları
    Hafız Ahmed' in değirmeninde ateşin başına oturdular
    Önce bir soğan kırdılar
    Dut pekmezi ve yoğurt sordular
    Bıyıkları tekmil ayaktaydı
    Müslüman ve hilâl biçiminde
    Sonra erkekçe yatsıyı kıldılar
    Çakal gözleri saattaydı, kulakları köpek seslerinde
    Acı tütün içilip, sonra bir vakit konuşuldu
    Cezveler sürülmüş ocaktaydı
    Atının dizginlerine olduğu kadar
    Her birisi kendi ölümüne sahip
    Bir ordu gibi savaşmak kudretinde
    Bir umutları Kemâl Paşa' daydı
    Öbürü Ankara Hükümeti' nde
    Hızlı solumalarla kımıldanıyordu karaağaçlar
    Ahırda bir beygir aksırdı
    Munzur Dağları' nın üstünü bir tamam tutmuş
    Yıldızın neyin kalabalığı
    Yukarılarda kar altındaki köylerde
    İhtimal öfkeli kurtlar dolaşıyor
    '-... Kemâl Paşa' dır çağırdı
    Demirhan Oğlu gitmemiş olmaz
    Sakarya toprağında erkekler sofrası kurulmuş
    Ahkâmlı köşkemli savaşılıyor
    Yazılmışsa biz dahi azrailin ekmeğinden tadacağız
    Şehitlik mertebesini
    Yaşamak cihetinde makbul tutacağız'
    'Ankara Hükümeti ne demek
    Maraş' ta üzümler parmaklarımızdan damlamıyor mu
    Gümüşâne üzerinde elmalar Amasya' da
    Adam tarafımızdan yenilecek
    Ayrıca zeytinin yağı ineğin yoğurdu
    Anteb' in bulaması da
    Adam
    Hünkâr kullarının sabanına koşulmayacağız
    Biz her nokta-i nazardan insan olmalıyız
    Acılar gördük
    Bunun sebebi dünyanın vaziyetini anlamadığımızdır
    Fikrimiz zihniyetimiz medenî olacaktır
    Şunun bunun sözüne ehemmiyet vermeyeceğiz
    Medenî olacağız
    Bununla iftihar edeceğiz
    Gözleri iyice birbirinden ayrık
    Kaşları düz kirpikleri insafsızca kalabalık
    Kısa boyları ve yaylı ayaklarıyla adamakıllı Türk
    Bakırcı Hasan, Demirhanoğlu Sadık, Paşoların Süleyman ve Hacı Yörük
    Silahlı dört besmele halinde göğe baktılar
    Sabahın ilk horozları çırpınıyordu
    Besbelli sabahın ayazından ufarak yıldızlar tevatür kırılıyordu
    Bir kuvayı milliye sabahının kapısını açtılar
    Karadeniz' deki en son limanımız kadar
    Rüzgârlı kızgın ve açıktılar
    Sonu yoktu hiddetlerinin ve ümitlerinin
    Bir millet olarak çıktılar Sarıgöl Boğazı' ndan
    Kendinden ve hürriyetinden emin.


    A.A


    SİSLER BULVARI


    elinin arkasında güneş duruyordu
    aylardan kasımdı üşüyorduk
    ağacın biri bulvarda ölüyordu
    şehrin camları kaygısız gülüyordu
    her köşe başında öpüşüyorduk

    sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
    omuzlarımıza çoktan çökmüştü
    kesik birer kol gibi yalnızdık
    dağlarda ateşler yanmıyordu
    deniz fenerleri sönmüştü
    birbirimizin gözlerini arıyorduk

    sisler bulvarı'nda seni kaybettim
    sokak lambaları öksürüyordu
    yukarda bulutlar yürüyordu

    terkedilmiş bir çocuk gibiydim
    dokunsanız ağlayacaktım
    yenikapı'da bir tren vardı

    sisler bulvarı'nda öleceğim
    sol kasığımdan vuracaklar
    bulvar durağında düşeceğim
    gözlüklerim kırılacaklar
    sen rüyasını göreceksin
    çığlık çığlığa uyanacaksın
    sabah kapını çalacaklar
    elinden tutup getirecekler
    beni görünce taş kesileceksin
    ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

    sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
    ıslak kaldırımlar parlıyordu
    durup dururken gözlerim dalıyordu
    bir bardak şarapta kayboluyordum
    gece bekçilerine saati soruyordum
    evime gitmekten korkuyordum
    sisler boğazıma sarılmışlardı

    bir gemi beni afrika'ya götürecek
    ismi bilmiyorum ne olacak
    kazablanka'da bir gün kalacağım
    sisler bulvarı'nı hatırlayacağım
    kırmızı melek şarkısından bir satır
    lodos'tan bir satır yağmur'dan iki
    senin kirpiklerinden bir satır hatırlayacağım
    seni hatırlatanın çenesini kıracağım
    limanda vapurlar uğuldayacak

    sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
    ağaçları yatıyordu yoksuldu
    bütün yaprakları sararmıştı
    bütün bir sonbahar ağlamıştı
    ağlayan sanki istanbul'du
    öl desen belki ölecektim
    içimde biber gibi bir kahır
    bütün şiirlerimi yakacaktım
    yalnızlık bana dokunuyordu

    eğer sisler bulvarı olmasa
    eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
    sabah ezanında yağmur yağmasa
    şüphesiz bir delilik yapardım
    hiç kimse beni anlıyamazdı
    on beş sene hüküm giyerdim

    dördüncü yılında kaçardım
    belki kaçarken vururlardı

    sisler bulvarı'ndan geçmediğin gün
    sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
    yağmurun altında yalnızım
    ağzım elim yüzüm ıslanıyor
    tren düdükleri iç içe giriyorlar
    aklımı fikrimi çeliyorlar
    aksaray'da ışıklar yanıyor
    sisler bulvarı ayaklanıyor
    artık kalbimi susturamıyorum.


    A.A


    SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI


    öyle büyük hicran ki
    cam çerçeve bırakmıyor
    kırdı kapıları döküldü sokağa
    havada yangın kokusu
    itfaiye sirenleri
    uzaktan uzağa

    öyle büyük hicran ki
    telefonlar devamlı meşgul çalıyor
    trafik durdu
    çarşılar darmadağın
    çığlıklar geçiyor karanlıktan
    camlarda sinsi bir titreme
    boğuk bir uğultu
    yeraltından
    borular patlamış sular
    vahim bir tenhalığa akıyor

    öyle büyük ki hicran
    zincirleme
    elektrik kontakları
    şerareler dökülüyor sokak lambalarından
    ceryanlar kesildi
    gözden kayboldu şehir
    sanki siyah bir denize batıyor
    ayak sesleri boş meydanlardan
    hoyrat kanatları
    yukarda bir helikopterin
    o ihanet sessizliğini
    par
    par
    parçalıyor..


    A.A


    SOKAKLARDA MIZIKA ÇALMA ÇOCUK


    Boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
    Gece trenlerine binme, kaybolursun
    Sokaklarda mızıka çalma çocuk
    Vurulursun..


    A.A


    SULTAN-I YEGAH


    Şamdanları dolanınca eski zaman sevdalarının
    Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın
    Nemli yumuşaklığı tende denizden gelen ahın
    Gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
    Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın

    Yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda
    Bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda
    Eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda
    Ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da
    Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın

    Bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
    Çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
    Su yasak rüzgar yasak açık kapılar yasak
    Belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
    Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın..

















  6. #16
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    SÜHEYLA DEĞİLDİ ADIN


    hangi bulutlara niçin sarındın
    gözlerindeki mavi kimin gökyüzü
    süheyla değildi başkaydı adın
    gülüşlerin donuk neş'e öksüzü
    o erken sonbahar görüntüsü

    inceden inceye boyanmaz mıydın
    kirpiklerinin lacivert örtüsü
    süheyla değildi başkaydı adın
    ellerin buz gibi ağzının büzgüsü
    kaç yalnızlığın gizli üzüntüsü

    ne yapsan ne etsen anlaşılmadın
    belki sebep kendini aşmak dürtüsü
    süheyla değildi başkaydı adın
    nabızlarında pişmanlığın gürültüsü
    gülümsemen soğumuş çiçek ölüsü..


    A.A


    SÜLEYMAN


    Öbür ışıkları getir hadi süleyman
    Bulvarın ortasında dur bağırma
    Senin için bir yağmur hazırladım
    Hadi ışıkları getir yağdıracağım

    Al bu nisan akşamını benimkini ver
    Sual sorup durma sevmiyorum
    Öbür ışıkları getir hadi getir
    Karanlıktan korkuyorum karnım ağrıyor

    O kadını da getirsene portakal yiyen
    Porselen dişli kadını hani pantolon giyen
    Dur dolmabahçe saatini dinleyeceğim
    Onikiyi çalsın öyle getir hadi getir

    Deniz fenerinden mi çalarsın işte çal
    Kibrit mi tutarsın bilmem işte tut
    Öbür ışıkları getir hadi süleyman
    Sana yağmur hazırladım yağdıracağım

    Sen kimsin süleyman bir de bu var?


    A.A


    ŞAHANE SERSERİ


    yolumdan çekil yavrum
    bağlasalar duramam
    demir asa demir çarık dedim
    neyleyim!
    yolculuk dedim
    ağaçlara tünedi yine akşam kargalarla bir
    rüzgar kendini yerden yere vuruyor
    kırık dökük yıldızlar belirli uzaktan
    telsiz mevceleri ardım sıra koşturuyor
    anamdan yolcu doğmuşum
    yedi dağın yolları kalbimden geçer
    salkım salkım mısralar gelir içimden
    dudaklarımda yağmur damlaları
    alır beni yollar beni alır gider

    anamdam yolcu doğmuşum
    nehirlerle birlikte denizlere kavuştum
    akşam dedim
    şu koca dünya dedim
    ağlasam dedim
    yola bir düşüldü mü ömür boyunca gidilir
    ekmeğin ve şarabın peşinden
    turnaların peşinden
    büyük şehirler büyük aşklar
    çığlık çığlığa terkedilir
    ben
    çocuklar gibi sevdim devler gibi ıstırab çektim
    damarlarımda dünyanın bütün rüzgarları
    harblere açlıklara yalnızlığıma rağmen
    anamdam yolcu doğmuşum
    neyleyim
    gurbet dedim
    vatan dedim
    hürriyet dedim.


    A.A


    ŞEYH BEDRETTİN-İ SİMAVİYE GAZEL


    varsa devran içinde devran
    bu devranın devranıyız biz
    o canlar ki cananından taşra düşmüştür
    cananıyız biz

    gönül mahzun
    ay karanlık
    yıldızlar gözden nihan olsa da
    arşı ferşi ışıktan titretecek
    bir aydınlık imkanıyız biz

    ince bir yağmura gerçi asılmıştır
    -serez'in esnaf çarşısı'nda-
    uzadıkça uzar gölgesi darağacından
    o asırdan bu asıra
    şeyh bedrettin-i simavi'nin
    elhak/devamıyız biz

    geçer mermi ıslıklarıyla/tek tek
    vurduğunu dağıtan
    sunturlu mısralar
    rediflerin gümbürtüsü akla ziyan
    tantanalı bir kavganın demek
    gazelhanıyız biz

    tohum ağaç ve orman
    ölümün içerdiği hayat
    buhara inkilap eden su
    -iriş dede sultanım iriş-
    gün bu gün saat bu saat
    diyalektiğin fermanıyız biz.


    A.A


    ŞUBAT YOLCUSU


    seni kim çizebilir şubat yolcusu
    yalnız akşam olsun dağınık olsun
    ceplerinde bozuk bir bulut uğultusu
    geceleyin dörtte bir ölüm korkusu
    dörtte dört sabaha karşı yağmursun
    seni kim çizebilir şubat yolcusu
    bütün çizgileri bozuyorsun.


    A.A


    TARZ-I KADİM


    -babam şair bedri ilhan'a...-

    olmuyor neyleyim
    olmuyor velinimetim efendim
    olmuyor yirminci asırda
    tarz-ı kadim üzre gazeller söylemek
    beşiktaş'a yakın hanesi yerle yeksan oldu nedim'in
    baki o enis-i dilden
    bir yahya kemal kaldı hal-i hazırda
    ayıptır efendim iç bade güzel sev demek
    var ise akl-u şuurun
    ayıptır bu zamanda yar deyip yar işitmek
    kıvılcımlar kaymalı
    insanlarım dedikçe şair kaleminden
    zaten ömrümüz rüzgarlı sular gibi dalgalı
    kimseler başlamaz medar-i maişet derdinden
    kim okur kim dinler siham-i kazayı?
    yalnız alıp verilir bir selam kalmıştır
    nabi efendi'den

    sen benim velinimetim efendim
    ben senin hayr-ul-halef
    sen vakt-i zamanında
    uyan derdin uyan ey mest-i habinaz
    uyan artık uyan
    bense uyandım hab-i gafletten
    uyan derim uyan ey esirler dünyası!


    A.A


    TATYOSUN KAHRI


    son yolcunun adı attila ilhan’dı
    miyoptu kısa boylu bir adamdı
    dostu yoktu yalnızlığı vardı
    yazı makinasıyla binmişti
    bizimle konuşmaktan çekinmişti
    gözlerini görseniz korkardınız
    polis’ten kaçıyordu derdiniz
    bir cinayet işlemişti derdiniz
    halbuki kendinden kaçıyordu

    tatyosyan’la arkadaş oldu
    güvertede birlikte gördük
    hırsızlama durduk dinledik
    ermeni sicim gibi ağlıyordu
    karısı marsilya’da kalmıştı
    çocuğu karısında kalmıştı
    anası istanbul’da bekliyordu
    palermo feneri parlıyordu

    tatyos’u iki polis getirdiler
    marsilya’daydık kıştı kıyametti
    rıhtıma kelepçeli getirdiler
    mistral zehir kusuyordu
    deniz bildiğiniz felaketti
    bölük pürçük akşam oluyordu
    tatyos’u göz hapsine koydular
    katiyen cigara içiyordu

    “dövülmüş süt gibi yorgunum
    geceleyin kapımı çalsalar
    öyle telaş telaş uyanıyorum
    iflahımı kesti fransızlar
    taşların üstünde yattım
    karımla konuşturmadılar
    üç günde bütün ihtiyarladım
    üç gün dua ettim küfrettim
    beni süreceklerdi biliyordum”

    tatyos’un camları kırılmıştı
    vapur ecel teri döküyordu
    gizli gizli şimşek çakıyordu
    haham levi dua ediyordu
    tatyos’un kahrını anlamıştı
    allah da anlasın istiyordu
    allah tatyos’u görmüyordu
    ellerini kana bulamıştı

    tatyos’un üç cigarası olursa
    ikisi mutlaka bizimdi
    iki göz gibi birbirimize yakındık
    aynı kahırla bakıyorduk
    aynı sancıyı çekiyorduk
    bindiğimiz bu gemi batsa
    çırpına çırpına boğulsak
    allah bilir ki sevinirdik
    yalnız çocuklardan utanırdık
    madem ki ölmemiz lazımdı


    “aşkale’de kel bir dağ vardı
    nefesimi keserdi tıkanırdım
    beni varlık vergisi yıktı
    üç sefer askerlik ettim
    gözüme kargalar konardı
    elimde değildi ne yapayım
    marsilya uzakta duruyordu
    macera beni çekiyordu
    istanbul’u sevmiyordum
    alıp başımı gidecektim”

    attila ilhan bir şiir yazacaktı
    herifin yüreği delinmişti
    içi taun gibi uğulduyordu
    tatyos’un kahrını yazacaktı
    sırılsıklam utanacaktık
    tatyos mutlaka mesut olmalıydı
    ömründe bir dakika olmalıydı
    o dakika mesut olmalıydı
    bunun çaresine bakmalıydık
    yoksa yüzümüz olmazdı
    doğru dürüst ölemezdik
    ölüler bizi ayıplardı..


    A.A


    TUT Kİ GECEDİR


    tut ki gecedir
    karanlık sıvaşır ellerine camlardan
    birden kırmızıya döner
    trafik ışıkları
    kükürtlü dumanlar yükselir
    korkuya batmış
    camkırığı adamlardan
    tehlikeye büyür sakalları

    tut ki gecedir
    ihbarlar birer sansar
    bir telefondan bir telefona atlar
    yeraltı örgütleri tetik üstünde
    adres değiştirmiş silah kaçakçıları
    fahişeler birbirinden kuşkulanıyor

    tut ki gecedir
    katiller huzursuz
    hırsızlar sinirli
    hainler ürkekçedir
    elleri telefona kendiliğinden uzanıyor
    ihanete gece müthiş bir gerekçedir
    ihbarlar birer sansar
    bir telefondan bir telefona atlar

    ihanet bir bilmecedir..


    A.A


    TUTUKLUNUN GÜNLÜĞÜ


    ..salı gecesi..

    kara bir balta buldu akşam vuracak noktayı
    hücreler doldu bir ıslık en yakın maçka tramvayı
    kim bırakmış yalnızlığıma bu hüzzâm şarkıyı
    kimin bu karanlık kimler sürgülemişler kapıyı
    insan olan bağlar her koptuğu yerden yaşamayı

    daktilolar camları bulutlu sorgu odalarında
    didiklemez mi özgürlüğünü sansaryan hanı'nda
    küflenir suyun bir bakır çalığı birikir ağzında
    kendini öldürmeyi belki bin kere tasarlarsın da
    bir kere aklından geçmez bitirmeden ölmek şarkıyı

    gönlünde büyüttüğün o müthiş ünlem içindir ki
    seni kapattıkları öyle rezil o kadar çirkindir ki
    çıplak bir lamba mısın dört duvar içindeki
    ne lambası/söndürülen bütün ilk gençliğindir ki
    gözlerin zehirlense de suç sayarsın ağlamayı

    görülmez dev böceklerdir sanki büyülü duyargalar
    uçaksavar ışıldakları gökyüzünde bir yanlış arar
    tophane rıhtımı'nda acı acı gemiler kalkar
    hücreleri akşam olur haydut öfkeleri kaplar
    ezerim sanırsın vurursan tek bir yumrukta dünyayı

    duruşma arası

    ( o varsa kırılır buzlu camları kışın
    anlamı yoğunlaşır anlamsız bir yaşayışın
    gerçi farkındayız adı belirsiz bir yanlışın
    acaba ben çok mu esmerim o çok mu sarışın

    yansımaz oldu aydınlığı yüzüme haftalardır
    yazdıklarında bile gizli bir uzaklık vardır
    eylem bir dağıldı mı bütün boğazlar daralır
    ben başka bir erkek olurum o başka bir kadın)


    A.A


    VARSAĞI-1


    haçan demir dökende
    ateş yiyesim gelir
    gök sofraya çökende
    doruktan sesim gelir
    dağdan yürek sökende
    kurşun dökesim gelir
    çatal şimşek çakanda
    yağmur perde çekende
    derya göğe çıkanda
    haçan ölesim gelir..














  7. #17
    Aktif Üye yaziklar_olsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mart.2009
    Yaş
    67
    Mesajlar
    372

    Standart Ynt: Attila İlhan şiirleri

    VARSAĞI -2


    Destur bre gökkuşağı
    Hangi devin kılıcısın
    Sabah sabah kanın damlar
    Besbelli can alıcısın

    Akıl almaz bir kelepçe
    Anlaşılmaz hangi suça
    Kilitlenmiş gündüz gece
    Başımızda kalıcısın

    Öfkeyi sorduk sarından
    Korkuyu bildik morundan
    Azrail adında birinden
    Giyilmiş ölmek tacısın

    Karanlık çiçek açtı mı
    İlmik boynuna geçti mi
    Can kuşu tenden uçtu mu
    Bir özgürlük ağacısın.


    A.A


    VARSAĞI -3


    doğarsın sorgudur başlar
    doğmanın hesabı sorulur
    dünya bir bela sofrasıdır
    lokmanın hesabı sorulur

    acı bir dumandır köyleri
    çakaldır kurttur soyları
    gecenin kanlı beyleri
    dumanın hesabı sorulur

    kıvılcım çektiğin demirden
    canını oynadığın kumardan
    bıçağın oyduğu damardan
    akanın hesabı sorulur

    yürü attila ilhan yürü
    yaş da yanar yanarsa kuru
    günü gelir böyle doğru
    yazmanın hesabı sorulur !..


    A.A


    WALDORF ASTORIA


    kadınsa kadın doktor spiedell
    dudakları kalın
    buğulu
    üstüne yoktur linda'nın doktor spiedell
    benim linda'nın
    (bir içim su)
    karanlıkta cıgara içiyor doktor spiedell
    şehvetli
    tembel
    uykulu


    ah doktor spiedell siz yok musunuz
    neden durumu anlamıyorsunuz
    orta doğu'dan vazgeçin diyorum size
    zaten alışverişi nedir orta doğu'nun
    güney doğu asya'yı alsanız elinize
    ah doktor spiedell ne işler çevrilir
    haksızlık neresinde bunun

    müzikse müzik doktor spiedell
    işte bakın
    bunlar orlean cazcıları tek tek
    işte doc smithy
    crazzy pat işte
    işte dikenli trompetler kavgacı kontrbaslar
    öyle mi wagner'i seversiniz demek
    (ah doktor spiedell siz avrupalılar)
    demek çelik miğferli profili bismarc'ın
    gözlerinizi doldurur her dinleyişte
    bırakın doktor spiedell
    bırakın
    bırakın eski prusya'nın köhne uğultusunu
    işte king barnett
    georgia blues işte

    yanlışınız var doktor spiedell
    yanlışınız
    canım sir cunnungham'ı tanımaz mısınız
    -...londra'da nasıl konuşmuştuk diyecek
    londra'da diyecek
    i.g. farben için
    (yani sizin için doktor spiedell)
    orta doğu diyecek hesapta var mıydı
    siz de bilirsiniz ki doktor spiedell
    imperial chemical industries demek
    beş aşağı beş yukarı
    sir cunningham demek
    orta doğu zaten bir ingiliz pazarıydı
    sizin için hesapta var mıydı doktor spiedell
    ama doğru söyleyin
    hesapta var mıydı

    viskiyse viski doktor spiedell
    hem de sevdiğiniz
    black and white
    gönüller şen olsun doktor spiedell
    nasılsa içebiliriz
    henüz saat
    o kadar geç değil ki
    prosit doktor spiedell
    prosit
    yarı geceden sonra başlar
    newyork'ta hayat..


    A.A


    YAĞMUR GEMİLERİ


    o gemiler ki yağmur taşır
    gece sabaha karşı birden
    korkularımıza bulaşır
    gök gürültüsüyle derinden
    o gemiler ki yağmur taşır
    gözümüz kamaşır şimşeğinden

    o gemiler ki başkalaşır
    çelişkinin diyalektiğinden
    gücü çok sonra anlaşılır
    insana eklediğinden
    o gemiler ki başkalaşır
    gelişir değiştirdiğinden

    o gemiler ki şafağa ulaşır
    ümitlerimizin ateşinden
    devrimden devrime yanaşır
    nasıl da büyür kendiliğinden
    o gemiler ki şafağa ulaşır
    bir çığlık gibi bedreddin'den


    A.A


    YAĞMURDA SİS DÜDÜKLERİ


    imdat çığlıkları mıdır
    bir felaketi mi duyururlar
    anlaşılmaz söyledikleri
    salkım saçak çökerler karanlığıma
    yalnızlığımı dağıtırlar
    yağmurda sis düdükleri


    camlarda çehreler hayal meyal
    aramızdan müthiş ayrılmışlardır
    anlaşılmaz niye öldükleri
    son nefeslerini tasarladıkça
    insan ısrarla ölümünü yaşıyor
    yağmurda sis düdükleri


    yürekte keder yoğunlaştıkça
    bulutlar buz tozuna yozlaşıyor
    anlaşılmaz neleri götürdükleri
    sabahlar olur bir türlü uyuyamam
    içimde sanki şilepler çarpışıyor
    yağmurda sis düdükleri..


    A.A


    YALNIZLIĞI DENEMEK


    gecenin ortasında ne işin var
    yıldızlara dokunma yanarsın
    bak birazdan ay da batacak
    karanlık bulaşmasın ellerine
    tersine döner yolunu bulamazsın

    içi dışı uzay tozu yansımalar
    sahi mi yalan mı anlayamazsın
    bir rüya gemisi iskele sancak
    dokunup geçiyor hayallerine
    ağlayasın gelir ağlayamazsın

    sevmek insanın yüreği kadar
    küçükse büyüğünü taşıyamazsın
    yalnızlığı da dene oldu olacak
    nasıl yankılanır derinden derine
    iyi midir kötü mü çıkaramazsın

    insan insanı kendisi tamamlar
    içinde başka dışında başkasın
    eksikliğin fazlana elbet bulaşacak
    öbürü sığacak bunun derisine
    yoksa sabaha sağ çıkamazsın..


    A.A


    YALNIZLIK ŞİİRİ


    Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
    Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
    Bu gece dağ başları kadar yalnızım

    Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
    Dudaklarımda eski bir mektep türküsü
    Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
    Gözlerim gözlerini arıyor durmadan
    Nerdesin?


    A.A


    YANILSAMA


    hiç görmediğim gökler vahşi yeşil
    ağır şehirler oturmuş altına
    içinden sular geçiyor erimiş cam
    parıltıdan göz gözü görmez olmuş

    bu kız sevdiğim o kız değil
    bir başka yüz takmışlar suratına
    kendisiyle kavgalı sabah akşam
    kirpikleri maviymiş dudakları mormuş

    insanlarla yanılmış eski sahil
    şarkılar asılı günün her saatıne
    hangi rastladığıma kimi sorsam
    kimin kim olduğunu bilmiyormuş

    denizin üstü yıldız çil çil çil
    dağların arkasında saklı fırtına
    kötü bir rüyadaymışız tamam
    ne yapsan bir sona ermiyormuş..


    A.A


    YAZIN SON GÜNLERİ


    ufkun sonsuzluğuna
    hiç şaşırmıyorlar
    rüzgarın gizli ıslığını
    hiç kimse işitmiyor
    hangisi anlayabilir
    yazın son günlerinde
    tenha plajın
    ağır hüznünü..


    A.A


    YİRMİBEŞİNCİ KISIM


    Işıkları söndür suna su
    Vapurları duyacağız ha
    Dün gece uykumda sıçradım
    Beni mi çağırdın suna su
    Nereye gideceğiz ha

    Yabancı değil ben kaptanım
    Aç kapıyı suna su
    Büyük yağmurda ıslandım
    Şarabın var mı suna su
    Sabahı bulacağız ha

    Kadehini dinleme çıldırırsın
    Elimden gelmeyen bir o
    Bütün trenleri kaçırdım
    Saatin kaç suna su
    Yarın öleceğiz ha !


    A.A


    ZEYNEP BENİ BEKLE


    zeynep beni bekle / gece ağaçlarına
    yağmur çiseliyorum / cam tozu su beyazı
    yalnızlığını mutlaka değiştireceğim
    bir yaprak halinde süzülüp saçlarına
    eski teşrin'lerden / kederli kırmızı
    zeynep beni bekle mutlaka döneceğim
    söyle kim önleyebilir buluşmamızı

    geceleyin ışıkları söndürdüğün zaman
    benim şiir kitaplarından sızan aydınlık
    elinde uyuyakaldığın heyecanlı roman
    pancurların çarpıldığı lodos geceleri
    rüzgârın değil benim / pencerendeki ıslık
    her akşam koridordaki ayak sesleri
    yanlış çaldığını zannetiğin telefon
    zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
    hem bu ne ilk ayrılığımız ne de son

    pikapta eminağa acemaşirân saz semaisi
    sokakta çocuklar saklambaç hırsız polis
    hayat akıp gidiyor olsam da olmasam da
    saati durmamalı ufak sorumlulukların
    resmi bırakmadın ya / son çektiğin hangisi
    bak mektuplar birikmiş yine masamda
    fakülteler açılacak bak bugün yarın
    zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
    başladığımız filmi birlikte bitireceğiz

    kim ne derse desin içimde delice bir his !














  8. #18
    En İyi Heyhat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    4.214

    Standart Attila İlhan şiirleri

    Beni Bir kere Dövdüler

    beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm
    daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor
    büyükdere'de dövdüler emirgân ve birileri
    geceleyin dövdüler dişlerimi tükürdüm

    emirgan'la aramız çok eskiden beri yok
    niye ölmedim diye bana bozuluyor
    ötekiler şurda burda azar azar gördüğüm
    çakıdan bozma itler sustalı birileri
    fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorum
    bir vakit omuzlarım tutmadı dişlerimi tükürdüm

    boşyerlerime vurdular yumrukları duruyor
    gecenin bir saatinde gizlice kustum
    bir böcek yürüyordu boynumdan içeri
    burnum mu kanıyordu ağlıyor muydum
    büyükdere'de dövdüler emirgân ve birileri
    ayıran eden çıkmadı susadım su veren yok
    kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm
    çocuk sıcaklığına sığınıp uyumayı
    omzum bir vakit tutmadı dişlemi tükürdüm

    fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorum
    daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor
    hiç kimse o halimde görsün istemiyordum
    eczane aramak filan aklımdan geçmedi
    sıcak bir şeyler içmek otelde motelde
    kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm
    dağıtılmış suratımı avuçlarına saklamayı
    ağlamayı düşünürdüm kim bilir belki de
    bir vakit omzum tutmadı dişlerimi tükürdüm

    beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm
    daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor
    büyükdere'de dövdüler emirgân ve birileri
    senin için dövdüler dişlerimi tükürdüm...

    Attila ilhan Tüm şiirleri..

  9. #19
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Attila İlhan şiirleri

    MUHALİF RÜZGAR

    bugün pazartesi
    senin galiba beş dersin olacak
    yine salondaki aynada taradın saçlarını
    istemediğin bir şeyi yapmış olmanın öfkesi
    yine karartmış alnını
    fakat acele etmek lazım
    geç kalırsan tramvay kaçacak
    ve bir yasak levhası gibi asacak suratını
    o suratsız müdire hanım

    bugün pazartesi
    dün pazardı
    belki evde kalıp balerin resimleri yaptın
    kulağında uzak bir piyano sesi
    belki neşeliydin
    belki düşüncen vardı
    belki de yağmur gibi inerken hatıralar
    herhangi bir köşe başında
    bana rastladın

    ben senin hayatına muhalif bir rüzgar gibi girdim.



    Bu da geçer, Ya Hû!

  10. #20
    gogeselam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    19.255

    Standart Cevap: Attila İlhan şiirleri

    YAĞMURDA SİS DÜDÜKLERİ

    imdat çığlıkları mıdır
    bir felaketi mi duyururlar
    anlaşılmaz söyledikleri
    salkım saçak çökerler karanlığıma
    yalnızlığımı dağıtırlar
    yağmurda sis düdükleri


    camlarda çehreler hayal meyal
    aramızdan müthiş ayrılmışlardır
    anlaşılmaz niye öldükleri
    son nefeslerini tasarladıkça
    insan ısrarla ölümünü yaşıyor
    yağmurda sis düdükleri


    yürekte keder yoğunlaştıkça
    bulutlar buz tozuna yozlaşıyor
    anlaşılmaz neleri götürdükleri
    sabahlar olur bir türlü uyuyamam
    içimde sanki şilepler çarpışıyor
    yağmurda sis düdükleri





    Bu da geçer, Ya Hû!

Benzer Konular

  1. Kimi Sevsem Sensin (Attila İLHAN)
    Konu Sahibi gogeselam Forum E-kitap (ekitap)
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 24.Temmuz.2010, 12:50
  2. Attila ilhan Anısına
    Konu Sahibi Heyhat Forum Serbest Kürsü
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 10.Ekim.2009, 15:06
  3. İlhan İrem
    Konu Sahibi Fairy Forum I-J-K-L
    Cevap: 8
    Son Mesaj : 25.Eylül.2009, 17:32
  4. Değişimin Anlamı-İlhan Selçuk!
    Konu Sahibi yaziklar_olsun Forum Hikaye - Yazılar
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 05.Nisan.2009, 02:44
  5. Attila ilhan Hayati (biyografisi), edebi kisiligi ve eserleri
    Konu Sahibi Farazi Forum Edebi Kişilikler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 05.Şubat.2009, 15:29

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet.org, ingilizce kursu, mehter takımı Perde , filmizle88, Ayetel Kürsi