Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
Toplam 24 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #1
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    62
    Mesajlar
    6.980

    Standart Ahmet Muhip Dranas şiirleri


    Ahmet Muhip Dranas Şiirleri , Hayatı , Edebi Kişiliği

    1908 yilinda Istanbul’da dogdu. Ortaögrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladi. Lisedeki edebiyat ögretmenleri Faruk Nafiz Çamlibel ve Ahmet Hamdi Tanpinar, siir sevgisinin gelismesinde etkili oldular. "Ankara Lisesi’nden Muhip Atalay" imzasiyla ilk siiri 1926 yilinda Milli Mecmua’da yayinlandi. Ankara Hukuk Fakültesi’ndeki egitimini yarida birakti. Istanbul’a geldi. Istanbul’da Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne davam etti. Ögrenimini tamamlamadi. Hakimiyet-i Milliye gazetesinde bir süre çalisti. Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi Müdür Yardimciligi görevinde bulundu. Çocuk Esirgeme Kurumu yayin müdürü ve baskanligi, Anadolu Ajansi, Türkiye Is Bankasi yönetim kurulu üyeligi, Devlet Tiyatrosu Edebi Kurul Baskanligi gibi üst düzey bürokratik görevler yapti. 21 Haziran 1980 yilinda Ankara’da öldü, Sinop’ta gömüldü. Hece ölçüsü sinirlarinda kalarak ama durak ve vurgu yerlerini degistirerek gelenekselde çagdasligi yakalayan, çagrisim gücü yüksek, yurdu, insani ve dogasi ile barisik, alisilmadik deyis örgüsüyle unutulmaz siirler yazdi.

    ESERLERİ

    ŞİİR:

    Şiirler (1974)
    Kırık Saz (Bugünkü dille Tevfik Fikret’in şiirleri) 1975
    Şiirler (yaşam öyküsünü de içeren bir incelemeyle birlikte 1982)

    OYUN:
    Gölgeler (1947)
    Çıkmaz (O Böyle İstemezdi’nin ilk yazımı)
    O Böyle İstemezdi (1948)
    Oyunlar (Gölgeler ve Çıkmaz birarada) (1977)


    Ben bir yıldızım


    Ben bir yıldızım yıldızlar ortasında,
    Sağa bakarım, sola bakarım, eyvah,
    Yapayalnızım yıldızlar ortasında.
    Bir bitmez düzelikte akşamla sabah.

    Alabildiğine bana vermişler, “al! ”
    Dayanılmaz boşluğuyla bu evreni
    “Bu gerçek, bunu al! Bu düş, bunu da al! ”
    Ne ki varsa, bana yazılmış nedeni.

    Mutluyum, bu güzel, bu tek yıldızlıkta;
    Milyonlarca sunu, adak sana, tanrım!
    Ama kalbim çatlayacak yalnızlıkta,
    Hiç olmazsa bir ayna ver bana, tanrım!

    Ahmet muhip Dranas şiirleri..
    Konu Heyhat tarafından (07.Ekim.2009 Saat 16:01 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Onursal Üye SiNaN32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Yaş
    62
    Mesajlar
    6.980

    Standart AHMET MUHİP DRANAS hayatı ve şiirleri




    Büyük OLsun


    Ben büyük şarkıları severim; büyük olsun,
    Deniz gibi, gökyüzü gibi her şey ve mahzun.
    Seviyorsam seni aşk ölümsüzdür gönlümce,
    Âşıksam kadınım değil tanrıçasın, ece.
    Denizler yolculuğa çağırır durur da beni
    Gitmem düşünerek geri döneceğim günü.
    Ben büyük rüzgârları severim; büyük olsun
    Aşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzun.
    İnsan bir yanınca Kerem misali yanmalı,
    Uykudan bile mahşer gününde uyanmalı.


    A.M.D


    ESENLİK SİZE


    O gün bu gün size özendim
    Her yerde; hava, toprak, deniz.
    Bir serüvendi; gökteyseniz
    Çıktım, yok, yerdeyseniz indim.

    İlkin, size içkiyi tattırdım:
    Ömür boyunca sarhoşsunuz;
    Ne açsınız artık ne susuz.
    Sizsiz ben de susuz kalırdım.

    Size geceyi de öğrettim
    Onda düşlerle çoğaldınız;
    Yaşantıda yorgun ve yalnız
    Değilsiniz; sizi ürettim.

    Biterdi belki bir uykuyla
    Her şey, ve tadından ötürü.
    Gördünüz ki bundan ileri
    Bir şey var çağıran tutkuyla.

    Çağırdım, çağırdım, çağırdım
    Bir böcek gibi titriyerek.
    Koştunuz tükeninceyedek
    Ha bir adım, daha bir adım...

    Sizi ölümle perçinledim
    Bana...ve sımsıkı ve sıcak;
    Üşürdünüz ah, çırılçıplak
    Ölüm döşeğinde; önledim.

    Size yani günahı sundum;
    Öptünüz ve güzelleştiniz.
    Çirkindiniz ilkin, tek ve pis.
    Irmak oldunuz; sizde yundum.

    Şimdi olay, hep ya hiç gibi,
    Vardan ve yoktan özge bir şey,
    Sevgiden de öte bir düzey;
    Olmak ya da olmamak belki.


    A.M.D


    EVRENİ SEVMEK Kİ...


    Aç mısın kardeşim, gel olanı bölüşelim,
    Ama şiirlerimle seni doyuramam ki;
    Ta, yıldızlara değin uzansa bile elim,
    Daha ötelerine, daha...buyuramam ki.

    İnsanı insan diye sevmişim, hep severim;
    Ve onu tanrılara karşı bile överim.
    Ben bütün bir evreni sevmişim; alın terim
    Var evrende; öz, üvey diye ayıramam ki.

    Güzellikleri alır satarım, gelişim bu.
    Güzel tellalıyım ben; alan var mı? neşem bu.
    Güzel'le yüceltirim insanlığı, işim bu,
    Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki.

    İnsanoğulluğunu kulluk diye almışın!
    Düşüncenin orakla biçilmesine karşın
    Bir geleceğin dulda düşlerine dalmışın;
    Bu derin aldanıdan seni uyaramam ki.
    Kim zafere erecek? Zafer ne? Bir akşamda
    Güneşi bağlamaksa geceye karşı, ya da
    Haykırmaksa, gür... varım, bir güldür açan, ama
    Kini bir hançer gibi kından sıyıramam ki.

    Hep Tanrı mı gerek, ey tapınağı dünyanın,
    Özgürlükler üstünde?... Bir yüce aramanın
    Yıldızsal kulesinden sesleniyorum: kalkın!
    Duyuramam ki ama beni, duyuramam ki...



    A.M.D


    FAHRİYE ABLA


    Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
    Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
    Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
    Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
    Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
    Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
    Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye abla!


    Eviniz kutu gibi bir küçücük evdi,
    Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
    Güneşin batmasına yakın saatlerde
    Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
    Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
    Bahçende akasyalar açardı baharla.
    Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye abla!

    Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
    Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
    İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
    Altın bileziklerle dolu bileziklerin.
    Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;
    Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
    Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye abla!

    Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
    En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.
    Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
    Hâlâ dağları karlı Erzincan'da mısın?
    Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
    Hâtırada kalan şey değişmez zamanla.
    Ne vefalı komşumdun sen, Fahriye abla!


    A.M.D


    KAR


    Kardır yağan üstümüze geceden,
    Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
    Ormanın uğultusuyla birlikte
    Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
    Kar yağıyor üstümüze, inceden.

    Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
    Unutulmuş güzel şarkılar için
    Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan,
    Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan
    Sesin nerde kaldı? kar içindesin!

    Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
    Uyandırmayın beni, uyanamam.
    Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
    Allah aşkına, gök, deniz aşkına
    Yağsın kar üstümüze buram buram...
    Buğulandıkça yüzü her aynanın
    Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
    Göğe uzanır - tek, tenha - bir kamış
    Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
    Büyük yalnızlığını dünyanın.


    A.M.D


    KÖPÜK


    Oyun bitti ve her şey yerini buldu.
    Akşamla ebedi kızlar anne oldu.
    Aynalara bakma, aynalar fenalık;
    Denizi, sonsuz olanı düşün artık.
    Bir gün beni hatırlayabilirsin ancak,
    Güzelsem soyabilirsin çırılçıplak;
    Oradayım hep ben, orada, derinde,
    Gemilerin ihtiyar köpüklerinde.


    A.M.D


    OLVİDO


    Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
    Gün saltanatıyla gitti mi bir defa
    Yalnızlığımızla doldurup her yeri
    Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
    Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
    Lavanta çiçeği kokan kederleri;
    Hoyrattır bu akşamüstüler daima.

    Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
    Unutuşun o tunç kapısını zorlar
    Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
    İşte, doğduğun eski evdesin birden
    Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
    Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
    Ve cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar...

    Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
    Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
    İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı
    Hatırlar bir gün bir camı açtığını,
    Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,
    Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...
    Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.

    Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
    Halay çeken kızlar misali kolkola.
    Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,
    İhtiyaç ağaçlı, kuytu bahçelerden
    Ayışığı gibi sürüklenip giden;
    Geceye bırakıp yorgun erkekleri
    Salınan etekler fısıltıyla, nazla.

    Ebedi âşığın dönüşünü bekler
    Yalan yeminlerin tanığı çiçekler
    Artık olmayacak baharlar içinde.
    Ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!
    Aldan, geçmiş olsa bile ümitsiz kış;
    Her garipsi ayak izi kar içinde
    Dönmeyen âşığın serptiği çiçekler.

    Ya sen! ey sen! Esen dallar arasından
    Bir parıltı gibi görünüp kaybolan
    Ne istersin benden akşam saatinde?
    Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
    Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
    Hatıraların bu uyanma vaktinde
    Sensin hep, sen, esen dallar arasından.

    Ey unutuş! kapat artık pencereni,
    Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
    Çıkmaz artık sular altından o dünya.
    Bir duman yükselir gibidir kederden
    Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
    Amansız gecenle yayıl dört yanıma
    Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.


    A.M.D


    ŞEHRİN ÜSTÜNDEN GEÇEN BULUTLAR


    Bakıp imreniyorum akınına
    Şehrin üstünden geçen bulutların.
    Belki gidiyorlardır yakınına
    Rüyamızı kuşatan hudutların.

    Evler, ağaçlar, sular, ben ve bu an
    Sanki bulutlarla bir, akıyoruz;
    Onların hevesine uyaraktan
    Cenup ufuklarına bakıyoruz.

    Biz de hafif olsaydık bir rüzgârdan,
    Yer alsaydık şu bulut kervanında,
    Güzel'e ve Yeni'ye doğru koşan
    Bu sonrasız gidişin bir yanında;

    Dağlara, denizlere, ovalara
    Uzansaydık yağarak iplik iplik,
    Tohumları susamış tarlalara
    Bahar, gölge ve yağmur götürseydik.

    Bakıp imreniyorum akınına
    Şehrin üstünden uçan bulutların.
    Gidiyor, gidiyorlar yakınına
    Rüyamızı kuşatan hudutların.


    A.M.D


    SERENAD


    Yeşil pencerenden bir gül at bana,
    Işıklarla dolsun kalbimin içi.
    Geldim işte mevsim gibi kapına
    Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

    Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak
    Ben aşkımla bahar getirdim sana;
    Tozlu yollarından geçtiğim uzak
    İklimden şarkılar getirdim sana.

    Şeffaf damlalarla titreyen, ağır
    Koncanın altında bükülmüş her sak.
    Seninçin dallardan süzülen ıtır,
    Seninçin karanfil, yasemin zambak...

    Bir kuş sesi gelir dudaklarından;
    Gözlerin, gönlümde açan nergisler.
    Düşen öpüşlerdir dudaklarından
    Mor akasyalarda ürperen seher.

    Pencerenden bir gül attığın zaman
    Işıkla dolacak kalbimin içi.
    Geçiyorum mevsim gibi kapından
    Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.


    A.M.D


    TESTİ

    Dolu bir testiydim ben,
    Başaşağı ettiniz beni;
    Eh, boşalıverdim derken...
    İyi mi ettiniz yani?

    Sevgiler vardı içimde
    Ezgiler vardı, iyilikler...
    Boşaltıverdiniz, hem de
    Düşürüp kırmaktan beter.

    Hoş, yine bir testiyim ben,
    Yine varım ama bomboş.


    A.M.D


    YAŞARKEN


    Ağaçların daha bu bahçelerde
    Bütün yemişleri dalda sarkıyor;
    Umutların mola verdiği yerde
    Geceler bir nehir gibi akıyor.

    Baksan bir uzaklık var hangi yana,
    Hangi eşyaya dönsen boş bir ayna;
    Varmak istediğim uzak limana
    Gemiler beni almadan kalkıyor.

    Gelmedi gün daha, çalmadı saat,
    Daha uçurmuyor beni bu kanat;
    Sabırsızlanma, ey kapımdaki at!
    Güneş daha gözlerimi yakıyor.

  3. #3
    Köroğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    486

    Standart Ahmet muhip dranas > Adamlar

    Adamlar

    Sönmüş saçlarinda son damla işik,
    Bir düş’ün içinde gibi her akşam
    -Ve yüzleri duman kadar daginik-
    Geçer bu sokaktan binlerce adam.
    Umut gözlerinde ölü bir bakiş,
    Çiglik bir bükülüş dudaklarinda;
    Bulamadiklari nedir ki, yaz kiş
    Dolaşirlar şehrin sokaklarinda?
    Sanki yalvaran bir duadir onlar,
    Belki tanrilara açik vesvese,
    Bir nehir. Bu nehir her akşam akar
    Derinden ruhlari çagiran sese.
    *

    Ahmet muhip dranas..

  4. #4
    En İyi Heyhat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    4.214

    Standart Ahmet Muhip Dranas Şiirleri

    Ağrı


    Vardım eteğine,secdeye kapandım;
    Koşup bir koluna sımsıkı abandım.
    Karlı başın yüce dedikleyin yüce,
    Sükûn içindeki heybetin gönlümce.
    Devce yapında ilk rahatlığı duydum.
    Şifası mı ne ki ruha bu ilk yudum
    Hayâl arkasında boş çırpınışların
    Sen uygun bir vakti gelince rüzgârın
    Sonsuzluğa doğru kalkacak sihirli
    Bir gemisin göklerde demirli
    Ve ben rıhtımında bekleyen tek yolcu...
    Düşüncemizin en haksız, en korkuncu;
    Açan o ağulu çiçek delilikte,
    Gir sır mezara cesetle birlikte,
    Şüphe; o bin çeşit çilenin yemişi,
    Yılan ağzındaki elma... Ey, ateşi
    En derin yerinde gizli gizli yanan!

    Seyrediyor ruhum kar balkonlarından
    İnsanın göresi olmaz manzarayı
    Ve aklın o uçsuz bucaksız sarayı
    Yıkılıyor... Duygu bir kartal hızıyla
    Fırlıyor engine sevinç avazıyla
    Bulutlar ne güzel bulutlardır onlar,
    Hep öyle başımın üstünde dursunlar
    Menekşe rengi, kan rengi, toprak rengi...
    Asılı kalsın hep bu yağmur hevengi.
    Dünyayı saran bu gece ne gecedir,
    Yıldızlardan yağan ışık ne incedir!
    Yansın o yıldızlar, bitinceye kadar
    En derin uykular, en tatlı uykular.

    Ey, gökperdelere şahlanan tanrısal!
    Eteklerindeyiz işte. Ve bir masal
    İçinden gelmişiz sana, atlı yaya,
    Attığımız okta kısmeti bulmaya.
    Yitik, perişandır elbet bencileyin
    Pişmanlığın ırgat olup geceleyin
    Günle bahtın çağrısına koşan kişi.
    Ah, iç sıkıntısı! sen ettin bu işi.
    Zevk, o yosma kadın eski bir bahçede
    Ayaküstü günah işlenen gecede
    Bir susuzluk kadehi sunmuştu bana:
    Yüzümü maskesiz gösteren ilk ayna.
    Yel alsın götürsün bütün o geçmişi,
    Büyülü kadehin zehrinden içmişi
    Serin yalanında kandırmaz her pınar.
    Dindirir miydi ki en tatlı rüzgârlar
    Bende gizli gizli başlamış ağrıyı:
    Bu, rüzgâr ve gemi uğramaz bir kıyı
    Ya da bir teknede açılmış bir delik;
    Hangi pencereye koşarsan ahretlik
    Bir gökyüzü, siyah, güneşten habersiz,
    Her adım attığın yeri basan bir sis.
    Hangi yana baksam onu görüyorum:
    İnancın kaydığı bir dipsiz uçurum;
    Günah kapılarının aralandığı,
    Tanrıların bile avaralandığı
    Şaşkın, çaresiz bir insan kaderince.
    Güneş! güneş! güneş! ey, ölümsüz ece!
    Sana tapınanlar kardeşimdi benim;
    Güneş! güneş! ben sana doğru gelenim,
    Kucakla beni, tanrıça, sev, sar beni,
    En yırtıcı, en aç hayvanların ini
    İçimin göz görmez mağaralarıma gir
    Senin girmediğin yerde haset, kibir
    Dert, kin, yalan, ölüm, korku ve işkence,
    Çakal seslerinden örülmüş bir gece,
    Teneşir başında oynaşan çirkinler
    Engerek düğümü doğuran gelinler,
    Zina şöleninde beynin nöbet nöbet
    Cehennem halayı çeken bin iskelet
    Ve yaprak indiren ağaçlar baharda...
    Senin bağışından yoksun kucaklarda
    Çocuklar kertenkeleyle bir biçimde.
    Ağrı'ya eş bir dağ olsaydı içimde
    İlkin şu gönlüme doğardın her sabah,
    Daha her yer geceyken sarardın, gümrah
    Sarı saçlarınla benim varlığımı,
    Kendimde taşırdım kendi taptığımı...
    Ağrı'ya eş yüce bir dağ yok içimde
    Ne kadar cüceyim dert ve sevincimde!
    Kaplamış gözümün gördüğü her ufku
    Umutsuz, zifiri bir gece, bir korku.

    Ah, yazık ki bütün insanlık güneşsiz.
    Ey ateş, nasıl da seni yitirmişiz!
    Bu yalnız inilti esen manzaradan
    Bir çaresiz ay'dır sallanan aradan;
    Işık tuttuğu her şey bir taze yara.
    Onmaz bu gece. Bırak karanlıklara!
    Can yiğitliği yitirmiş, kalp aşkı
    İlenişlerinden insanın bir şarkı
    Tutmuş dört yanı, bir çirkin ağıt, eski...
    Ah güç de değildi bahtiyarlık belki;
    Üstümüzde deniz gibi bir gökyüzü
    Altında her kalbe esenlik payı var;
    Bizimdir, yelken açmış giden bulutlar,
    Vurup alnımıza serin gölgesini,
    Bizimdir bu koku, bu renk dolu sini
    Üstünde seslerle ışıklar kamaşan;
    Bizimdir bu zafer, bu beste ve bu şan.
    Şu aydın, ferah ve rahat gök altında
    Her kazazedenin müjdesi bir ada,
    Her gülüşe ayna bir gölek kenarı;
    Koparırken elin taze meyvaları
    Öyle kolaydı ki yaşıyorum demek;
    Soframıza konmuş bu doyulmaz yemek
    Niçin bir zehirli kaşıkla yenmede?
    Ağrı! başına boz bulutlar inmede.
    Ne ki bu cendere, ne ki bu sonsuzluk,
    Kim bu vurulmuş yatan, ova boyunca,
    Bir kan çeşmesine açık durup avcu?
    Çile pazarında cana pey sürümü
    Çözmek mi istemiş o çetin düğümü?
    Korkunç bir ezgide çatlayan bu kamış
    Yitirdiğimiz bir cennet mi aramış,
    Ölümsüz barışa gülen şafakları,
    Lezzet ve esenlik tüten ocakları,
    Ömre öpüş tadıyle uyandığımız,
    Tanrısal bir çıra gibi yandığımız?..
    - Dağ! senin yandığın gibi bir vakitler-
    Vuran bir toz parçası değilse eğer
    Küçük gövdesine budur giren ölüm,
    Onun yüzünü bizden çeviren ölüm...

    Sen ey, oyununu en güzel oynayan!
    Hangi kıvılcımla fışkırttın ruhundan
    Bir gün söndürdüğümüz kutsal ateşi?
    Ey sen! ölümden çok hayatın kardeşi
    Dirilttin nasıl bir mucizeyle tekrar
    Her şeyi, dostluktan düşmanlığa kadar
    Ve geri getirdin o sürgünlerini?
    Nerde buldun tekrar eski günlerini
    Zamanlar içinde yitmiş kardeşlerin
    Ve en güzelini sönmüş ateşlerin,
    Kalbimin o kadar sevdiği o gülü,
    Ölüm ötesinin mutlu tahayyülü
    Evrensel cümbüşü, yaşama şevkini,
    Bizden gidenlerin bir gün en yakını
    Ümidi ve şafak kanatlı neşeyi,
    O aşkı, o tadı, o gülümsemeyi?..
    Ey boş gecelerin dadı ayışığı!
    Salla, salla hüzün uyuyan beşiği
    Söğütlerin nazlı dalları içinden
    Ki o altın saman yolları içinden
    Bir sabahı özleyen şu taze kadın
    Yatsın başyastığına anılarının;

    Bir makine sesiyle işleyen kalbi
    Alıp gezdirsin onu bir gemi gibi
    Düşlerinin durgun, mavi denizinde.
    Beni de hep kendi kendimin izinde
    Fenerinle yolumu aydınlatarak
    Barış çeşmesini aramaya bırak,
    Budur yaşadığın sürece görevin;
    Gecelerin birinde, solgun alevin
    Güne yenilmeye başladığı zaman
    Üstüne başımın düştüğü kitaptan
    Eser Mevlânâ'nın üflediği rüzgâr...
    İşte, gam türküsü söyleyen kamışlar
    Rüzgârından gördüğüm ova boyunca.
    Bu bir düştür belki, insan uyanınca,
    Gözlerinde kalır serabı bir ömür,
    Her şey bu ışıltı ardından görünür
    O insana; sevmek, yaşamak ve ölüm.
    Seni uykuya çekip götüren elim
    Kadınım, ayışığı içinden şu anda
    Aldanış diye ne varsa bir insanda
    O daldan tutuyor...Böyledir bu. Kader
    Kavuşur sabaha en uzun geceler
    Ve serin durur her avunuş testisi.

    Rüzgârlar başladı. Sonsuzluk gemisi
    Önünde köpürüp şahlanmada engin;
    Yolcusu olduğun nihayetsizliğin
    Bir ucu Allah'ta ve sende bir ucu.
    Başlıyor serüvenlerin en korkuncu:
    Gökyüzüne doğru yürüyen yeryüzü,
    Barıştıran sınır geceyle gündüzü;
    Ey sonuca doğru ilkuçtan gelen Dağ!
    Göğü perde perde delip yükselen Dağ!..


    [b]A.M.D

  5. #5
    En İyi Heyhat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    4.214

    Standart Ahmet Muhip Dranas Şiirleri

    1939 (Bin dokuz yüz otuz dokuz)

    Bin dokuz yüz otuz dokuz:
    Karanlıkların içinde
    Ölülerle yaşıyoruz.

    Puslu havayı sever kurt;
    Kaplamakta gökyüzünü
    Kurşundan ağır bir bulut.

    Her şey uyuduğu zaman
    Kıracak zincirlerini
    Gecede uyanık duran..

    Ahmet muhip Dranas şiirleri...

  6. #6
    En İyi Heyhat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    4.214

    Standart Ahmet Muhip Dranas Şiirleri

    Atlı karınca

    Ne çektik böyle gülünceye dek
    Eh, şeniz işte hep bu düğünde!
    Karım şen bir deliler evinde,
    Yirmisindeki hemşirem Van'da,
    Babam tenha tezgahının üstünde,
    Ben bir hayal atının sırtında
    Ve anam mahzun... ölünceye dek...

    Ahmet muhip dranas şiirleri..

  7. #7
    En İyi Heyhat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    4.214

    Standart Ahmet Muhip Dranas Şiirleri

    AYAKLAR

    Ölmüş o, ayrı düşmüş sürüden,
    ayakları dışarda örtüden.

    Ölmüş herkes gibi ölen insan,
    Yalnız ayaklar kalmış yaşayan.

    Ardından ölüme düşen başın
    İki kardeş bakakalmış şaşkın.

    Der ki, bu ayakları görenler,
    Başım değilmiş düşünen meğer.

    Ayaklarım, az gide uz gide,
    Ayaklarım, ümitler peşinde!
    Yolcu ölmüş; işte ayaklar hür!
    Yolcu ölmüş; ayaklar düşünür...

    Ahmet muhip dranas şiirleri..

  8. #8
    En İyi Heyhat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    4.214

    Standart Ahmet Muhip Dranas Şiirleri

    Bahar şarkısı

    Titrek bir damladır aksi sevincin
    Yüzünün sararmış yapraklarında
    Ne zaman kederden taşarsa için
    Şarkılar taşırsın dudaklarında.
    İşlerken hülyama sesten örgüler
    Bir çini vazodan dökülen güller
    Gibi hülyada fecirler güler
    Buruşmuş bir çiçek parmaklarında.

    Gözlerin kararan yollarda üzgün,
    Ve bir zambak kadar beyazdı yüzün;
    Süzülüp akasya dallarından gün
    Erir damla damla ayaklarında.

    Sesin perde perde genişledikçe
    Solan gözlerinden yağarken gece
    Sürür eteğini silik ve ince
    Bir gölge bahçenin uzaklarında.

    Sen böyle kederden taştığın akşam
    Derim dudağında şarkı ben olsam
    Gözlerinde damla, içinde gam
    Eriyen renk olsam yanaklarında..

    AHMET MUHIP DIRANAS

  9. #9
    En İyi Heyhat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    4.214

    Standart Ahmet Muhip Dranas Şiirleri

    Ay ışığı

    Yüzün beyaz, abajur yeşil, gece mor;
    Esrimiş kalbim, şarkısını söylüyor.
    Her yanın avuçlarıma dökülüyor
    Çeşmeden akan suyun berraklığında.

    Dolaşan bir dudak mı var saçlarını?
    Ay tırmanıyor zeytin ağaçlarını.
    Sürü bulutlar gece yamaçlarını
    Otlayıp yayılıyor gök kırlığında.

    Üzerinden örtüyü mü çekti bir el?
    Gece ayaklarından akıp giden sel;
    Seyrine doyulmuyor ruhunun, güzel
    Bu manzara gibi, bu ayışığında....

    Yeniden yarattı seni gizli bir el!

    AHMET MUHIP DIRANAS

  10. #10
    En İyi Heyhat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şubat.2009
    Mesajlar
    4.214

    Standart Ahmet Muhip Dranas Şiirleri

    Aynalar

    Gençliğimi kaybettim birtakım odalarda;
    Kaybolan gençliğimi aradığım aynalarda
    Ölüler dolaşıyor böğürlerinde elleri,
    Aynı şeyi arayan akraba hayalleri.
    Yalnız bir taze kadın yaşlılığı arıyor;
    Yaşlılığım, yaşlılığım! Diye yalvarıyor.
    Sırları dökülüyor baktığı aynaların;
    Söndürüp yürüyor bir bir aynaları kadın...

    AHMET MUHıP DIRANAS

Benzer Konular

  1. Ahmet Ada Şiirleri
    Konu Sahibi Heyhat Forum A
    Cevap: 28
    Son Mesaj : 14.Aralık.2010, 13:04
  2. Ahmet Erhan Şiirleri
    Konu Sahibi Heyhat Forum A
    Cevap: 105
    Son Mesaj : 13.Aralık.2010, 02:23
  3. Ahmet haşim şiirleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum A
    Cevap: 12
    Son Mesaj : 11.Haziran.2009, 19:33
  4. Ahmet oktay şiirleri
    Konu Sahibi Farazi Forum A
    Cevap: 9
    Son Mesaj : 20.Mayıs.2009, 18:06
  5. Ahmet altan şiirleri
    Konu Sahibi Köroğlu Forum A
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 05.Mart.2009, 04:09

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet, ingilizce kursu, mehter takımı Ayetel Kürsi Perde kitap özetleri