Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu - vBulletin

Sayfa 3 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci 1234 SonuncuSonuncu
Toplam 35 adet sonuctan sayfa basi 21 ile 30 arasi kadar sonuc gösteriliyor
dqw
  1. #21
    Üye
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Mesajlar
    48

    Standart Ynt: Ahmed Arif Şiirleri...

    İSİMSİZ


    Ve güneş yasak
    Duvarlar vardır
    Ve korkunçtur yalnızlığı ranzaların
    Sen yatağında yanüstü düşmüşsün
    Dudaklarında dost cıgaran
    Kaysılar belki bu gece çiçek açacaktır
    Çalmış kışlaların yat boruları
    Kalmışsın en güzel kavgaların haricinde
    Kalbin, Zonguldak'ta çökmüş bir kuyu
    Kafan, sokak çarpışmasıdır Çin'de


  2. #22
    Üye
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Mesajlar
    48

    Standart Ynt: Ahmed Arif Şiirleri...

    İSİMSİZ


    ...Beni yiğitler götürür
    Katlarına
    Sevda ile varılan
    Yiğitler ki,
    Dilerini tükürmüş
    Yiğitler ki,
    Hâyaları burulan.

    Yanyana, upuzun,
    Boylu boyuca
    Tepeden tırnağa kan.
    Yiğitler ki,
    Herbiri bir parça vatan.
    Gözlerinde
    Bir küfür kasırgası
    Ana-avrat
    Ah ulan...





  3. #23
    Üye
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Mesajlar
    48

    Standart Ynt: Ahmed Arif Şiirleri...

    KALBİM DİNAMİT KUYUSU'NDAN BÖLÜMLER


    ...Beni, gözlerin götürür
    Gözlerin
    Aşkla, acıyla...
    Kuşatmışlar
    Sesimi, soluğumu
    Kesilmiş
    Tuz-ekmek payım
    Vurgunum
    Ve darda,
    Gözaltındayım.
    Dal, kor keser
    Penceremde açarsa
    Kuş, vurulur
    Üzerimden uçarsa.
    Ve hal böyle böyle,
    Yol bu yöndeyken
    Gelir,
    Ki her gelişinde
    Daha da içten
    Gelir,
    Soluk soluğa
    Benim olursun.
    Amansız sarmasında
    Kollarımın
    Esrik,
    Çığlık çığlığa
    Erir, kar gibi vücudun...
    Nicedir,
    Kahpe ağzında
    Bir salgın,
    Bir deprem gibi künyemiz.
    Nicedir,
    Başımıza zindan dünyamız.
    Biz ki
    Yarınıyız halkın,
    Umudu, yüzakıyız,
    Hıncı, namusu...
    Şafakları,
    Taaa şafakları
    Hey canım,
    Kalbim
    Dinamit kuyusu...










  4. #24
    Üye
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Mesajlar
    48

    Standart Ynt: Ahmed Arif Şiirleri...

    RÜSTEMO


    Modan yaylasına eşkin almadan
    Maktela üzerinde sağımız
    Karbeyaz Çermik Dağları
    Solumuz kan kırmızısı Fırat'tır
    Dört mevsim yeşildir orman
    Ve toprak çetin
    Baharları aşiretler iner Dersim üstünden
    Sürü otlatır.
    Odunda
    Kömürde
    Pamukta
    Gönlü bir akarsu gibi alıp götüren
    Irzdan ve ekmekten yana
    Bir kara sevdadır
    Yeşil murattır
    Ve bundan ötürü tutmuş dağları
    Ve almış yürümüş sulardan öte
    Kıl çadırlarda maceramız
    Yasak bundan böyle zulüm;
    Ve öşür
    Ve haraç
    Ve angarya
    Ve katil
    Ve şirkat
    Ve talan
    Ve küfür kıza kısrağa
    Yasaktır, emreder Dağlar Paşası
    Elinde, affetmez Fransız üçlüsü...

    Gayrı malumunuz olsun halım
    Hayrola encam
    Malum ola
    Ayan beyan
    Dosta ve düşmana serencam

    Önce şeyhulislam fetva buyurur
    Katlim dört mezhepte vacip görülür
    Sonra saray ferman eyler
    Ve kaltak vurulur ordugahlarda
    Dar vakit yetiştin tatar ağası
    Bir elimde kana batmış hamaylim
    Bir elim derman eyler
    Dostooo
    Buncasına kavga demezem
    Kızanlar idman eyler
    Hele sarılmasın dört bir yanımız
    Tamam cümle dağlar mevzi almıştır
    Ve yatmış pusuya patikalar

    Salavat getirir dağ dağ taburlar
    Narlı bahçe üzre kanlı bir akşam
    Gelen elçi değil
    Azrail olsun
    Anam avradım olsun kaçarsam.




  5. #25
    Üye
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Mesajlar
    48

    Standart Ynt: Ahmed Arif Şiirleri...

    TOGLIATTI


    Palmiro, Palmiro şanlı işçi
    Sıcak yaralarındaki barut kokusu
    kesik, anaların sütü
    Ve kaçmıştır bebelerin uykusu
    Koku katedrallerinde yarımadanın
    Gün görmüş meydanları Roma'nın
    Bizimledir
    Mavi mavi eser deniz meltemi
    Sicilya'nın güneşli kalçaları
    Bizimle kartpostal dalgınlığında Napoli bahçeleri
    Bizden yanadır hava
    Bizden yanadır su
    Bizden yanadır Sinyor de Gasperi'nin
    Ve bütün sinyorların korkusu
    Ürkmüştür manastır fareleri.








  6. #26
    Üye
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Mesajlar
    48

    Standart Ynt: Ahmed Arif Şiirleri...

    TUTUKLU


    Birden
    Kurşun yemiş gibi susar
    Gözbebeklerime karşı
    Susar da
    Açılıp yol verir şehir
    Sade radyolarda bir gamlı hava
    "Elaziz uzun çarşı"

    Firarda gözüm yok
    Namussuzum yok
    Yok pişmanlık bir halim
    Yaslanıp
    Bir cigara yakmak isterim
    Dumanı cevahir değer

    Mağlup mu desem mahcup mu
    Ama ikisi de değil
    Ben garip sen güzel
    Dünya umutlu
    Öyle bir tuhafım bu akşamüstü
    Sevgilim
    Canavar götürür gibi
    İki yanım
    İki süngü








  7. #27
    Üye
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Mesajlar
    48

    Standart Ynt: Ahmed Arif Şiirleri...

    YURDUM BENİM ŞAHDAMARIM


    Engereğin dişlerine işledim,
    Ağu dişlerine
    Oluklu, çentik...
    Ve vurgun,
    Gözleri bir çift cehennem
    Burnuna kan tütmüş
    Pars bıyığına...
    Dağın pulat yüreğine işledim,
    Şimşeğin masmavi usturasına
    Sevdanı usul-usul
    Sevdanı mısra-mısra
    Lo ben seni hapislerde sevmişim,
    Ben seni sürgünlerde.
    Yurdum benim şahdamarım...

    Yücende buzul
    Ve kar,
    Maviş dağ tavşanları
    Gün vuranda alaran
    Zemheri yılanları
    Ve yakut bir hışımla
    Öyle çakılan
    Sonsuzluğun yakışığı kartallar.

    ....................
    ....................
    Başım gözüm üstünesin
    Suskum, avazım üstüne...
    Adından başka silah
    Yazgından başka günah
    Daha yazmamış
    Hiçbir gizli dosyada
    Hiçbir açık kitapta.

    Peşinde azgınları
    Kanlı paranın
    Yani Doların itleri,
    Altın, Sterlin kurtları
    Ve petrol Nemrutları
    Ve kurşun Yezitleri...

    ....................
    ....................
    Kaçgunda, kaçakta
    Can havlindesin...
    Ve çocuk ölüleri
    Parçalanmışlar
    Daha süt kokuyorlar
    Ve anne ölüleri
    İncecikten, gencecikten
    Açık hepsinin gözleri.
    Halkım benim
    Askıda çığ...









  8. #28
    Üye
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Mesajlar
    48

    Standart Ynt: Ahmed Arif Şiirleri...

    AHMED ARİF


    «Bir şair: Ahmed Arif
    Toplar dağların rüzgârlarını
    Dağıtır çocuklara erken»


    «Hasretinden Prangalar Eskittim» kitabıyla Ahmed Arif’in şiiri de gün ışığına çıktı. Böylece Ahmed Arif’in Türk şiirinde zaten öteden beri sağlamış bulunduğu yer, okurun gözünde de matematik bir kesinlik kazandı. Sanırım, bu yer, bundan sonra en az tartışılır yerlerden biri olarak kalacaktır. Şu yaşadığımız günler sarsıntılı, karmaşalı günler. Çok hareketli günler. Ama bu arada fikir ve sanat hayatımızda yerleşik değerler ile yeni değerler arasında, yerleşik değerlerin kendi içinde, yeni bir trafik doğmuş bulunuyor. Şimdiye dek şu yönden bakılmış değerlere şimdi bir de bu yönden bakılmakta, dayanıksız değerler ufalanmakta, silinmekte, çok şeyin hesabı görülmektedir. Ayrıca sağlam değerler yerlerini bulmaktadır, ya da bulmaları için pek bir şey kalmamaktadır. Bunun için, iyidir diyorum, bu sarsıntı, bu karmaşa. Daha önce şairler arası bir «pazarı» olan Ahmed Arif de bu arada bu durumdan fırlayıp okura uzanmak olanağını buldu, ya da gereğini duydu.

    Ahmed Arif Diyarbakır’lı. İlk şiirleri 1948-1951 yılları arasında bir iki dergide göründü. O günlerde kendisi Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde, felsefe bölümünde öğrenciydi. Sonra tutuklandı. İlk şiirlerini ortaya çıkardığı sıralarda Orhan Veli ve arkadaşları şiire iyice hâkim görünüyorlardı. Garip dönemi bitmiş, Sabahattin Eyuboğlu'nun deyimiyle “halk olarak sanatın” dolaylarında dolaşılmaya başlamıştı. Bütün gençler, bütün yeni yetmeler Orhan Veli'ye, Oktay Rıfat'a, Melih Cevdet Anday'a öykünüyordu. Sanki şiir yalnız onların yazdığıydı; onların yazdığından başka şiir olamazdı sanki. Gençlerin bu bilinçsiz tutumu şiirimize zararlı olmuştur. Ama genç sanatçıların çoğu böyle olmakla birlikle, aralarında kendi çıkış noktalarını geliştirmeye çalışan, Orhan Veli ve arkadaşlarına pek kulak asmayan kimseler de yok değildi. Ahmed Arif’i de bunlardan biri olarak görüyoruz. İlk şiirinde bile. Gariple gelen şiirin içeriğine aldırmamıştır. Önerilmekte olan ve bir çeşit şiirsiz şiir diyebileceğimiz hareketi umursamadan kendi doğrultusunda çalışan birkaç şairden biri de odur.

    Ahmed Arif’in şiiri bir bakıma Nâzım Hikmet çizgisinde, daha doğrusu Nâzım Hikmet'in de bulunduğu çizgide gelişmiştir. Ama iki şair arasında büyük ayrılıklar var. Nâzım Hikmet, şehirlerin şairidir. Ovadan seslenir insanlara, büyük düzlüklerden. Ovada akan «büyük ve bereketli bir ırmak» gibidir. Uygardır. Ahmed Arif ise dağları söylüyor. Uyrukluk tanımayan, yaşsız dağları «âsi» dağları. Uzun ve tek bir ağıt gibidir onun şiiri. «Daha deniz görmemiş» çocuklara adanmıştır. Kurdun kuşun arasında, yaban çiçekleri arasında söylenmiştir, bir hançer kabzasına işlenmiştir. Ama o ağıtta, bir yerde, birdenbire bir zafer şarkısına dönülecekmiş gibi bir umut (bir sanrı, daha doğrusu bir hırs), keskin bir parıltı vardır. Türkü söyleyerek çarpışan, yaralıyken de, arkadaşları için tarih özeti çıkaran, buna felsefe ve inanç katmayı ihmal etmeyen bir gerillanın şiiridir. Karşı koymaktan çok, boyun eğmeyen bir doğa içinde. Büyük zenginliği ilkel bir katkısızlık olan atıcı, avcı bir doğa içinde.

    1959-1962 yılları arasında Ankara'daydım, Muzaffer Erdost tanıştırmıştı bizi. Hemen dost olmuştuk. O sıra, Muzaffer Erdost Ulus gazetesinin basımevi müdürüydü. Ahmed Arif de Medeniyet gazetesinde çalışıyordu. Haftanın üç-dört günü beraberdik. Daha doğrusu üç-dört gecesi. Ben, geceye doğru, saat 11-12 sıralarında Ulus gazetesine giderdim. O ara, kendi gazetesini erkenden bağlamış bulunan Ahmed Arif de oraya gelmiş olurdu. Muzaffer'in odasında oturur, sabaha kadar konuşurduk. Nelerden konuşurduk? Her şeyden. Sabahleyin, yürüye yürüye Kızılay'a kadar gidilir, orada ayrılınırdı. Yaz, kış, hep böyle. Bu sıkı ilişki birbirimizi iyice tanımamıza yardım etti. Her şairin konuşma tarzıyla (hattâ yüzüyle) şiiri arasında bir yakınlık, bir benzerlik vardır muhakkak; ama konuşmasıyla şiiri arasında bu kadar bir özdeşlik bulunan bir şaire ilk kez Ahmed Arif’te raslıyordum. Onun şiiri, konuşmasından alınmış herhangi bir parça gibidir; konuşması ise, şiirin her yöne doğru bir devamı gibi. Bir bakıma «Oral» (ağza ilişkin) bir şiirdir onunki. Bizde oral şiirin tuhaf bir kaderi vardır: bu şiirde, genellikle, ya kuru bir söylevciliğe düşülür, ya da harcıâlem duyguların tekdüze evrenine. Daha doğrusu, nedense şimdiye kadar genellikle böyle olmuştur. Bu, sözün yakışığı uğruna, şiirin elden çıkarılması, harcanmasıdır. Ahmed Arif’in şiirinde böyle bir sakınca yok. Hiç bir zaman söyleve düşmez. Bir duygu sağnağı, imgeler halinde, sıra sıra mısralar kurar. Ana düşünce, dipte, her zaman belirli, ama sakin durur; çoğalır, büyür belki, ama kalın bir damar halinde hep dipte durur. Ahmed Arif, kendi şiirine en uygun yapıyı ve mısra düzenini bulmuş bir şairdir. Anlatımıyla, şiirin özü arasında özdeşlik vardır. Türkçe destan türünün en ilginç deneylerini yapmıştır. En ilginç çıkışını desek daha yerinde olacak Bir yalçınlığı koyuyor şiirine Ahmed Arif, bir graniti. O yalçınlıktan, birden, sınır köylerine iniyor; «tavukları birbirine karışan» insanları anlatıyor. Bu birdenbirelik onu kekre diyebileceğimiz bir lirizme ulaştırıyor. Ya da tersi oluyor. Eksiksiz bir silah koleksiyonunun arasından görüşmecisinin yolladığı taze soğan demetini görüyorsunuz. Ahmed Arif, Doğu Anadolu'nun, sınır boylarının yersel görüntüleri içinde oraların türkülerini kalkındırıyor, bütün Anadolu türkülerine ulaştırıyor onları, büyütüyor, besliyor; ama boğulmuyor onların arasında. Doğu Anadolu insanının müthiş malzemesini korkusuz bir lirizm içinde önümüze yığıyor. Sonra bütün Anadolu insanına doğru yayıyor onu. Pir Sultan Abdal'ı, Urfa'lı Nazif'i, Köroğlu'na, Bedrettin'e götürüyor. Büyük bir sevgiye, bir umuda çağırıyor Anadolu insanını; gözlerinden öperek, çıldırasıya severek. Evet, halk türkülerinden yararlanıyor Ahmed Arif. Yalnız, halk kaynağının, edebiyat için, şiir için, türkülerden öte daha bir sürü olanak taşıdığını, hatta öbür halk kaynakları içinde türkülerin o kadar da büyük bir ağırlık taşımadığını iyi biliyor. Bu yanıyla halk kaynağına eğildiklerini sanan başka şairlerden ayrılıyor. Onlar gibi sadece türkülere yaslanmıyor. Özellikle destan türü için vazgeçilmez olan tavrı tâ temelden takınıyor. Çalışmalarını ona göre yapıyor.

    Ahmed Arif kendi şiirine en uygun yapıyı ve mısra düzenini getirmiştir, dedik. Bir de, Paul Eluard için söylenmiş bir sözün onun şiirine de uyduğunu söyleyelim: Paul Eluard’ın şiiri imgenin tutsağı değildir; gerçeküstücü döneminde de, ondan sonraki dönemde de, şiirin temelinde yatan ana öğe, mısraların kısalığı, kuruluş tarzı ve bunların birbirleriyle bağlama biçimi sayesinde ipuçlarını hiç bir zaman saklamamıştır. Ahmed Arif’te de öyle. İmge, çıplaklığın çarpıcılığını taşır; düşünce, vurucu özelliğini ilk anda kullanır. «Hasretinden Prangalar Eskittim»de bunun birçok örneğini görüyoruz. Sonra imge onda sınırlı bir öğe değil. Bir bakıma şiirin kendisi, bütünü. Öyle ki bütünüyle vardır onun şiiri. Kelimeler ilişkin oldukları kavramları aşan ve daha geniş durumları kavrayan bir nitelik gösteriyor. Şiirin bütünü içinde kullanılmış bazı düz sözler inanılmaz bir çarpıcılık, bir imge yeteneği kazanmaktadır Ahmed Arif’te. Öte yandan, şiirin içinde birer ikişer kelimelik mısralar halinde akan bu sözler biçim yönünden de önem kazanmaktadır. Öyle ki, kendiliğinden doğan ve yalnız Ahmed Arif’e özgü gizli bir aruz gibi bu sözlerden bütün şiire bir müzik yayılmakta, ya da bütün şiir çekidüzenini onlarda bulmaktadır.

    Sözgelimi, Otuzüç Kurşun'da:

    Yakışıklı
    Hafif
    İyi süvari

    mısralarının;

    yine aynı şiirde:

    ve karaca sürüsü
    Keklik takımı...

    mısralarının böyle bir işlevi vardır.

    Bu, Mayakovski'nin ritm elde etmek için yaptığı biçim çalışmalarını akla getiriyorsa da, aslında bu noktada iki şairin tutumlarını birbirine karıştırmamak gerekir. Mayakovski için, ritm, bir yerde, her şeydir; «şiirin temel gücünü» ritmde bulur o; bir endüstriye benzettiği şiir için ritm manyetik gücü ya da elektriklenmeyi temsil eder. Ahmed Arif için ise ritm sadece bir olanak olarak önemlidir. Ama aralarındaki asıl ayrım surda sanırım: Mayakovski'de ritm, bir bakıma, şiirin dışında bir yerdedir, anonim bir tekniktir. Bunun için sık sık düşey ya da yatay ses benzerliklerine, bağdaşımlarına başvurur. Daha özetlersek: Mayakovski ritmi ses'te aramaktadır. Ahmed Arif ise söz'de arar. Bunun için onun şiiri bir noktada «oral» niteliğini bırakır, çok ötelere gider. Bu yanıyla çağdaş şiirin en yeni yönsemelerine karışır. Özellikle imge konusunda yaptığı sıçrama onu bugünkü şiiri hazırlayanlardan biri yapmıştır. Zaten birçok şairin onun etkisinden geçmesi de bunu gösteriyor. Sadece bu bakımdan bile «Hasretinden Prangalar Eskittim», geç kalmış bir kitap değildir. Bir de şu bakımdan geç kalmış bir yapıt değildir «Hasretinden Prangalar Eskittim»: Yaşsız bir şiirdir Ahmed Arif’in şiiri. Günün değil, çağın değil, çağların «aktüalite»siyle doludur. «Künyesi çizileli» kimbilir kaç yıldız uçmuştur. Dirsek teması içinde bulunduğu köylülerin, yürüyerek gezdiği kasabaların arasından tarihi kalın çizgilerle görmeyi sever. Tarihi ve uygarlığı. Yalnız, «Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi»nde daha güncül bir tavrı var. Otuzüç Kurşun'da da biraz öyle. Bir yerde tarihten önce yaşamış bir ozan konuşuyor sanırsınız, başka bir yerde en genç kuşağın bir verimi karşısında gibisinizdir. Bu bakımdan elli yıl sonra da yayımlansaydı aynı ilgiyi görecek, sevilecekti bence.

    Hollanda'ya gittiğimde orada Van Gogh'un sarılarının kaynağını bulmuş ve daha çok sevmeye başlamıştım. Van Gogh'un resimlerindeki sarıları. Çünkü Hollanda’daki coğrafya’nın yeryüzü şekillerinin, bitkisel örtünün sarıları Van Gogh'u içimde somutlamış ve bir yere oturtmuştu. Onun çalışmasını gözümde daha da büyütmüştü. Doğal verilerle yaratıcı çalışma arasındaki böyle bir ilişki sanat yapıtının değerini artırıyor. Sanat yapıtı gerçeğin asalağı olmamalıdır, ama bütün bütüne de ondan kopmamalıdır, ondan kopmayışın kanıtlarını taşımalıdır.

    Aynı şekilde, Erzurum toprağını gördükten, Doğu Anadolu'daki yeryüzü şekillerini, iyice dolaşıp, içime sindirdikten sonra, Aşık Veysel'in sesine daha çok tutuldum. Van Gogh'un sarıları Hollanda toprağının baskın renklerini taşıyor, bir yerde onlara katkıda bulunuyordu, onların arasında açılmış çılgın, sanrılı çiçekler gibiydi. Aşık Veysel’in sesinde de Doğu Anadolu toprağının rengi, kıvamı, taşıl niteliği, köy evlerinin içinden geçen arklar, yüzükoyun yatarak su içen delikanlılar, genç kızlar vardı. Ahmed Arif’in şiirinde de, şiirini yaparken kullandığı araçlarda da, anlattığı yerlerin, yapıtına koyduğu hayatın çok tutarlı bir bileşkesini görüyorum. Özellikle destan timinde bunun nice önemli olduğunu anlıyorum Ahmed Arifi okurken.
    Cesareti söylüyor Ahmed Arif. Yiğitliği.
    Bir pınar gibi, bir yeraltı suyu gibi, bir tipi gibi.

    «Dostuna yarasını gösterir gibi».

    Yücelerde yıllanmış katar katar karın içinde yürüyor yalnayak ve ayakları yanarak.



    Cemal SÜREYA

    Papirüs — Ocak 1969


  9. #29
    Üye
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Mesajlar
    48

    Standart Ynt: Ahmed Arif Şiirleri...

    Yayınlanmış olan bütün şiirleri eklenmiştir.

  10. #30
    Üye
    Üyelik tarihi
    Ekim.2008
    Mesajlar
    48

    Standart Ynt: Ahmed Arif Şiirleri...

    KENDİ SESİNDEN ŞİİRLERİ

    Akşam Erken İner Mahpushaneye (Dinlemek için Tıklayınız)
    Anadolu(Dinlemek için Tıklayınız)
    Ay Karanlık (Dinlemek içinTıklayınız)
    Bu Zindan Bu Kırgın Bu Can Pazarı (Dinlemek için Tıklayınız
    Diyarbekir Kalesinden notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi (Dinlemek için Tıklayınız
    Hasretinden Prangalar Eskittim (Dinlemek için Tıklayınız)
    İçerde (Dinlemek için Tıklayınız)
    Kara (Dinlemek için Tıklayınız)
    Karanfil Sokağı (Dinlemek için Tıklayınız)
    Otuz Üç Kurşun (Dinlemek için Tıklayınız)
    Suskun (Dinlemek için Tıklayınız)
    Uy Havar! (Dinlemek için Tıklayınız)
    Yalnız Değiliz (Dinlemek için Tıklayınız)

Benzer Konular

  1. Dr. Arif Ali Albayrak Şiirleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum D
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 28.Aralık.2010, 07:01
  2. Arif Damar Şiirleri
    Konu Sahibi SiNaN32 Forum A
    Cevap: 6
    Son Mesaj : 05.Aralık.2010, 12:46
  3. Ahmed arif 33 kurşun
    Konu Sahibi Heyhat Forum Müzik Videoları
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 07.Haziran.2010, 20:09
  4. Ahmed Arif Oy Havar Şiiri
    Konu Sahibi Heyhat Forum Müzik Videoları
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 18.Ekim.2009, 00:06
  5. Arif Nihat Asya Şiirleri
    Konu Sahibi yaziklar_olsun Forum A
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 04.Şubat.2009, 17:57

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
film indir instakip.com, dini sohbet, islami forum, muhabbet, ingilizce kursu, mehter takımı Ayetel Kürsi Perde kitap özetleri